Yazımın başlığı, bazı arkadaşlarımızı hemen teyakkuza geçirebilir. İrrite edebilir. Biraz sabır diliyorum. Tümünü okumadan cevap yetiştirme aceleciliğine düşmeyin. Lütfen biraz sakin olun ve yazının tamamını okuduktan sonra varsa farklı mülahazalarınız buyurun tenkitlerinizi yapın.
1 Kasım seçim sonuçları benim için sürpriz olmamıştır. Dostlarım biliyorlar ki, seçim öncesinde Ak Parti’nin tek başına bir iktidar çoğunluğu elde edeceğini ifade ediyordum. Bunu bilmek için müneccim olmaya gerek olmadığı gibi yüksek bir öngörüye sahip olmaya da ihtiyaç yoktu.
Türkiye’nin siyasi tablosunu iyi ölçen biçen Ak Parti, muhalefet zaafları üzerinden kendine bir siyasi strateji oluşturdu. Ve bunu çok güçlü vasıta ve materyallerle tahkim etti.
Hem Milliyetçi, muhafazakar seçmen ve hem de HDP’ye kayan Kürt oylarını tekrar merkeze çekmeye yönelik olağan üstü bir proje faaliyeti yürüttü. Tabir caizse bu cihette işe yarayabilecek tüm malzemeler seferber edildi.
7 Haziran seçim sonuçları mevcut iktidardan bir hoşnutsuzluğu ortaya koymuştu. Bu çoklu parametreleri olan bir hoşnutsuzluktu. Umut vaat etmeyen muhalefete rağmen mevcut iktidara önemli bir uyarı yapmıştı.
Peki, Allah aşkına ne değişti? Üç ay içerisinde iktidar, siyaset etme biçimleri ile ilgili olarak neyi tashih etti? Neyin teminatını verdi de bu sekiz milyon seçmen fikrini değiştirdi ve tekrar Ak Parti’ye döndü?
Evet, 1 Kasım’a gelirken 7 Haziran’dan bu yana Ak Parti siyasetinde olumlu diyebileceğimiz önemli bir ivme değişikliği olmamıştır. Belki de yaptığı tek şey MHP ve HDP’nin siyasi zaafları üzerinden bir algı oluşturmak suretiyle kendisinden kaçan seçmeni istikrar korkusu ile tekrar merkeze çekmeyi başardı. Gerek MHP ve gerekse HDP-PKK cenahı duruşları ve eylemleriyle bu sürece adeta destek verdiler.
Sadece Ak Parti siyasetine karşı duyduğu hoşnutsuzluğu HDP ve kısmen de olsa MHP üzerinden tepkiye dönüştüren seçmen bu üç ay içerisinde ne gördü de tercihini değiştirdi?
Vatandaş mevcut gidişattan memnun değildi. Bir arayış içerisinde idi. Önünde bir tercih listesi vardı. Kendisine en yakın gördüğü üzerinden tepkisini oya dönüştürdü. Bir alternatif siyasi programa kapı araladı. Yani anlayacağınız 7 Haziranda, Ak Partiden hoşnut kalmayan vatandaş, muhalefetin siyasi duruşuna ve programına itimat ettiğinden dolayı gitmedi. Çaresizliğinin biricik tepkisi oydu. Onu bu şekilde yansıttı.
Ancak, üç ayın içerisine sığdırılan bunca toplumsal hadiseden, anafordan sonra emaneten bir yerlere konumlanan vatandaş çar naçar, ufak tefek imkanlarını, huzurunu kaybetmemek uğruna tekrar siyasi manipülasyona yenik düştü.
Yenik düşmeyip ne yapacaktı?
Ak Partiden giden ve tekrar dönen oylar MHP ve HDP’nin muhfazakar kesiminin oyları idi. Bir arayışı sözkonusu idi. Bu arayışa İslami kesimden sahici bir cevap bulamadığı için çar naçar önce kendine en yakın gördükleri partilere oylarını emanet ettiler. Üç ay içerisinde bu kadar zamanın içerisine sığdırılan bunca hadiseden korkan, ürken bu kesim, tekrar Ak Parti’ye geri dönmüştür.
Benim gibi iki seçimdir sandık başına gitmeyen 10 milyona yakın vatandaşı da dahil edecek olursak yaklaşık en az %25 insan halen aradığı siyasi tercihi bulmuş değildir.
Aslında hadisenin izahı bu kadar basit. Bazı siyasi yorumcuların geniş siyasi analizler yapmasına, bu sonuçlar üzerinden “halk irfanı” söylemlerine iltifat etmesine hayret ediyorum doğrusu.
Bir arkadaşımın güzel ifadesiyle; “Halk irfanı söylemleri de halk nankörlüğü söylemleri de hezeyandan ibarettir. Halk halktır, stratejik/çıkar veya kimlik temelli oy verir.”
Sonuçta, Türkiye’de bir muhalefet boşluğu var. Ve bunun mutlaka doldurulması gerekiyor. Türkiye için, bölge için, insanlık için, adalet için.
Peki, bu boşluğu kim, nasıl dolduracak? Bu husus, bugünden itibaren Türkiye siyasetinin en önemli sorusudur.
Siyaseti kazı-kazan veya fırsat/çıkar aralıkları üzerinde kurgulama heveskarları, herhalde bu gün pılını pırtısını bohçalayıp elleri böğründe evlerine dönmüşlerdir. Evet, Türkiye de ciddi anlamda böyle bir bekleyiş içerisinde olan siyasi simsarlar var. Bunların gündeminde cevabı aranan “Acaba ne zaman bir siyasi boşluk hâsıl olur da o imkan aralığından kendi siyasi ikbalimizi inşa ederiz” sorusu vardır. Bu sonuçlar bunları pazardan evlerine döndürmüştür. Bu bakımdan seçim sonuçlarını olumlu görüyorum. Evvelemirde bu simsarların, bohçacıların alandan çekilmeleri gerekiyor.
Belki çoğu analizciden farklı olarak diyorum ki, muhalefet boşluğu ne sol da, ne klasik sağ-muhafazakar kesimde ve ne de başka yerde. Muhalefet boşluğu İslami Camia da.
İnşaallah gelecek yazımda bu iddiamın içini doldurmaya çalışacağım.
İyilik ve selamette kalın.