Hâlâ Anlamadınız mı?

by Fahrettin Dağlı

Bugün Cuma namazını Ankara Gölbaşı’ndaki bir Camide kıldım. Hutbe irad eden görevli, hutbenin sonunda bir duyuru yaptı. Kısaca şöyle;

“Aziz cemaat, camiimizde her perşembe günü öğle namazından sonra kadınlara yönelik bir sohbet programı planladık. Gerçi daha önce de böyle bir duyuru yapmıştık ama o zaman bir tek kadın bile gelmemişti. Merak ediyoruz, hiçbir kadının dini ile ilgili bir sorusu yok mu? Herkes her şeyi biliyor mu? Nasıl oluyor da bu kadar ilgisizler? Bazı kadınlar ‘bize camilerde yer ayırmıyorlar’ diye sağda solda konuşuyorlar. Bakın yer de zaman da ayırıyoruz, çağırıyoruz, gelen yok. Aziz cemaat lütfen eşlerinize, kızlarınıza duyurun, gelsinler…”

Evet, duyuru böyle…

Şimdi gelelim meselenin bam teline dokunmaya…

Eğer ortam müsait olsaydı o hatibe şunu soracaktım; “Sizler lütfedip merak edip araştırdınız mı, soruşturdunuz mu; bu kadınlar niçin gelmiyorlar?

Gerçi sormuş olsam da doğru cevap alacağımı tahmin etmiyorum. İyisi mi, kendi soruma gözlemlerime / izlenimlere dayanarak kendim cevap vereyim.

Bir defa sıra kadınlara gelmeden önce genel bir soru ile başlayayım. Hadi diyelim ki, cuma namazlarında camilerde saf oluşuyor. Peki, vakit namazlarına kaç kişi geliyor; kaç saf oluşuyor? Gelenlerin yaş ortalaması ne? Aralarında kaç genç var? Hadi buyurun bu soruların istatistiki cevaplarını verin. Veremeyeceksiniz. Çünkü merak edip araştırma, inceleme lütfunda bulunmuyorsunuz. Yapsanız bile, sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmayacaksınız. Sorularınıza verilecek cevaplar sizi olmasa bile baştakileri rahatsız edecektir.

Beyler, lütfen artık şu gerçeğe gözlerinizi ve kulaklarınızı kapamayın; görün, işitin; Mabedlere devam eden cemaat gün be gün azalmaktadır. Bunu görmemek ve işitmemek için kör ve sağır olmak gerekir. Gerçi mana aleminde hakikate karşı kör ve sağır olmak da vardır. Bu da acı bir ihtimaldir.

Peki, neden her gün cemaat biraz daha azalmaktadır? Kanaatimi besleyen onca sebep var.

-En önemli sebep olarak mabetlere siyasetin girmiş olması gösterilebilir. Bu durum sadece AKP iktidarlarıyla da sınırlı değildir. Uzun yıllardır siyasi erke bağlı din görevlileri (memurları) eliyle siyaset din alanına müdahil olmaktadır. Ancak AKP iktidarları döneminde camilerin içi de avluları da birer siyasi propaganda arenası haline getirilmiştir. Adeta camiler / mabetler iktidarın bir arka bahçesi olarak görülmüştür. Bu nedenle AKP seçmeni dışındaki Müslümanlar daha fazla siyasi propagandaya, tacize maruz kalmamak için camileri terk ettiler.

-İkinci sebep, siyasi erkin, siyasetini dini birtakım argümanlar üzerinden piyasa sürmesi ister istemez samimi dindar / mütedeyyin kesimi AKP camiasına karşı soğutmuştur. Son yıllarda şu tehlikeli cümle ve benzerleri sıklıkla söylenmektedir; “Sizin inandığınız din, yaptıklarınızsa biz sizin dininizden değiliz. Dolayısıyla sizinle aynı safta durmayız ve imamlarınızın arkasında namaz kılmayız…”

-Üçüncü olarak, kökleri daha derinde olan metafizik sebepleri sayabiliriz. Eskiden İslami hassasiyeti, endişeleri olan mahalle sakinleri isteseler bile kamu imkanlarına erişemiyorlardı. İlk defa ANAP hükümetleriyle birlikte kamu imkanlarıyla tanıştılar, yüzleştiler. Yani, Kur’an’da geçen Talud kıssasındaki gibi ırmağa (iktidar imkanlarına) kavuştular. Burada başlayan süreç AKP iktidarlarıyla zirve buldu. Cemaatler, tarikatlar, sair STK’lar kamu imkanlarından azami olarak nasıl yararlanabileceklerinin hesabını, kitabını yapmaya başladılar. Fırsatını bulanlar hortumlarını kamunun gelirlerine bağladılar. Siyasi iktidar da kapıları alabildiğine açtı. Eskiden kul haklarına girmekten korkan, endişe edenler mevzu kamu malları olunca bodoslama dalmak için tereddüt etmediler. Adeta kendilerine hak olarak gördüler. Öyle ya; “Allah rızası için hizmet yürütüyorlardı. Dolayısıyla kamudan sağlanan imkanlar şahıslara değil de hayır kurumlarına gidiyordu!” Bunda bir beis görmüyorlardı.

İçlerinden bir Allah’ın kulu çıkıp da “İyi de bu kamu mallarında 85 Milyon insanın hakkı, hukuku var. Bunların rızası olmadıkça bu helal olur mu?” diye soramadı. İşte bu kamu imkanlarıyla beslenen kurumsal yapılar birer birer fonksiyonlarını yitirdiler. Oralardan beslenenler de artık eski safiyetlerini, samimiyetlerini, ihlaslarını kaybettiler.

Dördüncü sebep, fakirlik / yoksulluk …

Hz. Peygamber, “Allah’ım, fakirlikten ve küfürden sana sığınırım.” diye duâ edince, sahabeden biri:

“Küfürle fakirliği birbirine denk mi tutuyorsun?” dedi.

Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Evet!..” cevabını verdi.

İslam’da fakirlik, yoksulluk asla teşvik edilmemiştir; kutsanmamıştır. Tüm çaba ve gayretlere rağmen yoksulluktan kaçınılamıyorsa müslümanlara sabretmeleri tavsiyesinde bulunulmuştur. Yukarıda paylaştığım hadiste de görüldüğü gibi fakirlik şiddetli bir şekilde zemmedilmektedir.

Bu ülkede kadınlar tencerenin kaynamadığı mutfaklarının derdine düşmüş durumdadırlar. Çoluk çocuklarının aş derdine çare aramaktalar. Ekmek arslanın kursağına girmiş durumda. Şimdi bu gerçeği hakikati görmüyorsunuz; işitmemek için kulaklarınızı kapatıyorsunuz ve soruyorsunuz, “kadınlar niçin camiye gelmiyorlar?”

Beyler, camide cemaat olmak sadece namaz kılıp dağılmak değildir. Camiler, cemaatin problemlerinin konuşulduğu, çözüm arandığı mekanlardır.

Caminize devam eden erkek veya kadınlara soruyor musunuz; “Ekonomik olarak ne haldesiniz? Evinize ekmek götürüyor musunuz? Kiranızı, elektrik, gaz ve su paralarınızı ödeyebiliyor musunuz? Evlilik çağına gelmiş çocuklarınızı evlendirecek bir mali imkana sahip misiniz v.s.”

Öyle üst perdeden; “niçin kadınlar camiye gelmiyor? diye sual etmeden önce kendinizi bir sığaya çekin; eğer yüreğiniz yetiyorsa…

Bunları Okudunuz Mu?

1 yorum

Nuri İpek 8 Mayıs 2023 - 11:47

Bu yazınızı da daha önce okumuş, çok beğenmiştim ve yine okudum… Kayda değer tesbitler… İstifade ediyorum… Tebrikler… Teşekkürler…

Cevapla

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept