İnsanoğlunun en kadim problemlerinden biri de şeytandan tevarüs ettiği “Allah ile aldatmak’’ meselesidir.
Bu, en kolay aldatma yöntemlerinden biridir. Cehalete dinin metafizik boyutunun eklenmesi de bu aldatma ameliyesini kolaylaştırır.
Şimdilerde bunun yanına başka değerler de koyulur oldu. Milli olan (devlet, millet, bayrak, vatan v.s.) dinin bir rüknü, şartı olarak gösterilip kitleler kandırılabiliyor. Sosyal medya mecraları da hakikati çarpıtmak anlamında önemli bir işlev görüyor. Ne yazık ki, dini olanla ilgili bilgisizlik, cehalet bu kötü niyet sahiplerinin işlerini kolaylaştırıyor.
Her vesileyle ifade etmeye çalıştığım bir hususun altını bir daha çizerek ifade ediyorum:
Her neye inanıyorsak o inancın ne olduğunu ne olmadığını iyice tetkik edip, doğruluğu konusunda kati bir kanaat oluşturmak ve sonra gereğini tam bir sadakatle yerine getirmek icap eder. Müslümanlara gönderilen mektuba / mesajı (Kur’an) açmadan veya üstünkörü bir okuma ve daha kötüsü de atalardan tevarüs eden bilgi kırıntılarıyla inanmak çoğu zaman fayda yerine zarar doğuruyor, dinle aldatmaya müsait hale getiriyor.
Diğer Peygamberlerin ümmetlerinde olduğu gibi Hz. Peygamberin ümmeti de Onun vefatından sonra aynı hastalıkla malul hale gelmiştir.
Allah’ın uyarılarına rağmen Kur’an ve Peygamber mesajı korkunç bir aldatmanın vasıtası haline getirildi.
“Ey insanlar! Allah’ın verdiği söz gerçektir. Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın, o aldatma ustası da Allah hakkında sizi kandırmasın.” (Fatır: 5)
“…Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın; o, yoldan çıkarıcı da (şeytan) Allah hakkında sizi aldatmasın.” (Lokman:33)
Dinler tarihini okuduğumuzda onlarca benzer vakıayla karşılaşıyoruz. Hz. Peygamberden sonra İslam tarihinin en önemli hadisesi, ‘‘Konuşan Kuran, veliliğin şahı, ilim beldesinin kapısı’’ gibi sıfatlarla anılan Hz. Ali’ye karşı çıkan saltanat düşkünlerinin Ali’nin kılıcı karşısında ezileceklerini anlayınca Allah ile aldatmanın ilk ve en yaman görünümünü sergilemeleriydi. Hz. Ali karşısında yenilgiye uğradığını hisseden Muaviye, Kuran yazılı parşömenleri askerlerinin mızraklarının ucuna takıp, ‘‘Biz, bunu hakem yapmak istiyoruz’’ diyerek hasımlarını durdurabilmişti. Hz. Ali, hükümlerini ayaklar altına aldığı bir kitabın kağıtlarını “hakem” yapmanın doğru olmadığını, aldatmaca olduğunu ifade etmişse de bu tarihsel aldanmayı önleyememiştir. Ve ne ilginçtir ki Hz. Ali de kısa bir süre sonra ‘‘Allah’ın kitabına karşı çıkmak’’ ithamıyla secde halinde şehit edilmiştir. Allah ile aldatmanın bu dehşetli tablosundan ders almasını bilmeyen din mensuplarının dinden rahmet beklemeleri nafile bir bekleyiş olduğu gibi, iman gerçeğini ciddiye almamak olur.
Ne yazık ki, Muaviye’nin bu uygulaması kendisinden sonra gelen onlarca iktidar sahiplerine ilham olmuştur. Bir bakıma siyasette Makyavelizm bu şekilde başlamıştır. Muhtemelen Makyavel de ilhamını buradan almıştır. Aradan yüzyıllar geçmiş olsa da bugün aynı gelenek farklı formatlarla olsa da sürdürülüyor. İnsanların Allah’a olan inancı bitmedikçe -ki bitmeyecek- şeytanın Adem’i aldattığı gibi güç, iktidar sahipleri de hükümranlıklarını sürdürmek için insanı Allah ile aldatmaya devam edeceklerdir.
Başta ifade ettiğim gibi şimdilerde sadece Allah ve Peygamberle değil, dini bir hüviyete büründürdükleri milli değer ve sembollerle de aldatılıyoruz.
Bu yazıyı yazdıran sebep, son yıllarda iktidarın halka anlatacağı müsbet bir hikayesi olmadığı için dini ve milli değer ve sembolleri öne çıkararak topluma “dinin koruyucusu ve hamisi biziz, biz gidersek din de tasfiye edilir, dindara yeniden zulmedilmeye başlanır” propagandasını sahip oldukları medya organları vasıtasıyla etkili bir şekilde yapmasıdır.
Ne yazık ki, o kadar çelişkiyi içinde barındıran bu propagandaya kitlenin önemli bir kısmı itibar etmektedir.
Halbuki iktidara şu soruları sormak gerekir:
Son on yılda binlerce insanın dinden çıkmasının, “eğer bu adaletsiz / hukuksuz işleri yapanlar müslümanlarsa o zaman ben müslüman değilim” diyen insanların fevç fevç dinden uzaklaşmasını, deizme ve agnostisizme saplanmasını neyle izah ediyorsunuz?
Kur’an Kursu, İHL ve düz liselerde o kadar dini tedrisat uygulanmasına rağmen neden dini anlayış terakki etmiyor da geriye gidiyor?
İmam Hatip liselerinde bile İslam’ın temel kulluk göstergesi olan namazını kılan öğrencilerin azınlıkta olduğunu, içlerinde dinden çıkanların olduğu gerçeğini nasıl açıklıyorsunuz?
Toplumsal çözülüşün, yolsuzluğun, sahteciliğin bu derece artmasının, halkın polarize olmasının, kin ve nefretin yaygınlaşmasının sebeplerini araştırma cesareti gösterdiniz mi?
Bir toplumun güçlü, mutlu ve müreffeh olmasının en önemli muharrik unsuru nedir? Adil yönetim mi, yoksa askeri gücün üstünlüğü mü?
Milli hasılanın paylaşılmasındaki büyük nispetsizlik nasıl izah ediliyor? Toplumun %50’si hasılanın %80’nini; diğer %50’si de %20’sini paylaşırken bu büyük nispetsizlik nasıl açıklanıyor? Allah bu haksız, gayri adil bölüşümden razı olur mu?
Faizleri düşüreceğiz iddiasıyla gelip yüksek faizle rantiyeci kesime haksız kazanç sağlamak hangi ilmi veriyle açıklanabilir?
Bu sorulara daha birçok soru eklenebilirse de verilecek ilmi ve ahlaki cevaplar olmadığı için “Allah, Kur’an, Peygamber” veya “Vatan, Devlet, Millet, Bayrak” diyerek hakikat çarpıtılmaya, kitleler aldatılmaya devam edilmektedir.
Bu yazıyı okuyacak olanlara bir uyarıda bulunayım, “lütfen mevzunun üzerinde tefekkür edelim, biz aldanmıyoruz demeden önce inancımızı bir daha kontrolden geçirelim.” Çünkü sosyal medya mecralarında birileri dini ve milli değerler üzerinden hakikati çarpıttığında pek çok kişinin olumlu etkileşimde bulunduğunu, taltif ettiğini üzülerek görüyorum.
Mevlâna’ya, ‘‘Arif kimdir?’’ diye sorduklarında şöyle demiştir: ‘‘Arif, agâh olandır.’’ Yani arif, uyanık bir zihinle ‘‘Allah sözünün arkasında gerçek anlamda Allah mı var, yoksa nefsin maskelenmiş iştahları mı?’’ sorusunu sorabilen ve bunun cevabını netleştirmeden teslim olmayan adamdır.