Sınanan Demokrasi ve Evrensel Değerler

by Fahrettin Dağlı

İnsanlığı aşan, hakikatinden asla şüphe edilemeyecek inanışlar, ideolojiler ve kültürler üstü bir anlam dünyasını içerdiğini hissettiren evrensel kelimesi, anlam genişliğine sahip bir kavramdır. “Evrensel değerler”e atıf yaptığımızda muhatabımızın da bu tartışmasız hakikati kabul ettiğini varsayar, hatta onu buna icbar ederiz. O da evrensel değerlere saygılı bir kişi olarak bu konuda bir itiraz geliştirmez.

Gazze soykırımıyla başlayan, İran ve Lübnan’a yönelik saldırı ve katliamlarla devam eden gelişmeler yine dikkatlerimizi “demokrasi” ve “evrensel değerler” üzerine yoğunlaştırdı.

Evrensel değerler ya da batılı değerler denilince, gelişmiş Batı demokrasilerinin erişmiş oldukları temel insani ve etik değerler akla gelir.

Akli melekeler ve insanlık tecrübesiyle erişilmiş bu değerler, insan onurunu ve şerefini korumayı hedeflediği için vicdanı sahibi her insan tarafından kabullenilir. Coğrafya, kültür veya inanç fark etmeksizin tüm insanlık için geçerli kabul edilen adalet, özgürlük, dürüstlük, barış, saygı ve insan hakları gibi temel ahlaki ve etik ilkeleri içeren bu değerler, insanın doğasına uygun bir şekilde toplumsal huzur ve ortak yaşamı sağlayan etik davranışın temelini oluşturur.

Bireyin vicdani gelişimine ve toplumsal uyuma katkı sağlayan kök değerler olarak da adlandırılan bu değerlerin sınanması, her kültür ve toplumda geçerli olup olmadığını, ahlaki, sosyal ve tarihsel bağlamda doğrulanıp doğrulanmadığını test etmeyi amaçlar.

Demokrasi, insan hakları ve barış gibi değerler, farklı yaşam biçimlerinde aynı ölçüde kabul görebilir mi? Bu değerlerin normatif temelleri, vicdani seçimin değil, ortak insani deneyimin ürünü olması gerekliliği üzerine tartışmalar devam etmektedir. Bu sınanma, sadece kuramsal değil, günlük yaşamda uygulama süreçleriyle de şekillenir.

Şimdi tekrar başa dönüp, teoride ifade edilenlerin sahada nasıl karşılık bulduğuna bakalım.

Batıda dünyanın diğer ülkelerine kıyasla demokrasi, insan hakları ve evrensel değerlerin uygulama alanı bulduğu inkarı kabil olmayacak bir gerçek. Ancak buradaki temel tenakuz, kendi halklarının hakları ve değerleri konusunda hassas olan Batılı idarelerin diğer ülkelerin halklarının hukuku söz konusu olduğunda nasıl bir çifte standart takındığı ile ilgilidir. Özellikle de konu halkı müslüman ülkeler ve Afrika ülkeleri olunca tarihsel kolonyal anlayışlarından vazgeçmeyen bu ülkeler adeta kendi halklarına karşı demokrat, evrensel değerlere saygılı davranmakta, diğer halklara ise sadece kendi konforlarına hizmet ettikleri kadar kıymet vermektedirler. Bu anlayışın evrensel değerlerle telif edilebilecek bir tarafı yoktur. Evrensel değer deyince, kainat üzerinde yaşayan tüm varlığın hukukunun korunduğu, ahlaki değerlerin hakim kılındığı anlayış aklımıza geldiğine göre batı dünyasının bu muamelesiyle kavramın hakkını vermediğini söyleyebiliriz.

Yakın çağda bunun ilk örneği, 1992-1995 yıllarında yaşanan Bosna katliamıdır. 7 Ekim 2023’te başlayıp devam eden Gazze soykırımı ve şimdilerde İran ve Lübnan’a yönelik saldırılar, katliamlar ister istemez dikkati tekrar evrensel / Batılı değerlerin etki alanı üzerinde düşünmeye sevk ediyor.

Bizim coğrafyamız açısından ilk işaret fişeği Bosna trajedisinde atılmıştı. Avrupa’nın göbeğinde bir katliam, bir insanlık trajedisi yaşanmıştı. O zaman da bugün Gazze’deki gibi Avrupa yönetimleri bu trajediyi sadece basit kınamalarla geçiştirmişlerdi. Gerçi bugün kınamayı bile çok görmekte ve İspanya, Kolombiya, Brezilya gibi birkaç ülke lideri dışındaki siyasi liderler açıktan veya yarım ağızla İsrail’e destek vermektedir. İsrail, demokratik dünyanın bu umursamaz tavrından cesaret alarak daha büyük katliamlara imza atmaktadır.

Özellikle Gazze soykırımı ve akabinde ABD-İsrail koalisyonun İran’a ve Lübnan’a haksız, saldırıları karşısında Demokratik Avrupa ülkelerinin Ukrayna için gösterdikleri hassasiyetin asgarisini bile göstermemeleri, hatta yer yer açıktan veya zımni olarak destek vermeleri hem Avrupa demokrasilerini ve hem de o çok önemsedikleri evrensel değerleri sorgulatıyor.

Mesela, meşru bir devletin dini liderlerini, bakanlarını, komutanlarını, bilim adamlarını evlerinde eş ve çocuklarıyla birlikteyken bombalayıp katlederken demokratik dünyanın yöneticilerinden hiçbir tepki söz konusu olmamaktadır. Sanki uluslararası savaş hukukunun doğal bir neticesiymiş gibi tepkisiz kalan bu ülkelerin liderleri kendilerine benzer suikastlar yapılmış olsaydı yine böyle tepkisiz mi kalacaklardı? Sanki ‘İran terörist bir ülke, dolayısıyla liderlerinin, bilim adamlarının suikastla öldürülmeleri diğer ülkelerin hakkıdır’ der gibi duymazdan geliyorlar.

Soruyoruz: İran’ın bugüne kadar hangi terörist faaliyeti söz konusu oldu? İsrail’in güvenliğini tehdit eden hangi faaliyetleri oldu? İsrail’in Filistin’e ve Lübnan’a hukuksuz saldırıları ve toprak gaspı terörist faaliyet olmuyor da onların buna karşı duran İran mı terörist oluyor?

ABD ve İsrail, kendi cennetlerini yaşamak için dünyaya cehennemi yaşatıyorlar ve bunda bir beis de görmüyorlar. Bunları yaparken demokratik dünyanın aklına ne demokratlık ve ne de evrensel değerler geliyor.

Soli Özel, haklı olarak şu tespiti yapıyor: “Paranın hakimiyeti, piyasada iş yapıyor olmanın, kamu hizmetinden daha değerli hale gelmesi toplumsal ilişkileri çürüten bir etki yapıyor. Demokrasilerin krizinin, seçkinlerin kendilerinin demokratik normlardan uzaklaşmasından bağımsız olarak düşünülmesinin mümkün olmadığını düşünüyorum.”

Sonuç olarak, dünyada meydana gelen gelişmeler, demokratik dünyanın demokrasi ve evrensel değerler anlayışını bir daha teste tabi tutmuş ve batılı demokrasiler önemli derecede sınıfta kalmışlardır.

Şunu da ifade etmeden nokta koymayayım.
“Ya İslam ülkeleri?” diye soracak olanlara cevabım: Onların ne demokrasi ne de evrensel değerler gibi bir iddiaları var. İnandıkları dinin ahlaki değerlerini bile yaşamayan ülke idarelerine söylenecek her söz butlanla maluldür. Dolayısıyla sözüm iddia sahiplerinedir.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept