İnandığınız din size yeryüzünde nasıl bir mükellefiyet yüklüyor?
Herhalde verilebilecek en özet ve kısa cevap; Yeryüzünde Allah’ın murat ettiği üzere yaşamak; Allah’ın mesajını duyurmak/işittirmek; mesajının ulaşmadığı bir yer bırakmamak; önüne konulmak istenen bariyerleri kaldırıp, insanları Allah’ın mesajı ile muhatap kılmak…
Allah’ın inanıp, inanmamak da muhayyer bıraktığı insanları bizler mi Allah adına icbar edeceğiz/zorlayacağız?
Bu dinin müminleri olarak böyle bir hakkımız var mı?
İnanmayan insanları inandırmak gibi bir mecburiyetimiz var mı?
Görev belli; sadece duyurmak; adil, ahlaklı ve erdemli birer örnek prototip olmak…
Şunun altını kalın bir çizgiyle çiziyorum; Kur’an’ın bize ulaştırdığı din ekmel/tamamlanmıştır. Eksikle, yanlışla malul değildir. Din anlayışı ise tarihseldir ve yereldir. Yanlışlarla, eksiklerle maluldür.
Yıllardır bu din anlayışına karşı bildiğim/fehmettiğim ölçüde itirazlarda bulunuyorum. Din anlayışımızı tashih etmeden bu coğrafyada adil, mutlu ve mesut bir dünya kuramayız. Daha yüzyıllar boyunca birbirimizle kavga etmeye, ölmeye ve öldürmeye devam ederiz. Hem bunları da Allah adına yaparız.
Soruyorum; Evet, dinin kendi müntesiplerine yüklediği başka bir sorumluluk var mı? Kendi Resulünü bile uyarmıyor mu?
“Ey elçi, Rabbinden sana indirileni duyur. Eğer bunu yapmazsan, O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur” (Mâide -67).
“Peygambere düşen, sadece tebliğ yapmaktır” (Mâide-99)
“(Ey Muhammed) Sen (insanları) Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütlerle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücâdele et” (Nahl-125).
“İman etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin!
Biz istesek onlara gökten bir mûcize indiririz de derhal ona boyun eğerler.”(Şuara-3-4)
Allah yeryüzünde her şeyi ama her şeyi çift kanatlı/ çift kutuplu yaratmıştır. ‘Gece, gündüz; aydınlık, karanlık; siyah-beyaz; erkek-dişi gibi inanç alanında ise mümin-kafir çift kanatlılığı vardır.
İnsanlar bu dünyada bir sınavı yaşayacaklar; Ya kendilerini yaratan Allah’a iman edip çağrıya boyun eğecekler; ya da ret edip kabul etmeyecekler. Madem ki inanmak ve inanmamak konusunda insanlar muhayyerse kimin haddine ki, kendini -haşa- tanrının yerine koyarak başkalarını inanmaya veya inanmamaya icbar edebilir?
Evet, bu girizgahtan sonra söyleyeceğim şudur; Bugün İslam dünyasında sanki Allah’ın bu açık, tartışmasız hakikati ortada yokmuş gibi ‘inanmıyorlar veya en azından benim gibi inanmıyor’ diye sözkonusu insanlara her türlü düşmanlığı, haksızlığı, hukuksuzluğu reva görebiliyor veya onunla da yetinmiyorlar yaşam haklarını bile ellerinden alabiliyorlar.
Türkiye’de de bu damar gittikçe büyüyor. Yanlış bir din anlayışının beslediği bu damar gün geçtikçe dinin özünden, akidesinden koparak nevzuhur bir anlayışa doğru eviriliyor. Kitaptan, Risaletten ve zamanın ruhundan kopuk bir din anlayışının insanları sürükleyeceği cehennem çukurları…
Halbuki Hz. Peygamber bu anlayışın tam aksini ifade ediyor ve icra ediyordu. ‘Kalpleri İslam’a ısındırmak için neredeyse onlara ‘pozitif ayırımcılık’ yapıyordu. Kendisinin ve arkadaşlarının nefislerinden keserek onlara veriyordu. Güzel bir örneklik/model ortaya koyarak onların gönüllerini İslam’a ısındırarak iman etmelerini arzuluyordu.
Allah aşkına önce bu gerçekliği kabul edin. Gayeniz sizin gibi iman etmeyenlere veya hiç iman etmeyenler karşı düşmanlık ve savaşmak değildir. Tam aksi kendinizden fedakarlık yapıp, onların gönüllerini nasıl kazanacağınızı hesap edin. Eğer amacınız, Allah’ın size bildirdiği ise yapacağınız şey bütün insani güzelliklerinizle onlara yaklaşmanız, muhatap almanız, ikram etmeniz, iltifat etmeniz ve emniyet telkin etmenizdir.
Ne yazık ki, bugünlerde tersiyle mukabele görüyoruz. Adeta kendilerine muhalif olan din mensuplarını dinden çıkarma, inanmayanları ise dinin mesajı ile buluşturmamak için yapılması gereken her ne varsa ardına bırakmıyorlar. Din, bir kalkan, bir sopa gibi insanların üzerinde dolaştırılıyor.
Kusura bakmayın, fiil ve sözlerinizle ortaya koyduğunuz bu dinin adı ‘İSLAM’ olamaz.
Evet son sözü, sözün asıl sahibi ile bitirmiş olalım;
“Dinde zorlama yoktur. Doğru eğriden açıkça ayrılmıştır. Artık kim sahte tanrıları reddeder de Allah’a inanırsa kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir ve bilir.” (Bakara:256)