Bu ülkede öyle şeyler oluyor ki, gerçekten akla ziyan. Tarikat müritleri için tenkit edilen çoğu mevzunun alası siyaset alanında cereyan ediyor. Hatta bazen bunu radikal tarikat karşıtları bile yapıyor. Tarikat müritlerinin şeyhlerine sorgusuz, sualsiz itaatini haklı olarak tenkit ederler, bunun şirk olduğunu bile iddia ederler. You tube kanallarında dolaşımda olan onlarca video kaydı var. Tarikat liderleri/şeyhleri, müritlerine hitaben; ‘bu dergaha giren kişi aklını dışarıda bırakarak girer’ derler. O dergahlarda bireyin akıl yürütmesi yasaktır. Bu fiili, onu dışarı attırır.
Peki, bunu haklı olarak tenkit eden kişi ve kişiler acaba aynı durumu kendi siyasi bağlılıkları açısından sorgulayabiliyorlar mı? Acaba ‘bizler de siyasi liderlerimize bağlılık açısından aynı yanlışa düşebiliyor muyuz? Liderin ağzından çıkanların ne manaya geldiği konusunda muhakeme yürütebiliyor muyuz? Akla ve nakle uygun olmayanlarına itiraz edebiliyor muyuz? Yoksa bin dereden su getirerek, yanlışları doğru olarak mı tevil ediyoruz?
Evet, herhalde benim gibi binlerce insan şahitlik etmektedir; Tarikatların, mevzu ettiğimiz onca uygulamasına karşı olan bir kesim, iktidar partisi lideri ve mensuplarının akla ve nakle uygun olmayan onca düşünce ve eylemine bin dereden su getirerek olumlayabiliyorlar. Asla yanlış/hata yakıştırmıyorlar. Adeta onu ‘masum imam’ statüsünde konumlandırıyorlar.
Benim gibi eleştiri yapanlara da ‘sizin aklınız yetmez, onun hangi ince gerekçelerle bunları yaptığını veya söylediğini bilemezseniz.’ Öyle ya, ‘hikmetinden sual olunmuyor!; ‘Büyüklerin bir bildiği vardır!’
Bir şey daha var; bunların bir kısmı hadis konusunda da güya çok hassaslar. Ama gelin görün aynı kişiler İmam Şafi’ye yakıştırılan bir sözü de sırf iktidar mensuplarını haklı çıkarmak için fütursuzca kullanıyorlar.
Güya İmam-ı Şafi’ye sormuşlar: “Fitne zamanı hakkı tutanları nasıl anlarız?”
Dedi ki: “Düşman okunu takip ediniz, o sizi hak ehline götürür.”
Bu sözü söyledi mi, söylemedi mi bilemiyoruz. Söylediğini varsayalım. Sözün o zamanda hangi maksada binaen ifade edildiğini bilemiyoruz. Bunu da geçelim, hadis konusunda bu kadar tartışmanın yapıldığı bir dünyada imamların söyledikleri nasıl hüccet olarak kabul ediliyor? Zamana, maslahata, konjonktüre göre söylenmiş bir sözden bugün için nasıl böyle bir hüccet çıkarabiliyorsunuz? Yine diyelim ki, hüccetinizin istinat ettiği kaide de doğru olsun. O zaman yine soruyorum;
Ona bakarsanız bugün dünyanın bütün okları ‘IŞİD’in üzerine yönelmiş. Yanı okları takip ettin mi, onların çoğu IŞİD’e yağıyor. Şimdi bundan ‘IŞİD’ı hakkı tutan taraf’ olarak mı kabul edeceğiz? Böyle bir genelleme yapılabilir mi?
Hiç kusura bakmayın, bir siyasal örgüte ve liderine olan bağlılığınız, sevginiz, sempatiniz sizleri haktan ve adaletten uzaklaştırıyor. Sırf onları haklı çıkarmak, savunmak adına din ve dince mübarek sayılan onlarca değeri fütursuzca kullanıyorsunuz. Ayet ve hadis’in tevilinin yetmediği yerde ulamanın sözlerine müracaat etmeye başladınız.
Müslümanlar olarak çok kötü bir dönemi yaşıyoruz. Dinin siyasetin malzemesi, paspası kılındığı kötü bir dünya…
Evet, bütün bunlardan sonra bize sadece şu duayı yapmak kalıyor; “Allah’ım aklımızı muhafaza eyle, zayi ettirme!”