15 Temmuz’un Karanlıkları Aydınlanamadı

by Fahrettin Dağlı

Bugün 15 Temmuz. Yedi yıl önce 15 Temmuz akşamı ülkemizde karanlık bir gece yaşanmıştı. Yeterince anlamadığımız, anlamlandıramadığımız onca hadiseye tanıklık ettik. Türkiye’nin üzerine bir kara kâbus gibi çöken bir sosyal iklimi teneffüs etmeye başladık. Birtakım olaylar cereyan ediyordu ama anlatılan hikayenin mantığı tam olarak bir yere oturmuyordu. O günlerde resmi görüşün dışında bir şey iddia etmek, aksi bir beyanda bulunmak adeta suç sayılıyordu, iddia sahibi linç ediliyordu. Cereyan eden görevden almalar, göz altılar, tutuklamalar, göz altında yapılan ve medyaya servis edilen işkence görüntüleri toplumun gözünü korkutmuştu. Resmi görüşün hilafına beyanda bulunanlar da kuş diliyle konuşuyorlardı.

Zaman geçtikçe KHK’larla memuriyetten çıkarmalar, gözaltılar, tutuklamalar ve sürek avı daha kesif bir şekilde sürdürüldü. Öyle bir yargılama sistemi işletildi ki, adeta tüm usul ve esaslar askıya alındı. Hiçbir inceleme ve soruşturma yapılmadan sadece bir takım ifade beyanları, bankada hesabı olma, sendika üyeliği gibi herhangi bir hukuk devletinde suç sayılmayacak onlarca gerekçeyle insanlar görevlerinden uzaklaştırıldılar, açlığa ve sefalete mahkûm edildiler.

En kötüsü de bir şekliyle bu insanlara hem hukuksal ve hem de iaşe anlamında yardımcı olmak isteyen insanlar bile mimlendi veya yargı takibine uğradı. Onun için de binlerce insan adeta sosyal ölüme mahkûm edildi.

15 Temmuz’un bu ülkeye sosyal, ekonomik ve de dini anlamda maliyeti çok ağır oldu. Türkiye’nin tüm dengeleri sarsıldı. Hiçbir şey eskisi gibi kalmadı. Her şey yerinden oynadı. Tabir caizse bütün yapılar çökertildi, bir daha dikiş tutamaz hale geldi. Çok büyük zarar, ziyan söz konusu.

Elbette bütün olup bitenleri anlamaya ve anlamlandırmaya ihtiyacımız var. Bunu yapabilmek için de elimizde sağlam bilgi, belge ve tanık beyanlarının olmasına ihtiyaç duyarız. Sadece devletin resmi beyanlarına itibar ederek bir hükme varırsak korkarım yanılmış, yanıltılmış olabiliriz. Bu tür durumlarda ihtiyaç duyduğumuz yegâne yapı hukuk / yargı erkidir. Eğer o yapı her türlü vesayetten azade olarak bağımsız ve şeffaf çalışıyorsa, yargılamaya konu tüm evrak, belge ve bilgiler toplanıldıktan sonra suçlananlara da adil ve eşit savunma hakları veriliyorsa, muhakemenin sonucunda da adil kararların vazedildiğinden eminsek sorun yok. Hukuk kurumlarının vereceği adil kararlar maşeri vicdanı tatmin eder. Aksi varit ise, bu kararlar maşeri vicdanı kanatmaya devam edecektir.

15 Temmuz tam olarak aydınlatılamamıştır. Bu olayın belki de yüzlerce aydınlatılmamış karanlık, gri noktaları var. Çünkü yargılama süreçleri bir hukuk devleti anlayışıyla yürütülmedi, birtakım insanlar suçlandı ama kanıtları tam olarak ortaya konulmadı. Hadiselerin yaşandığı günde tepe noktalarda görev yapan sivil ve askeri bürokratlar ne mahkemelerce ve ne de TBMM’de kurulan soruşma komisyonunca ifadeye çağırılmadı. Bu karanlık cihetlerin aydınlanması için belki de en çok ihtiyaç duyulacak olan bu kişilerin ifadelerine baş vurulmadı. Mademki bir askeri darbe girişimi yapıldı ve sonucunda can ve mal kaybı sözkonusu, o zaman ilk olarak ifadesine başvurulması gereken kişinin ordunun başındaki zat yani, genel kurmay başkanı olması gerekmez miydi? Siz onu koruma altına alırsanız, ifade vermekten kaçırırsanız bunu olumlu yorumlamak mümkün mü? Üstüne üstlük TBMM’de kurulan komisyonun aylarca yürüttüğü çalışmanın sonunda hazırlanan rapor da kaybettirilince, kamuoyu ile paylaşılmayınca olup bitenleri resmi söyleme uygun yorumlamak hukuk anlayışının köküne kibrit suyu dökmek demektir. Bu yangından doğru bilgiyi kaçırmak, gizlemek akla bin bir ihtimal getirdi. Çok önemli bir güven bunalımı doğurdu.

Kendi ordusuna sahip çıkamayan, kontrolü elinde tutamayan ve istihbarat elde edemeyen bir genel kurmay başkanı başarısızdır ve sorumludur. Bu mevzunun mantığı budur. Bırakınız bunun hesabını sormayı tam aksine bu kişi taltif edilerek ülkenin savunmasından sorumlu bakan yapılmıştır. Bütün bunları nereye koyacağız, nasıl yorumlayacağız? Ki bunun gibi aydınlanmayı bekleyen yüzlerce mevzu var. İktidar, dikkatlerin bunlar üzerinde yoğunlaşmasından çekiniyor; konuşturmuyor.

Bütün bunlar olurken kimse bizden resmi beyana itibar ederek birilerini suçlamayı, mahkûm etmeyi beklemesin. Bir müslüman insan olarak elimde sağlaması yapılmış bilgiler olmadan kimse hakkında olumlu veya olumsuz bir beyanda bulunmak dünyada ve ahirette hesabını veremeyeceğim yargılarda bulunmak yakışık almaz. Şahsen olayları objektif takip eden birisi olarak halen ortada duran yüzlerce karanlık noktadan dolayı vicdanım müsterih değildir. Binlerce insan sudan gerekçelerle işlerinden, aşlarından edilmişlerdir. Mer’i yasalara göre suç sayılmayacak bir sürü gerekçe üzerinden bu kadar insan haksızlığa, hukuksuzluğa maruz bırakılmışsa kimse bizden buna taraftarlık beklemesin, böyle bir fiili işlemek konusunda Allah’tan korkarım.

Aradan yedi sene geçmesine rağmen halen anti demokratik süreçlerle kişi hak ve hukukları çiğnenmeye devan edilmektedir. Bunları her vesileyle dile getirerek iktidarı hukuka uymaya davet ettik.

Biliyorum bunları yazdığımdan dolayı yine birileri bir şeyler yakıştırmaya çalışacak. Ne olursa olsun dün de bugün de şiarım şudur: “Kim olursa olsun, zalime karşı mazlumdan yana” duruşumuzla adil şahitler olmaya devam edeceğiz. Veya Rahmetli Mehmet Akif’in deyişiyle:

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Elhamdülillah adalet anlayışımızı, vicdanımızı henüz yitirmedik. Birilerine yaranmak, tabasbus etmek için haksızlığa, hukuksuzluğa prim veremeyiz. Yeterli bilgiye sahip olmadığımız hususlarda yargılarda bulunamayız. Kişi hak ve hukuklarına girmekten korkarız. Bu dünyada olmasa bile gerçeğin mutlaka açığa çıkacağı o güne mazeret bırakıyoruz.

Dostlarıma da tavsiyem odur ki, ezberlerinizi bozun lütfen, yeterince bilgi sahibi olmadığınız hususlarla ilgili olarak kişileri suçlayarak haklarına girmeyin, sonra helalleşmeniz mümkün olmayabilir.

15 Temmuz’un karanlıkları aydınlanmadan, hakikat tam olarak anlaşılmadan, hakları, hukukları çiğnenenlerin hak ve hukukları iade edilmeden bu ülkeye hukukun, demokrasinin hakim olması mümkün olamaz.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept