Ali Şeriati’nin ifadesiyle, kendimce hakikat bellediğim gerçekleri her gün ısrarla burada paylaşacağım; bazılarına rahatsızlık vermesi pahasına olsa da…
Sebebi, kaynağı ne olursa olsun İslam dininin bu topraklardaki yaşanırlığı, muhafazakar din anlayışının bulaşığı ile renk değiştirmiş, tahrif edilmiştir. Bu tespiti yapmak için ilahiyatçı, din bilgini, sosyolog olmaya da gerek yok. Allah’a inanma iddiasında olan herkesin rahatlıkla anlayabileceği/idrak edebileceği bir gerçek olması beklenir.
Milli olanla, dinî olanın birbirine karıştığı arabesk bir din anlayışı ortaya çıktı. Diğer inançların kitaplarının başına gelen bizde de İslami anlayışın başına gelmiştir. Kitap ve Hz. Peygamberin pratiğinin dışında birtakım kaynaklardan devşirilen bilgi ve uygulamalarla çığırdan çıkarılmıştır. Hz. Peygamberin ahlakının numunesine denk gelmeyeceğiniz onca amel/eylem dinden bir cüz olarak dine sokulmuştur. İşte burada ilginç bir fıtrat ortaya çıkıyor.
Nedir o?
Malum, din hayattır; din, barış ve mutluluk kaynağıdır. Anlamı barış olan İslam’ı fıtratının dışına çıkarıp onu millilik bulaşığı ile renklendirip tanınamaz hale getirirseniz mahiyetinin aksine rol icra eder. Yani barış yerine savaşın sebebi olur. Bugün İslam dünyasındaki iç savaşların nedenleri üzerinde zihinsel çalışma yapanlar bu gerçekliği göreceklerdir. Görünür sebeplerin çok ötesinde sağdan, soldan gelen, din adına vazedilen ancak din dişi olan bu bulaşık sularla içilmeyecek hale gelen bir hayat suyundan bahsediyoruz. İnsana ferahlık vereceği yerde zehirliyor. Rahmet dağıtacağına, zulümat dağıtıyor.
Bu durum sadece İslam dünyasında görülmedi. Gidin Orta çağ Avrupa’sına, orada da aynı şeyi görürsünüz. Tahrif edilmiş kitaplardan beslenen toplumlar din adına birbirlerine dünyayı mezar haline getirmişlerdir. Milyonlarca insanı tahrif edilmiş din anlayışı ile mabutlarına kurban vermişlerdir.