Adaleti öldürdüğün gün, DEVLET de ölür

by Fahrettin Dağlı

Bu yazının muhatabı adil şahitler, adalet ve hakperestler değildir.

Peki ya kimlerdir?

Evet, bu yazının muhatabı “Müslüman’ım, Müminim, vicdanlıyım, hakperestim, adilim” iddiasında bulunan ve bunun gereğini ifa etmeyen herkestir.

7 Haziran seçim sonuçlarının belli olmasından bu yana, siyasi asabiye mensupları, siyasi görüş ve kanaatleri belirleyen siyaset aktörlerinin manipülasyonu, yanıltmaları ve yönlendirmeleri ile her Allah’ın günü kurulmuş saat gibi muhaliflerine ve muarızlarına sözel ve yazılı saldırılarını devam ettirmektedirler.

En çok polemik ise şu veya bu saiklerle HDP’ye oy veren Kürtler üzerinden kotarılıyor. ‘Nankör Kürtler”le başlayan aşağılama, yerme ve yer yer hakaretlerle sürdürülen kirli ve çirkin bir siyasi süreç.

Kur’an’da ve Sünnette onlarca ayet ve hadiste kerih görülen hususlar neredeyse siyaset arenasında meşru görülmekte, haram dairesinden, helal dairesine geçirilmektedir. Siyasetin/siyasetçinin gözünün bu derece köreldiğini bu vesile ile görmek mümkündür. Elbette burada Said-i Nursi’ye hak vermemek mümkün değil. Rahmetlinin, dönemin cari siyaseti ile ilgili olarak dediği gibi, ben de “Şeytandan ve onun emrindeki siyasetten Rabbime sığınıyorum” diyorum.

Milliyetçi, muhafazakâr, mukaddesatçı (o her ne oluyorsa), İslamcı vb. onca ön nitelemeye sahip binlerce insan HDP’ye oy veren Müslüman Kürtleri sığaya çekmektedirler.

Bu toplumun gittikçe azalan “Adil Şahitleri” hariç hiçbir Allah’ın kulu şunu soramıyor.

Neden? Niçin?

Bu soruları nefsimize soralım. Araştıralım. Eğer adil vicdandan bir tortu kalmışsa bölgeye gidelim. Orada iki ateşin arasında kalan insanlara soralım.

Neden? Niçin?

Ondan sonrada oturalım, başımızı iki elimizin arasına alalım ve derin bir tefekküre bırakalım kendimizi. “Ya Rabbi bana gerçeğin bilgisini ihsas eyle.” diye de dua edelim. Sığınalım gerçek hakikatin sahibine. Çünkü akıl tek başına bilginin ve tefekkürün kaynağı değildir. Vahiyle desteklenmeyen akıl yanıltır bizi. Kalbi selim ve akli selim ile yönelirsek Rabbimize, O bize hakikatin pencerelerini açacaktır.

Adil bir muhasebe sayfası açalım. Bir asırdır bu coğrafyada olup bitenleri gözümüzün önüne getirelim (getirebilmek için mutlaka bilmek lazım). O günlere gidelim. Osmanlı’dan alalım. Birinci dünya harbine, istiklal savaşına gelelim. Oradan Lozan görüşmelerine, biraz ibreyi ilerletelim. Seyit Rıza, Şeyh Said vb. diğer kalkışma hareketlerine gidelim. Orada da durmayalım. Tek parti rejiminin dayatmacı, jakoben, totaliter anlayışından sonra darbelerle kesintiye uğrayan demokrasi ve her bir devinimden sonra bölge halkının başına gelen bunca felaket…

Dilleri ve yer yer dinleri yasaklanmış bir topluluğu konuşuyoruz.

Neden “Nankör Kürtler” oluyor?

MSP, RP, FP en büyük desteği Kürtlerden görürken Kürtler İslami hassasiyetleri, endişeleri diri olan bir topluluktu. AKP’ye üç seçim üst üste en büyük desteği verirken iyiydi. Cumhurbaşkanı seçiminde ve referandum oylamalarında en büyük desteği bu kesimden alırken makbuldüler.

Peki, bu gün ne oldu? Ne değişti de bu Kürtler AKP’den desteğini çektiler ve yine ne oldu da bu mütedeyyin Kürtler ağırlıklı olarak sosyalist ittifak çatısı olan HDP’ye yöneldiler?

Kimse HDP’nin oy artışını tamamen sandık güvenliği ile açıklayamaz. Daha önceki seçimlerde sandık güvenliği vardı da şimdi mi yok. Dün neyse bu günde öyledir. Dün ağırlıklı olarak AKP’ye oy çıkınca bu kuvvetle dillendirilmiyordu da bu gün neden bu mazerete sığınıyoruz? Ayrıca on üç yıllık iktidarınızda sandık güvenliğini bile temin etmekten acizseniz bu hesabın faturasını da sizin ödemeniz gerekmez mi?

Bunun muhasebesini önce AKP siyasi kadrosu otursun yapsın. Bu siyasi kadro bölge halkına itimat, samimiyet ihsas ettirmemiştir. Allah ve Peygamberinin tanıdığı hak ve hukukların iadesi konusunda bile muhataplarına güven verememiştir. Basit siyaset manevraları ile “Post Modern Kemalizmin”in postuna yatmışlardır. Hasbi davranmak yerine, basit, küçük siyasi hesapların kurbanı olmuşlardır. Adaleti ikame yerine, kendi siyasi ikballerinin derdine düşmüşlerdir.

Beyler! İktidar size Rabbiniz tarafından verilen bir emanettir. Bu emaneti “Hak ve Adalet”i kâmil anlamda gözeterek yönetemeyecekseniz iade edin derim. Daha çok dünyanıza ve ahretinize ziyan vermeden.

Hakkı batılla, Adaleti zulümle karıştırdınız. Şimdi de içinden çıkamıyorsunuz. Debelendikçe de batıyorsunuz. Yoldaki işaretleri kaybettiniz. Geminiz azıyı almış gidiyor. Buz dağlarına vurmadan dönün bu işaretsiz, rotasız yoldan.

Devletin bekası deyip duruyorsunuz. Şu hakikati unutmayın ki; Adaletin, izanın, insafın ve vicdanın öldüğü yerde devlet de kalmaz.

Ne güzel söylemiş Cennet Mekan Fatih Sultan Mehmet:

“Aklı öldürürsen, ahlak da ölür.

Akıl ve ahlak öldüğünde millet bölünür

Kadı’yı satın aldığın gün adalet ölür.

Adaleti öldürdüğün gün DEVLET’ de ölür…”

Selamette ve hayırda kalın…

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept