Söze rahmetli Akif’in şu dörtlüğüyle başlayalım:
Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
“Tarih”i “tekerrür” diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?
“Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?” mısraı sonraki zamanlarda bir darb-ı mesel olarak konuşmalarda sıkça geçen hikmetli bir cümleciktir.
Kronolojik tarih okuması, olayları zaman sırasına göre dizerek neden-sonuç ilişkilerini ve süreklilikleri anlamamızı sağlar. “İbret vesilesi” olması ise geçmişten ders çıkarma beklentisini içerir.
Kronolojik okuma nesnel bir sıralama sunar; ancak “ibret” çıkarmak, başlı başına yorumlayıcı bir eylemdir. Bir olaydan ders çıkarmak, o olayın neyi öğretmek istediğine dair bir anlam yüklemeyi gerektirir. Bu da saf nesnel tarih anlatısının sınırlarının ötesine geçer.
Kısacası, kronoloji bir araç, ibret çıkarmak ise bir amaçtır. Kronolojik düzen, ibret dersleri için zemin hazırlayabilir, ancak ibret almak tarihçinin ya da okuyucunun yorumunun devreye girmesiyle mümkün olur.
Bunun için içinde yaşanan zaman dilimindeki sosyal, siyasal, ekonomik, coğrafi şartları tek tek irdeleyerek gerçekleşen hadise üzerindeki direkt veya endirekt etkilerini ölçüp bugünümüze dair anlamlı bir sonuç çıkarabiliriz.
Rabbimiz onlarca ayetle bu mevzuya işaret buyurmuştur.
“Sonra resullerimizi peş peşe gönderdik. Hangi ümmete peygamberi geldiyse onlar onu yalancı saydılar. Biz de onları birbiri ardından imha ettik. Onlardan geriye bıraktığımız, sadece ibret verici hikâyeleri!..” (23/44)
“…Onlar yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler?” (12/109)
“Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır…” (12/111)
“Şüphesiz ki sizden önce (Allah’ın iyi ve kötü toplumlara uyguladığı değişmez) yasaları geçti (yaşandı ve bitti). Yeryüzünde gezip dolaşın ve yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğuna bir bakın.” (3/137)
“Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, orada olup bitenleri kalpleriyle kavrasınlar, kulaklarıyla işitsinler? Doğrusu yalnız gözler kör olmaz, göğüslerdeki kalpler de kör olur…” (22/46)
“Şüphesiz bunda keskin anlayışlılar için büyük ibretler vardır. O şehrin kalıntıları hâlâ bir yol üstünde durmaktadır. Bunda inananlar için mutlak bir ibret vardır.” (15/75-77)
Abdullah b. Amr şöyle demiştir:
“Allah’ın Peygamberi (sas) bize sabaha kadar İsrâiloğullarının kıssalarını anlatırdı…”
Tebük Seferi sırasında geçmişte azaba uğrayan Semûd kavminin bıraktığı taş evlerin bulunduğu Hicr mevkiine gelindiğinde Allah Resûlü şu uyarıyı yapmıştır:
“Bu azap edilmiş olanların yurtlarına ancak ağlayarak girin. Eğer ağlayamıyorsanız onların yurtlarına girmeyin ki, onların başına gelen felaket sizin de başınıza gelmesin.”
“Mümin, bir delikten iki defa ısırılmaz.”
Bu hadisler, geçmişteki hatalardan ve aldatılmalardan ders çıkarıp aynı yanlışları tekrarlamamak gerektiğine dair en net evrensel uyarılardır.
Allah ve Resulünün uyarılarını düz bir mantıkla okuyup geçtiğimizde bugünümüze dair hikmetli tecrübeler edinemeyiz, Kur’an’ın ifadesiyle, hâşâ “eskilerin masalları” deyip geçeriz. Sanki o gün için muhatap olunan topluluğa söylenmiş uyarılar olduklarını düşünürüz. Halbuki evrensel ve zamanlar üstü olmak gibi mucizevi bir mahiyete sahip Kur’an’da geçen kıssalarda bahsi geçen toplulukların, ümmetlerin neler yaşadıklarını, tutum ve davranışlarının değişimine sebep olan dinamiklerin neler olduğunu sağlam bir muhakemenin süzgecinden geçirmeyecek olursak tarih dağarcığımız kupkuru bilgilerle dolar ve bizim için malumatfuruşluk yapmaktan fazlası mümkün olmaz.
Tarihi bir olayı bütün dinamikleriyle, bileşenleriyle, vuku bulduğu konjonktürün şartlarıyla birlikte bir bütün olarak analize tabi tutmadan, sebep-sonuç ilişkilerini objektif bir muhakemeden geçirmeden o hadiseden bugünümüze dair ibret anılacak bir sonuç çıkarılamaz.
Tarihin tekerrür ettiği ve aynı sebeplerin aynı sonuçları doğurduğu da bir gerçektir.
Bu yazıyı yazmaya sevk eden husus, toplumumuzun genel olarak Araplar ve son zamanlarda da daha özelde Filistin halkıyla ile ilgili ilimden ve hikmetten mahrum tarih nakilleri ve haksız yargılarıdır.
Bir arkadaş, kaynak göstermeden tarihçi İlber Ortaylı’dan Araplar ve Filistinliler ile ilgili problemli nakiller yapmış. Nakil doğru olsa bile içinde yaşanılan tarih kesitindeki bağlamıyla beraber detaylı bir şekilde aktarılmazsa Allah’ın Kitabında uyardığı gibi bilmeden bir kavme çatıp, haksızlık edilebilir.
“Ey iman edenler, çizgi dışına çıkmış birisi size bir haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin, doğruluğunu araştırın. Yoksa, gerçeği bilmeyerek, birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (49/6)
“Araplar bizi arkadan vurdu”, “Filistinliler topraklarını Yahudilere sattılar”, “Filistinliler Kürtlere toplu katliam yapan Saddam’ın heykelini diktiler.” vb. gibi sırf sebep olarak gösterilen olaylar üzerine sayfalarca değerlendirme yapılabilir. Her olay, bağlamı içinde ve o günlerdeki sosyal, siyasal, ekonomik şartlar dikkatlice araştırılarak incelenmelidir. Aksi takdirde doğru, isabetli hükme varmak mümkün olmaz.
Hem ne olursa olsun hadiselere rövanşist bir anlayışla yaklaşmanın aklı ve nakli bir dayanağı yoktur. Hele hele Hz. Peygamberin ümmetinden olma iddiasında bulunanların bu mevzuda onun ahlakıyla ahlaklanması icap eder. O gün yanlış yapılan bir şeye bugün aynı yanlışla mukabelede bulunmanın anlamı yoktur, yanlışa yanlışla karşılık verilmemelidir. Hz. Peygamberin ahlakı gereği affetmeyi, mazur görmeyi öncelemek gerekir.
1 yorum
Muhteşem