Mutlak İktidar Anlayışı Nefsin Rablik İddiasıdır

by Fahrettin Dağlı

Dünya nimetlerinin / iktidarlarının değiştiremediği çok az yönetici vardır. Batılı tarihçi Lord Acton, buna muvafık olarak “İktidar bozar, mutlak iktidar mutlaka bozar” demiştir.

Devlette üst bürokraside görev yaptığım dönemlerde bu bozulmayı yakından izledim. Nice ahlak abidesi diyebileceğim arkadaşların / dostların savrulmalarına, vurgun yemelerine tanıklık ettim. Buna dair nice hikayeler dinledim. AKP iktidarı basit bir iktidar değişimi olmadı. İktidar eliyle dindar camiada büyük bir değişim, dönüşüm süreci başlatıldı. O güne kadar isteseler de iktidar nimetlerine erişemeyen mahallemiz insanları ilk defa bu imkanlarla yüzleştiler, adeta dünya ayaklarının altına serildi. Kur’an’da kıssası anlatılan Talud ordusunun ırmakla sınandığı gibi…

Hz. Peygamber, “ordunun seksen bin civarında olduğunu, Allah’ın bir ırmakla sınanacaklarını ve ondan kana kana su içmelerini yasakladığı Talud’un ordusundan sadece Bedir ordusu kadar askerin yasağa uyduğunu ve diğerlerinin ise kana kana içip, ırmağın kıyısında sızıp kaldıklarını” ifade buyuruyor. Yani büyük çoğunluk o kavurucu yaz günü çok arzuladıkları su / nimet ile sınandılar ve kaybettiler.

Hz. Peygamber ve arkadaşları da aynı zorluklarla sınandılar ve Mekke’nin fethinden sonra dünya nimetleriyle sermest oldular. İşte Hz. Ömer, sonraları bu durumu düşündüğünde, “yoklukla, kıtlıkla sınandık kazandık, varlıkla sınandık, kaybettik…” hüzünlü cümlesini terennüm ediyor.

Yine İslam tarihinden ibretamiz bir örnek:

Hz. Ömer Şam’da sınır nöbeti tutan askerleri denetlemeye gittiğinde askerlerin komutanı sahabeden Ebu Ubeyde b. Cerrah’ın çadırında istirahat etti. Öğle vakti idi, Halife Ömer’e, “Size askerin yemeğinden mi yoksa komutanın yemeğinden mi getirelim?” diye sordular. Hz. Ömer “Her ikisinden de getirin!” dedi. Önce askerin yemeğinden getirdiler. Yemekte et, et suyu ve tirit vardı. Hz. Ömer: “Bu askerin yemeği, öyle mi?” dedi. “Evet” dediler. “Bir de komutanın yemeğini getirin bakalım!” dedi. Komutanın yemeğini de getirdiler. Yemekte birkaç parça kuru ekmek ve biraz süt vardı. Bunu gören Hz. Ömer hüngür hüngür ağladı ve dedi ki: “Seni bu ümmetin emini diye adlandıran (Hz. Peygamber) ne doğru bir şey yapmış! Dünya hepimizi değiştirdi de bir tek seni değiştiremedi Ebu Ubeyde!”

Bolluğun, refahın bir de böyle ayartıcı, çizgiden çıkarıcı bir yönü var. Hemen hemen dünyadaki tüm imparatorlukların, krallıkların, sultanlıkların, devletlerin yıkımı, bolluğun ve refahın yönetici kesimi sefih hale düşürmesiyle başlar. Endülüs’ü de Osmanlıya da çöküşe götüren sebepler aynıdır.

Devletlerin yükseliş dönemlerinde, yönetici kesim bir süre sonra erişilen refah düzeyini, ışıltılı dünyayı kendi üstün, olağanüstü yetenekleri ve kabiliyetleriyle kazandığını düşünmeye başlar. Bu psikolojik eğilimin eriştiği en tehlikeli menzil ise, kendilerini mutlak iktidar sahibi olarak görmeleridir. Bu psikolojik sapmanın Kur’an’daki karşılığı nefislerin rablik iddiasıdır.

“Hayır! Gerçek şu ki insan, kendini kendine yeterli gördüğü için çizgiyi aşar.” (Alak:6-7)

“Arzusunu tanrı edinen kimseyi gördün mü? Onun üstüne sen mi bekçi olacaksın?” (Furkan:43)

Hz. Muhammed (sav), Peygamber olmasına rağmen aynı endişeyle kendi şahsı için sahabesini uyarmıştır: “Hristiyanların Meryem oğlu İsâ’ya yaptıkları gibi, beni aşırı şekilde övmeyin! Ben ancak Allah’ın kuluyum. Bana ‘Allah’ın kulu ve Rasûlü’ deyin!”

Allah’tan ve Resulünden böyle güzel misaller paylaşıyorum ama ne yazık ki, bu konuda en büyük zaaflar da İslam dünyasında yaşanmış / yaşanmaktadır.

Emevilerle başlayan kaydı hayat şartıyla yönetimin babadan oğula geçme keyfi anlayışı, adeta dinin bir hükmü olarak kabul edilerek bugünümüze kadar sürmektedir. Hatta öyle ki, saltanat anlayışı / geleneği sadece siyasal yönetimle de sınırlı kalmamış, tasavvuf anlayışının dejenere olmasıyla tekke ve dergahlarda da şeyhlik makamı babadan oğula / damada geçmeye başlamış, orada da bir saltanat geleneği oluşmuştur.

İslam tarihinde bu anlayışın önemli istisnaları Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve torunu Ömer B. Abdülaziz’dir. Hz. Ömer’e ölüm döşeğinde, “yerinize oğlun Abdullah’ı vasiyet et” denilmesine karşılık o, “bir evden bir kurban yeter” diye karşılık vermiştir.

Batı dünyası aydınlanmayla birlikte bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için demokrasiyi geliştirdi. “Devletin kimseye mülk olmadığı” anlayışını zihinlere kazıdı. Dolayısıyla o tarihten bu tarafa iktidara gelen hiçbir yönetici orayı kalıcı bir makam olarak görmemiştir. Seçimi kaybettiklerinde veya başarısız olduklarında ceketlerini alıp çekip gitmişlerdir. Biz de olduğu gibi boş bıraktıkları koltuklarını oğullarına, kızlarına, damatlarına ikram etmemişlerdir. Çünkü yönetim ilmine uygun inşa ettikleri sistem buna izin vermiyor.

Bizde öyle mi? Adeta sultanlık anlayışı gibi kaydı hayat şartıyla o makamlarda oturuyorlar. Hasbelkader ayrıldıklarında da kendi mülkleriymiş gibi evlatlarına ve damatlarına miras olarak bırakıyorlar.

Şimdi izan ve insafla cevap verelim: Bizim siyasal sistemimiz mi, yoksa demokratik Avrupa’nın siyasal sistemi mi İslami anlayışa daha uygun?

Mesela bugünkü iktidarın yirmi yıldan fazladır iktidarda kalmasının temel sebepleri nelerdir?

Ülkeyi bir adalet / hukuk devleti haline mi getirdi?

Ekonomiyi sıçratarak bir refah toplumu mu oluşturdu?

Nizaları çözerek toplumsal barışı mı sağladı?

Yöneticileri alim, fazıl, filozof, erdemli insanlar mı?

Sahi hangi yeteneklerinden veya başarılarından dolayı yirmi yıldan fazladır bu makamlarda oturuyorlar?

Çıksın birisi üstün başarılarından dolayı vazgeçilmez olduklarını söylesin lütfen!

Gayri adil bir seçim sistemiyle ve her seçim öncesinde kurguladıkları bir takım seçim stratejileriyle iktidarı bırakmak istememelerini nasıl izah edeceğiz? Üstelik sadece bugün değil yarının saltanat sahipleri bile hazırlanılıyor, taht kavgası şimdiden başladı. Hangi Avrupa ülkesinde böyle bir siyasal sistem mevcut? Bir tane olsun gösterebilir miyiz?

Meğer Türk tipi Cumhurbaşkanlığı derken akıllarındaki, niyetlerindeki Türki Cumhuriyetler yönetim modeliymiş. Bunun ne demokrasi ve ne de İslami anlayışla telif etme imkanı olamaz.

Bunları Okudunuz Mu?

1 yorum

Nuri İpek 15 Mayıs 2025 - 11:15

Eyvah… Aldandık…

Cevapla

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept