Önce İnsan

by Fahrettin Dağlı

Bir bakıma devlet yönetiminde “ideolojiler çağının sonuna doğru yaklaşmaktayız” diyebiliriz. Gerek kürsülerden anlatılan ancak güzel ahlak üretmeyen inançlar ve gerekse etnik menşe üzerinden inşa edilen ideolojilerin nihai anlamda insanlığı mutlu etmediği bugün apaçık ortadadır. Hatta kendi mutluluklarını başkalarının kan ve gözyaşları üzerine bina etmeye çalışan zalim yönetimlere, tahakkümlere hep beraber şahitlik ettik / ediyoruz.

Bu anlamda sadece Türkiye’de değil; dünyada önümüzdeki on yıllarla ilgili olarak ciddi endişeler duyulmaktadır. İnsanlık ailesi bütün sosyal, ekonomik ve teknolojik gelişmelere rağmen istenilen sosyal ve ekonomik refaha kavuşmamıştır. Dünyanın bir tarafı demokrasinin nimetlerinden yararlanırken, diğer kesimi totaliter / diktatoryal rejimlerin altında inim inim inlemekteler.

Ne yazık ki, medeni dünya diye bildiğimiz dünyanın batı yakasındakiler, kendi halklarını hukukun ve demokrasinin nimetlerinden yararlandırırken dünyanın diğer yakasındakilere karşı istenilen anlamda duyarlı, ilgili, alakalı olamamışlardır.

Dünyanın bu ahvali içerisindeki Türkiye’de, bir asırlık “Cumhuriyet” ve yarım asrı aşkın “Demokrasi” deneyimine rağmen bugün gelinen nokta ne yazık ki, endişe verici düzeydedir. Demokrasinin nispeten kazanılan mevzilerini de kaybetmek tehlikesiyle karşı karşıyayız. Halk, geleceğe dair umutsuzluğun koyu iklimine teslim olmuş durumda. Din ve etnisite üzerinde kotarılmaya çalışılan iktidar olma / egemenlik kurma / hükümran olma iştihası, arzusu insanımızı sosyal bir bunalımın / travmanın içine adeta hapsetmiştir.

Bu trajik gelişmeler elbette birinci derecede düşünen; akleden insanları daha çok endişeye sevketmektedir. Bu sorumluluğu taşıyan bu ülkenin aydınları, düşünce insanları, kanaat önderleri, hak savunucuları siyasi inisiyatif alma ihtiyacı hissetmektedirler. Asgari müştereklerde buluşacakların güç birliği ederek, kimlik siyasetini bir kenara bırakıp, “İNSAN OLMA” ortak müşterekliğinde buluşmayı önemli ve değerli görüyoruz.

İnsanoğlunun bilgi ve tecrübesiyle eriştikleri ve bugün gelişmiş, müreffeh toplumların gelişmişliğinin en başat yönetim esası olan “demokrasiyi” tüm kurum ve kurallarıyla inşa etmek, hastalıklı cihetlerini tedavi etmek, bütün kimliklerin kendilerini yeniden var kılmalarına, inşa etmelerine fırsat aralayacak bir siyasal rejim hepimizin özlemidir.

Ayrıca neredeyse bir asırdır siyasal rejimin en önemli mevzularından birisi olan “laiklik/laisizm” ne yazık ki, bu ülkede siyasal rejimin kendini korumaya yönelik kullanışlı bir aparatı olarak uygulanmıştır. Halbuki modern dünyadaki uygulamasının temel esası, siyasal erkin, inançlara eşit mesafede olmaları ve asla inanç alanına müdahil olmamaları şeklindedir. Çağdaş dünyada inanç sahiplerinin kendilerini ifade etme, inşa etme ve geliştirme hakkına sahip olduğu hususu demokratik anlayışlarının en önemli esası olarak kabul edilmiştir. Bir inancın diğerine üstünlüğünü ihsas edecek tutum ve davranışlardan kaçınmışlardır.

Aynı durum etnik esasa dayalı anlayışlar için de geçerlidir. Hiçbir etnik topluluk diğerlerine karşı bir üstünlük iddiasında bulunamaz. Devlet dediğimiz sistem, tüm etnik topluluklara karşı adil ve eşit muamelede bulunmayı gerektirir.

Kimlikler önemlidir, yok sayılamaz, inkâr edilemez; kimlikleri korumak, geliştirmek, zenginleştirmek medeni olmanın da bir gereğidir. Başta din olmak üzere kimliklerimiz üzerinden ayrıştırılıyoruz, kutuplaştırılıyoruz, ötekileştirilip düşmanlaştırılıyoruz.

Şu gerçeği kabul etmek durumundayız; İnancımız, dilimiz, etnik mensubiyetimiz ne olursa olsun hiç kimsenin etnik ve dini saikle düşünce ve fikirlerini bir başkasına zorla göçertmeye / benimsetmeye hakkı olamaz. Kimse devletin yönetimini kendi ideolojik yargılarına göre tanzim edip insanları buna uymaya zorlayamaz. Herkesin inançlarını, değerlerini, kültürünü, yaşama, ifade etme, iletme, savunma hakkının bulunduğu, kimsenin kimseye üstünlük sağlamak gibi bir davasının olmadığı bir siyasal düzen, özlemimiz ve hayalimizdir. “İNSAN” olma ortak özelliğini öne çıkaran anlayışın hakim olduğu ve ötekine yabancı olmadığımız bir toplumsal hayat…

Siyasal anlayışımızın omurgasını; temel insan hakları, hukuk, hürriyet, ahlak ve emek gibi değerler teşkil ediyor. Yani “İNSANΔ değerler…

Bu genel tespitler çerçevesinde insanların kimliklerine bakmadan, problemlerini ayrıştırmadan gündemine alan ve onları evrensel değerler ölçeğinde müzakere ederek çözümler sunan bir siyasal hareket Türkiye’nin ihtiyacıdır. Bir başka ifade ile insan hak ve hürriyetlerine dayalı hukuk devletinin varlığını esas alan bir hareket…

Temennimiz ve dileğimiz Ülkemizin, siyaset arenasında, birbirimizi ilzam etmeden, tahkir etmeden, kırmadan, dökmeden sağlıklı ve yararlı bir müzakere alanı inşa edecek bir siyasal ekibe kavuşmasıdır. Bu bağlamda farklı düşünebilmeyi, ifade etmeyi bir ayrışma sebebi değil; tam aksi bir zenginlik vesilesi saymayı önceliyoruz. Ülkemizin tüm problemini bu siyasal platformda müzakere etmeye, çözümler sunmaya ve ihtilaf alanlarıyla ilgili hakemlik yapmaya niyetli ve kararlıyız.

Devletin, daha demokratik, daha erdemli, hukukun üstünlüğünü esas alan ve yasama, yürütme, yargının kuvvetler ayrılığı ilkesine bağlı olarak yönetildiği bir sistemi inşa etmek dileğiyle…

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept