Bir inanca, ideolojiye dışarıdan yapılan bir saldırı ve yıpratma politikası başarılı olmaz; hatta önemli ölçüde o inancı güçlendirir. İnanca en büyük zararı kendi müntesipleri veya mensubiyet iddiasında olan ama gerçekten o inançla sahih bir bağı olmayanlar verebilir.
İşte uzun yıllardır Türkiye Müslümanlığı böyle bir hali yaşıyor. Muhtemelen Cumhuriyet tarihinin en büyük tahribatına, erozyonuna maruz kalmış durumda. Bunu ölçmek için ilahiyatçı, sosyolog vs. olmaya da gerek yok. Yapılan anketleme çalışmalarından sağlanan verilerle bu gerçekliği görmek mümkün.
Elbette cumhuriyetin kuruluşundan bu tarafa dindar kesim zaman zaman baskılamaya, sindirilmeye, kamusal alandan dışlanmaya maruz kalmıştır. Herhalde en şiddetlilerinden birisi de 28 Şubat denilen süreçte yaşananlardır. Fakat hiçbirisi bugünkünden daha büyük bir tahribat yaşatmadı. Çünkü ilk defa dinin kendi mensuplarının tutum, davranış ve yaşam şekillerinin sebep olduğu bir savrulma ve dinden uzaklaşma söz konusu.
Kur’an’da kâfirlerden daha çok münafıklardan söz edilmiş olmasının; vasıflarının tekrarlarla çokça sayılmasının hikmetinin de bu olduğu kanaatini paylaşıyorum. Yani din karşıtlarının dine zarar vermede münafıklar, riyakarlar kadar başarılı olamayacağı gerçeğidir ve onun için de Müslümanlar uyarılıyor.
Şimdi insanlara kavram olarak “kafir nedir; münafık nedir?” diye sual sorsak herhalde yüzlerce farklı cevap alırız. Halbuki çok basit anlamları var.
“Kâfir”, kavram olarak bir şeyin üstünü örtmek, görünmez kılmak, inkar etmek veya dini anlamda hakikatin üstünü örtmektir.
“Münafık” ise, inanmadığı halde inanmışlık gösterisi yapandır; çıkarları öyle icap ettiği için inanç sahiplerine şirin gözükendir; ekonomik, sosyal, politik çıkar umdesinde olmaktır.
Kimseyi bu vasıflarla vasıflandırmak gibi bir hakkımız yok; kendisi ikrar etmediği sürece… Gerçi “Münafık” hiçbir zaman bunu ikrar etmez. En isabetli tarifiyle, “pirincin içindeki ufak beyaz taşlar gibidir.”
Hz. Peygamber, “Münafığın alâmeti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, verdiği sözde durmaz, kendisine bir şey emanet edildiğinde emanete hıyanet eder.” diye münafığın temel vasıflarını ifade buyurmuş.
Alın bu şablonu bugünkülerin tutum, davranış ve ahlakının üzerine koyun bakalım ne göreceksiniz?
-Gözümüzün içine baka baka yalan söylüyorlar.
-Bugün verdikleri sözün ertesi gün aksini söylüyorlar / yapıyorlar.
-Kendilerine verilen emaneti çarçur ettiler. Yani, ihanet ettiler.
Ve halen zavallı bir topluluk, bunları İslam’ın banileri ve karşılarındakileri de İslam düşmanı olarak görmeye devam ediyorlar.
Bu duruma tanıklık eden karşıdakiler de yine akıllarını kullanmayarak İslam’ı, bunların yaşam biçiminden ibaret görmek gibi fahiş bir yanlışın içine düşmekteler.
Birinciler, yani, İslam’ın bayraktarlığı iddiasında olanlar, mensubiyet iddialarını boşa çıkardıkları gibi ikincileri de İslam’a ısındırmak yerine var güçleriyle uzaklaştırmaya; itmeye çalışıyorlar.
Evet, neticede “İslamsız bir din” formu ortaya çıkıyor. Acizane, bu din anlayışını “muhafazakarlık dini” diye isimlendiriyorum.
Galiba Rasulullah’ın haber verdiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Malum Rasulullah, sahabelerine şu haberi veriyor; “Öyle bir zaman gelecek ki, mescitler lebalep cemaat dolu olacak ama içlerinde iman ehli kimse bulunmayacak.”
Şimdi öyle bir hal var mı; yok mu bilme imkanımız yok. Ancak ciddi emarelerini görüyoruz. Misal mi istiyorsunuz? Malum Kur’an’da Allah “zulme meyletmeyin ateş dokunur” (Hud:113) diye ifade buyuruyor. Ateş kime dokunur? Cehennem ehline. Peki, şimdi bizatihi zulme iştirak eden veya en azından zulme meyleden milyonları görmüyor muyuz?
İşte bize vahiyle bildirilen bir insanlık sapması;
“Onlar, Allah’dan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler, Meryem oğlu Mesih’i de…” (Tevbe:31)
Âyeti indiğinde, önceden Hıristiyan olan bir sahabe Resulullah’a “Ya Resulallah, onlara ibadet etmezlerdi.” deyince Resulullah ona cevaben; “onların helal dediğini helal; haram dediğini de haram saymaz mıydınız?” “Evet ya Resulullah” deyince “İşte bu onlara ibadettir.” diye buyurdu.
Ne yazık ki, bugün siyasal iktidar aktörleri kime “hain” diyorsa kime “haramzade” diyorsa veya kimi “tekfir” ediyorsa Müslümanlık iddiasındaki milyonlarca insan da ne yazık ki aynı nakaratı tekrarlıyorlar.
Hadi gelin şimdi bunu izah edin lütfen! Tıpkı Muaviye’nin “erkek deveyi dişi deve” diye milyonlara kabul ettirmesi gibi bir şey.
Allah muhafaza, Resulullah’ın uyardığı gibi bu durum açıkça o insanları dinde otorite gibi görmek ve onların emirlerini, söylemlerini helal ve haram koyucu pozisyonunda kabul etmektir. Bu insanların dinen nasıl bir derekeye savrulacaklarını varın düşünün.
Evet, netice olarak bizatihi Müslümanlık iddiasına sahip olanların eliyle, diliyle bu topraklarda “İslami yaşam” tasfiye edilmektedir. Çok iddialı bir kanaat gibi görülebilir ama acizane baktığım pencereden gördüğüm görüntü bu. Ve bu anlamda büyük bir hicranı yaşıyorum.
Temennim ve duam o ki, Allah bu kabusu bize yaşatmasın. Bu toprakları “İslamsız” bırakmasın. İslam sadece o dine iman edenler açısından değil, insanlık için bir sigortadır.
1 yorum
Yazı hakkaniyetli olarak bir gerçeğin tesbiti bakımından isabetli fakat bu isabetli yazılar kanaatımca yönetimde bir müddet görev almış ve daha sonra azledilmiş kişilerin klasik feveranlarını yansıtıyor.