Son birkaç yıldır İspanya Başbakanı Sanchez’in İsrail ile ilgili çıkışları İspanya’da ve özellikle İslam coğrafyasında önemli bir karşılık buldu. Fiili ve kavli cesaret, dürüstlük, ahlakilik zor zamanlarda belli olur. İşte bugün Gazze’de olanlar karşısında Sanchez’in duruşu da haliyle çok büyük bir ilgiye ve övgüye mazhar oldu.
Aslında Sanchez’in gösterdiği son derece insani ve aynı zamanda İslami bir duruştur. Başbakanın, dindaşı ve ırkdaşı olmayan bir topluluğa uygulanan soykırıma karşı ilgisiz kalmayıp, dünyanın hakim gücü ABD’ye baş kaldırarak ortaya koyduğu çok kıymetli ve önemli tavır, her türlü övgüyü ve alkışı hak ediyor.
Sanchez gibi bir lider olmak çok zor bir şey midir? Hayır. İnsani erdemlere sahip olan herkes ama özellikle Allah’a ve din gününe inananlar açısından çok zor olduğu söylenemez. Burada insanoğlu bir seçimle / tercihle karşı karşıyadır. Ya bütün riskleri, kayıpları göğüsleyerek, ölümü göze alarak doğru, adil, ahlaki olanı yapacak veya hayat boyu onun yükü ve acısıyla yaşayarak yaşamını sürdürecektir. İnsan kısa ölçekli hesap yapar, yarının, daha ertesi günün hesabını yapmaz. Sorumluluğunu müdrik olmayanları Allah “zalim ve cahil” diye tavsif ediyor. İnsan kısa dünyanın az menfaatine tamah ederek çok rahat bir şekilde kendisi için bu dünyayı (eğer bir tanrı ve hesap günü inancı varsa) öte tarafa tercih edebiliyor.
20 ve 21. Asırda dünyada az sayıda siyasi lider arkalarında önemli birer hatıra bıraktılar. Nelson Mandela, Mahatma Gandhi ve Martin Luther King gibi kaç liderin ismini hatırlayıp yad ediyoruz? Yakınlarda yaptıklarına şahit olduğumuz Yeni Zelanda’nın bundan önceki başbakanı Jacinda Ardern ve şimdilerde İspanya Başbakanı Sanchez’i de bunlara eklemeliyiz.
Mevzuya Türkiye özelinden bakacak olursak maalesef Cumhuriyet tarihinde ülkemizde isimleri yukarıda geçen kişilere benzer bir temsil ortaya koyabilen bir siyasi liderlik söz konusu olmadı. Neden topraklarımız bu kadar verimsiz, bereketsiz? Az da olsa kendi medeniyetlerine mensup adil liderleri örnek alan kimseler neden yok? “Fırat’ın kenarında bir koyunu kurt kaparsa adli ilahi hesabını Ömer’den sorar” anlayışını dillendirenler neden bu ahlakı bu coğrafyada bir yönetim anlayışı ve siyasetine dönüştüremediler?
Bu soru çok önemli. Hiçbir olumsuz tepkiye, karalamaya, linç yemeye aldırış etmeden vereceğimiz vicdani cevabımız bizlere bundan sonrası için yol gösterici olabilir.
Her vesileyle ifade etmeye çalıştığım hakikati tekrarlayayım; Dünyada insan topluluklarında gerçekleşen olumlu veya olumsuz her şey siyasi rejimle / yönetim anlayışıyla doğrudan ilgilidir. Rejimin tabiatı hürriyet taraftarı ise, insanlar özgür bir siyasi iklimde yetişiyor ve toplum adına söyleyeceklerini hiçbir kınanma endişesi duymadan ifade edebiliyorlarsa orada her şey gibi insan kalitesi de yükselecektir. Toplum, yüksek ahlaki özelliklere haiz liderler / önderler çıkarabilecektir.
Ak Parti ve Erdoğan pratiği dindar muhafazakar kesim için tam bir hayal kırıklığı ve çok büyük bir ziyandır. Erdoğan rejiminin en büyük açmazı kendi eliyle ayağına geçirdiği prangalardır. Çok önemli bir hazırlık yapmadan, “neden iktidara talibiz?” sorusuna ciddi bir cevap oluşturmadan, hesapsız kitapsız bir şekilde bodoslama iktidar havuzuna düşmüşler ve önlerine sürülen iktidar nimetine yenilmişlerdir. Bu suretle dünyanın derin güçleri tarafından kafeslenmişler ve iktidarda kalmaya mahkum hale gelmek kaçınılmaz bir sonuç olmuştur. Böyle bir siyasi aktörün sonuç yerine sürece odaklanması, doğru ve adil olanı yapması düşünülmez. Çünkü bu konuda sosyal yasanın işleyişi bu şekildedir.
Başka bir önemli bir husus da halkın gerçekten böyle bir liderliği talep edip etmediği ve bunun için güçlü bir aksiyon / eylem ortaya koyup koymadığı konusudur. Toplumun güce, soya, sopa, şöhrete, popülariteye dair zaaflarına yenik düşmeden halkın içlerinde bulunan adil, erdemli liderleri bulup çıkarması, böyle bir liderliği hak etmesi için öncelikle bir zihni inkılaba ihtiyacı vardır. Bugüne kadar ezberletilmiş tüm zihni paradigmaları silip temizlemeden virüslerle enfekte olmuş zihinlerden doğru, isabetli çözümlemelerin zuhur etmesi beklenemez.
“Bizde olmaz, ancak Batının demokratik rejimlerinde mümkündür” diye kendimizi soktuğumuz çaresiz girdaptan bir türlü çıkamıyoruz. Batı demokrasileri eksiklerle, yanlışlarla malul olsa da bunu nasıl başardı? Bu soruya cevap oluşturmalıyız. İlk önce özgürlükçü bir siyasal idare kurulmalıdır. Bu ise insanların irade etmeleriyle ve bu iradeye uygun bir çaba, eylem içerisine girmeleriyle mümkündür. Mükemmel sayılmasa da batı bu siyasal yönetime erişmek için az bir bedel ödemedi.
Üstelik bizim bugün batı ülkelerinde uygulanmakta olan ve insanoğlunun bir mücadele sonucunda eriştiği en az zararlı siyasi rejim diyebileceğimiz demokrasiden daha adil, daha insani ve daha özgürlükçü bir sistem inşa etme potansiyelimiz var. Yeter ki, önce çok sağlam bir niyet oluşturalım ve sonra da cesaret ahlakını kuşanarak, sonuca değil, süreçlerin ne kadar adil, insani ve ahlaki olduğuna odaklanarak bir siyasi mücadele verelim.
Köklü bir medeniyete sahip bir toplum olarak bunu başarabiliriz. Hiçbir komplekse kapılmadan, metafizik gerçekliği de ıskalamadan 21. Asrın ikinci yarısında dünyaya yeni bir yönetim felsefesi ve liderlik örneği bırakabiliriz. Buna inanların bir araya gelerek sonuca odaklanmadan kesintisiz bir mücadele vermekle işe başlaması ülkemiz için müreffeh günlerin habercisi olabilir.