Üzerimizdeki Nimetler Azalıyor-I

by Fahrettin Dağlı

Dün gece elektriklerimiz kesildi, arkasından da sular kesildi ve sabaha kadar akmadı. ASKİ’nin sitesine baktığımda su kaynaklarındaki sular azaldığından dolayı kesinti veya basınç düşürerek suda tasarruf yapmayı planlıyorlarmış.

Oturdum yine başımı iki elimin arasına alıp insanlığın akıbetini düşündüm, ne olacak bu halimiz? Toplumumuz ve hatta insanlık üzerindeki nimetler gün geçtikçe azalıyor. Su ve gıda krizleri kapıda, insanlığın önemli bir çoğunluğu böyle bir tehlikeyle karşı karşıya. Farkı fark edenler, kıyas yapanlar görürler ki, üzerimizdeki nimetler gittikçe azalıyor. Bunu coğrafya ve fen yasalarıyla açıklayabiliriz. Ancak Allah’a iman iddiasında bulunanlar için kainattaki yasalar yanında bir de bu yasaları yapan ve yürüten kudretin bu doğal yasalarla ilişkilendirdiği sosyal yasalar var. İnsan olarak yaptıklarımızın / yapmadıklarımızın bir etki gücü var. Rad 11. Ayetle Allah bu hakikate işaret buyuruyor: “Onlar nefslerinde olanı değiştirmedikçe Allah da bir kavmin durumunu değiştirmez” Bu ayetle Allah üzerimizdeki maddi ve manevi nimetlerin azalması veya çoğalmasını niyet ve amellerimize bağlamış. Hiç olmazsa Müslümanlar bu hakikate tam iman etmeleri gerekmez miydi?

Cevdet Said, altın çağlar sayılan asr-ı saadetle ile ilgili olarak müslümanların kendilerine övünç ve teselli payı çıkarmalarının biriken problemleri çözemediği gibi daha da karmaşık hale getirdiğini ve daha kötüsü bu durumun -hâşa- “dinin artık toplumsal meselelere çözüm üretemediği” gibi bir kanaatin yaygınlaşmasını beslediğini ifade etmiştir. İçinde yaşadığımız zillet halinden yakınmanın ötesine geçemeyen, araştırmayan, sorgulamayan, sadece durum tespiti yapan ve müslümanları derin uykularından uyandıracak özgün çözüm ve çağrılarda bulunamayan aydın sınıfının hali ise çok daha içler acısıdır.

Şiddete karşı olmasıyla tanınan ve bu yüzden ahir ömründe ülkesinden hicret ettirilen merhum Cevdet Said İslam toplumlarının çağın insanının problemlerine çözüm üretememesini ve başlarına gelen musibetleri anlamlandıramamalarını büyük bir hüzün ve kahırla anlatır.

İnsani ve toplumsal problemi gereği gibi okuyamamanın çağımız müslüman aydınının en önemli nakısalarından biri olduğunu zikrederek, toplumların başına gelen musibetlerin kendilerinden kaynaklandığını, dolayısıyla Kuran’ın çağrısını günümüz ışığında yeniden dikkate almadan İslam âleminde gelişmenin başlatılamayacağını savunmuştur.

Cevdet Said, “Bireysel ve Toplumsal Değişmenin Yasaları” adlı cismi küçük ama değeri itibariyle büyük kitabında, “Yalnızca Müslümanların değil tüm insanlığın tabi olduğu evrensel bir yasanın olduğu, bu yasayı doğru anlayan ve benimseyen toplumların gelişebileceği” tezini mufassal bir şekilde vuzuha kavuşturmuştur. Cevdet Said’in teorisine göre, Allah nasıl maddede birtakım nitelikler yarattıysa, eylemlerimizi de nefslerde yerleşen düşüncelerden yaratmaktadır. Bu yasaları bilen kimse onlara egemen olur. Yaratılışın bu yönü anlaşılırsa, İslam dünyasının sorunları da anlaşılır ve çözülür.”

Said, tezini özellikle Rad Suresi 11. Ayeti üzerine inşa etmiştir.

“Onlar nefslerinde olanı değiştirmedikçe Allah da bir kavmin durumunu değiştirmez”

“Allah’ın geçmişte uyguladığı yasası budur. Allah’ın yasasında bir değişiklik bulamazsın.” (Fetih:23)

Said, İbni Kesir’den İbn Teymiyye’ye, İbn Haldun’dan, Seyyid Kutub’a, Marx ve Engels’e atıfta bulunarak Müslümanların içinde bulunduğu açmazlara Kur’anî çerçevede çözüm arar.

Allah, kâinata koyduğu fenni yasalarla birlikte bireylerin ve toplumların hayatiyetlerinin tabi olduğu değişmez sosyal yasalar da vazetmiştir. Yer çekimi yasası, suyun kaldırma kuvveti, kozmik alemdeki düzenin kusursuz işlemesi gibi sayısız fiziki ve biyolojik olay kâinatta cereyan etmektedir. Yeryüzündeki tüm varlık alemi bu değişmez yasalara tabidir.

Tıp yasalarını bilen bir hekim, kan basıncı, nabız, tansiyon, solunum gibi bulgular üzerinden teşhis koyup bir tedavi tablosu çıkartır ve hastayı iyileştirmek için kullanır.

Toplumsal hastalıklarda ise durum daha farklıdır. Bu hastalıkların teşhis ve tedavi edilmesi tıbbın konusu olan hastalıklara göre daha zor, sirayet etme, bulaşma gücü ise daha yüksektir ve etkileri birikip katlanarak gelecek nesillere intikal eder.

İnsanoğlunun geleneğe dönüşmüş kabulleri, inançları üzerinde ısrar etmek gibi bir kolaycılığa yönelmesi tarih boyunca tekrarlanmış bir durumdur. Allah buna şöyle işaret eder:

Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde, “Hayır, atalarımızdan gördüğümüze uyarız” dediler. Ya atalarının aklı bir şeye ermemiş, doğru yolu bulamamışlarsa! (Bakara:170)

İnsanın bu özellikleri, psikolojik yatkınlıkları, sosyolojik savrulmaları hesaba katılmadan ve ilgili anahtar yasalar bilinmeden, o yasaların önerdiği tedavi yöntemleri uygulanmadan bu toplumsal hastalıkları çözme ve iyileştirme imkanı olamaz.

Said’e göre, gelişebilmek için kâinata hükmeden fizik ve biyoloji yasaları gibi sosyolojik ve psikolojik yasaları da bilmek ve onlara tabi olmak gerekir. İnsan dünyaya halife kılınırken bu yasaları anlama ve ona göre davranabilme yeteneği verilmiştir. Nitekim dünyayı ellerinde tutan egemen güçler bu yasaları keşfederek hakimiyet kurmuş ve sürdürmüşlerdir.

Mevzu çok derin ve üzerinde derin düşünmeyi gerektiriyor. Onun için de burada kesip bir sonraki yazımla aynı mevzuya devam edeceğim inşallah.

Bunları Okudunuz Mu?

1 yorum

Bekir Yıldız 6 Aralık 2025 - 20:41

Yüreğinize, kaleminize sağlık olsun sevgili Fahrettin kardeşimiz. Yerinde ve doğru tespitler…

Cevapla

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept