İktidar Değişmeli Ama Nasıl?

by Fahrettin Dağlı

Hâlihazırda iktidarın değişmesi gerektiğini savunan ciddi bir çoğunluk var. Bunu talep etmek anlaşılabilir bir durum. Çeyrek asırdır ülke yönetimini elinde bulunduran Ak Parti iktidarına toplumsal çoğunluğun sağladığı desteğin nelere istinat ettiğine ve bugüne kadar ne kadarının karşılık bulduğuna baktığımızda neredeyse toplumun ezici çoğunluğunu tatmin ve mutlu etmeyen bir tablo ile karşılaşırız.

Bir önceki iktidarın “3 Y” ile malul hale gelmesi, banka hortumlamaları, ayyuka çıkan yolsuzluklar ve yüksek enflasyonla gelişen yoksulluk ve ülke kaderinin değişmez yazgısı olan yasakların yaygınlaşması sonucunda Ak Parti, “3 Y” ile mücadele iddiasıyla iktidara taşındı. Ancak başarılı olamamasının pek çok nedeni arasında iki tanesi diğerlerini tetikleyen mahiyete sahiptir.

Bunlardan birincisi niyet ve diğeri de o niyete uygun eylem yoksunluğudur. Ak Parti yolsuzluklarla mücadele iradesi ve kararlılığına sahip değildi. İstanbul Büyükşehir Belediyeciliği döneminde şekillenen bir yönetim ahlakı edinmişlerdi. Belediye imkanlarının siyasetin finansmanında kullanılması için birtakım havuzların kurulması bozulma sürecinin başlangıcı sayılabilir. Bu durum sadece siyasetin finansmanıyla sınırlı kalmadı, havuzlarda toplanan birikimler çoğunun iştahını tetikledi, zamanla kişisel zenginleşmeye de kapı araladı.

2002 Kasım’ında genel iktidara bu kötü bagaj ve siyaset ahlakıyla taşındılar. Burada da iktidar kadrolarının kamu imkanlarından faydalanarak hem siyaseti finanse ettiklerine ve hem de kişisel servet oluşturmaya başladıklarına şahit olduk. 2010 yılından sonra askeri ve bürokratik vesayetin zayıflatılması ve üzerlerindeki korku yükünün azalması onlara kamu imkanlarından daha çok istifade etme cesareti verdi.

2013 yılı 17-25 Aralık operasyonları sonucunda ortaya çıkan tablo mevcut yolsuzluğun sadece bir cihetini ortaya çıkarmıştı. Kanaatime göre bu, sadece aysbergin suyun yüzeyine çıkan kısmıydı. 15 Temmuz Darbe Teşebbüsü sonrasında da “Allah’ın bir lütfu” olarak olağanüstü hal yasalarıyla ülkeyi yönetmeleri nasip oldu. Böylece tüm denge denetim mekanizmalarının işlevsiz bırakılması ve yargı gücünün yürütmenin emrine girmesiyle birlikte hukuk fiili olarak askıya alındı ve böylece değneksiz köyde kamu imkanlarından yararlanmanın sınırları aşılmış oldu.

Haliyle 15 Temmuz’dan sonra çıkarılan olağanüstü hal yasaları ve KHK’larla ülke tam bir yasaklar ülkesi haline getirildi. Hukuksuzluğun en önemli çıktılarından birisi yoksulluktur. 2010’dan sonra yapılan gayri hukuki icraatlarla ülkede ekonomi / sermaye güvenliği de kalmadı. Bir yandan kamu imkanları üzerinden yapılan yolsuzluklar, diğer yandan hasıl olan hukuksuzluklar ülkede sermaye güvenliği bırakmadı. Yatırımların, üretimin zayıflamasına paralel olarak kitlesel yoksulluk gelişti. Yani, sözün kısası kendilerinden önceki iktidarların hastalıklarıyla malul hale gelip, en iddialı oldukları “3Y”de de sınıfta kaldılar.

Şimdi tekrar başa dönelim. Mevcut Ak Parti iktidarı hem ekonomik hem sosyal politikalar ve hem de dini hayat anlamında çok büyük bir tahribatın oluşmasını sebebiyet verdi ve dolayısıyla başarısız oldu.

Evet, bu iktidar değişmeli ama nasıl?

Türkiye’nin anti demokratik şartlara teslim olması bugünün meselesi değildir. 2010’lardan sonra Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli olmuştu. Bugün ülkenin mevcut problemleri nedeniyle kurtarıcılığa soyunan 180 küsür parti var. Halbuki siyaset ferasetli, basiretli insanların işidir. Ahmed Cevdet Paşa’nın ifadesiyle, “İlmi olmayanın feraseti; feraseti olmayanın siyaseti; siyaseti olmayanın riyaseti (yönetimi) olmaz.” Uzun yıllardır Türkiye siyasetinin hali pürmelali budur.

İktidarı değiştirmek bir kumar oyunu değildir. Geleceği görme ve ona uygun olarak tedbir alma sanatıdır. Halbuki Türkiye muhalefetinin tek derdi bugünkü klasik siyaset düzenine bir yerinden eklemlenerek postu TBMM’ye sermek, kamu imkanlarından yararlanmak ve kürsüde popülizm yaparak iktidarın yanlışlarını saymak, dökmek ve seçmene selam vererek halk dalkavukluğu yapmaktır.

Türkiye’nin son on beş yılında siyasetin yakın tanığı ve gözlemcisiyim. Yıllardır siyaset arenasında boy gösteren parti liderlerinin siyasetin felsefesinden, hakikatinden ne kadar ırak olduklarını gözlemlemekteyim. Öncelikle siyaset yapmayı bugüne kadar süregelen siyasi pratikler üzerinden sürdürmeye kararlı siyasi örgütlerin ülkede yeni bir siyasal anlayışı geliştirme ve demokrasiyi yeniden inşa etmeleri mümkün değildir, eşyanın tabiatına aykırıdır. Bir asırlık tecrübeden sonra aynı yanlışlarda ısrar etmek ahmakların adetidir.

Muhalefet partileri haklı olarak iktidar politikalarını eleştiriyorlar. İktidar öyle bir siyasi tatbikatta bulundu ki, deve misali yanlışları saymayı bırakıp doğru bir iş arasanız bulamazsınız. Herhalde hiçbir iktidar bu derece tenkidi hak eden bir hikaye, bir miras bırakmamıştır. Yirmi dört saat kesintisiz olarak halka ve ülkeye verilen zararları sayabiliriz. Buna rağmen muhalefetin bugüne kadar iktidarı değiştirme veya dikkate değer bir zayıflatma imkanı sözkonusu oldu mu? Artık bu muhalefet kültürünün, metodunun yanlış olduğunu anlamamız ve yeni bir siyaset kültürü ve ahlakı inşa etmemiz gerekmez mi?

Ülkenin aydınları, entelektüeller ve akil adamları olarak isimleri geçenler oturdukları konfor alanlarında ya malumatfuruşluk yapmaktalar ya da tribünden sahada oynayan oyunculara taktik veriyorlar.

Bugüne kadar uzun soluklu, kuşatıcı, sürdürülebilir, Türkiye ve dünya gerçeklerini dikkate alan bir siyasal mücadeleye tanıklık etmedim dersem abartmış olmam. Siyasi pratik anlamında Türkiye sağı da solu da muhafazakardır, statükocudur. Bu hal sürdürülebilir değildir. Bir süre sonra bünyede uyuyan kanser hücreleri aktive olup metastaz yapabilmekte ve ülkede siyasetsizleşmeye yol açan hastalıklı bir hal meydana gelmektedir. Anlayacağınız siyasetimiz yılanın deliğinde defalarca ısırılmasına rağmen akıllanmadı ve yine “belki bu sefer ısırılmam” deyip siyasi kumar sürdürülmektedir.

Bugün particilik, klasik siyasetçilik yapma zamanı değildir. Ülke bu kadar ağır bir yükün altındayken verilecek siyasi mücadele mutlaka geniş bir siyasal ittifakı gerektiriyor. Başta adalet olmak üzere üzerinde mutabakat sağlayabileceğimiz temel umdeler etrafında sahici bir ittifak zor olsa da mümkündür ve elimizdeki tek seçenektir. Partilerin ayrı ayrı siyasi mücadele vererek iktidara gelme hevesi siyaseten bize bir kurtuluş kapısı aralamayacaktır. Kişisel ve zümresel çıkarlarımızdan vazgeçmeyi bilmemiz gerekiyor. Başka bir çıkar yol bilmiyorum.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept