AĞLAYIN MÜSLÜMANLAR, AĞLAYIN HALİNİZE!..

by Fahrettin Dağlı

Suudi Arabistan’da korona virüs nedeniyle dezenfekte çalışmaları için ziyarete kapatılan Kabe’de kılınan akşam namazı ağlatan görüntülere sahne olmuş. İmam ağlamaktan dolayı Fatiha’yı zorlukla okumuş.

Evet, Müslümanların kendi hallerine ağlamaları lazım. Hem de nasıl bir ağlama! En sevdiklerinin arkasından ağladıklarının daha ötesinde ağlamalılar…

Önce camiler ve şimdi de Kabe boşalıyor. Elbette tıbbın gerektirdiği tedbirler olarak okuyoruz. Olması da gerekir. Peki, bunun bir ledünni boyutu yok mu? Hiçbir hadise Allah’tan bağımsız değerlendirilemez. Zahiri/görünür sebeplerin ötesinde arka planları yok mu? Elbette var.

Bütün insanlık için olduğu gibi Müslümanlar için de metafizik bir mesaj içeriyordur. Bunu tam anlamıyla bilme imkanımız olamaz. Ama en azından nefislerimize yönelip, ‘Allah’ın evi olan Kabe’nin ve Allah’ın mescitlerinin kapılarının kapanmasında bizim ne günahımız / ne vebalimiz var?’ diye düşünmemiz, dövünmemiz, ağlamamız gerekmiyor mu? Başkalarının günahlarını, kusurlarını dillerimize dolamadan önce Müslümanlar olarak kendi nefislerimize yönelip ‘Allah’ım kulluğumuzda hangi sıkıntılarımız bizi bugünlere taşıdı?’diye sormamız gerekmez mi? Öyle ya, başımıza gelen her şey kendi ellerimizle hazırladığımızdır. Elbette her şey sebepler dairesinde gelişiyor ve Allah’ın sünnetinde (kanuniyetinde) bir değişiklik görülmez. Aynı sebepler, aynı sonuçları doğurur.

Kabe’nin veya camilerin tıklım tıklım dolu olması da Müslümanların kalitesi açısından bir ölçü değildir. Hz. Peygamberden rivayet edilen bir hadiste; “Bir zaman gelecek, insanlar camileri doldurur ama içlerinde (hakiki) tek mümin bulamazsınız.”

Ne derseniz? Acaba gerçekten o günleri mi yaşıyoruz? Kendi adıma ciddi bir şekilde böyle bir psikolojiyi yaşıyorum.

Cami cemaati, camiye gidip belli ritüelleri yerine getirmenin ötesine geçemiyor. Beşeriyetin yaşadığı problemlerle/dertlerle dertlenmiyor. Hatta daha kötüsü, zulmü destekliyor veya en azından meyil gösteriyor. Dış dünyada olup bitenlere karşı tepkisiz ve cansız; bana dokunmayan yılan bin yaşasın modunda…

İnsanların bir kısmının terk ettiği ve bir kısmının da sadece dini bir ritüeli yerine getirmek maksadıyla devam ettikleri mescitlerin/mabetlerin anlam dünyalarını yitirdikleri bir dönemi idrak ediyoruz herhalde…

İşte Allah’ın Kitabından bu gerçekliğe işaret eden ayetler;

“Gördün mü dini yalan sayanı?

İşte odur yetimi itip kakan;

Ve yoksula yedirmeyi özendirmeyen!

Vay haline o namaz kılanların ki,

Onlar namazlarının özünden uzaktırlar.

Onlar halka gösteriş yaparlar.

Hayra da engel olurlar.” (Maun:1-7)

Birinci ayetle dini yalanlayanları bir kenara koyduktan sonra Allah, sözü ‘Namaz Kılanlara’ getiriyor. Diğer altı ayet de, Müslümanlık iddiasında bulunanlar için iniyor.

Eğer kişi, yetimi itip kakıyorsa, yoksulu doyurmuyorsa, doyurmaya gayret etmiyor, teşvik etmiyorsa yazıklar olsun böyle ibadet edenlere…

Yani toplumsal sorumluluklarını yerine getirmeyen insan eğer yaptığı bu ritüel ile yetiniyor ve övünüyorsa, ‘yazıklar olsun bu tipe’ diyor ayet.

Yani sosyal / beşeri yükümlülüklerini yerine getirmeyen insan için namaz maksadına ulaşmıyor. Kur’an ibadetlerin amacı üzerinde çok durur. Her ibadetin bir amacı vardır. Allah’ın bizim ibadetlerimize ihtiyacı yok. İbadetler üzerinden bize hayata dair bazı gerçekleri ihsas ediyor. Mesela salat/namaz, oturup kalkmaktan ve sadece belli ritüelleri yerine getirmekten ibaret değildir. İnsanın, Allah’ın karşısında esas duruşudur; kulluğunu hatırlayıp, Allah’a tekmil vermesidir. ‘Her emrine amadeyim’ demesidir. ‘Aklımdaki tüm virüslerden arınarak geldim huzuruna, selama duruyorum; Seninle hemhal olmaya geldim; Sen bizim Rabbimizsin; Kitabın rehberimizdir; Rasulullah önderimizdir.’ zımni ifadesidir.

Allah, içi boşaltılmış, manasından uzaklaştırılmış ibadeti, dindarlık gösterisini reddediyor. Bakara 177’de ‘yüzlerinizi doğuya ya da batıya dönmeniz Birr/İyilik değildir.’ Yani, eğer böyle yapıyorsanız bilin ki, bu bir dindarlık gösterisidir, başka bir şey değil.

Yine Hac 37’ de ‘Kestiğiniz kurbanların ne etleri ne kanları yükselir, sizin takvanızdır yükselen.’

Allah, ayetleriyle ısrarla/tekrarlarla, ‘ibadetlerin amacını iyi gözetin, ibadetlerin içini boşaltmayın; ruhunu öldürüp de ceset haline getirmeyin’ diye biz müminleri uyarıyor.

İşte namaz hakkındaki diğer meşhur ayet;

“..Kuşkusuz namaz hayasızlıktan ve kötülükten meneder…”(Ankebut:45)

Namaz insanı tüm kötülüklerden ve günahlardan alıkoyar. Bu ayetten anlıyoruz ki, ‘Eğer kişinin kıldığı namaz onu hayasızlıktan, kötülüklerden, aşırılıklardan, kendini bilmezlikten, zulümlerden alıkoymuyorsa o namaz Allah’ın bize murat ettiği namaz değil. Demek ki, namazın da makbuliyetinin de ölçülebilir bir kıstası var. İşte o da budur.

Şimdi tekrar Maun Süresine dönelim;

“Onlar o kimseler ki kıldıkları namazdan gafildirler.”

Bu ayetle Allah’ın kastı, İbadetin maksadından koparılması; amacından uzaklaştırılmasıdır. Yani kişinin, ibadetin amacını, gayesini unutması veya salatın/namazın gerektirdiği ciddiyet ve samimiyette olmamasıdır.

Eğer namaz sadece belli bazı ritüelleri yerine getirmekse, programlanan bir robot da pekala bunu yapabilir. Hatta kıraat da bile bulunabilir. Bu durum o robotu Müslüman yapar mı? Biraz kaba bir örnek gibi geldi ama işin aslı gerçekten de tam da böyle.

İbadetler, Allah’a gönderilmiş birer mektup gibidir. Ayette ifade edilen şekildeki ibadetler mazrufsuz zarflardır. Zarf var ama mektup yok. Hz. Peygamberin ifadesiyle, ‘yanlarına yoruldukları kalır’. Kur’an’ın ifadesiyle de, ‘zayi edilen, yitirilen namaz…’

“Onlar halka gösteriş yaparlar.”

İbadetin içini boşaltan ne yapacaktır onu? Dışına yatırım yapacaktır. Dincilik veya din ticareti denilen şey tam da budur. ‘Namaz kıldığımı, ibadet ehli olduğumu görsünler; bu adam Müslüman/emin insandır desinler, itimat etsinler ve ben de arzuladıklarımı kolayca gerçekleştirebileyim. Ticari, sosyal veya siyasal nüfuz elde edeyim. İçini boşaltınca geriye gösteri/ritüel kalır. Sadece ritüel..!

Ne yazık ki, bugünkü siyasal iklim tam da buna hizmet ediyor ve böyle bir insan prototipi inşa ediyor. Yani münafıklık üretiyor.

“Hayra da engel olurlar.”

Yani onlar yardım yapmak, teşvik etmek şöyle dursun yapılan yardıma da mani olurlar.

Tecrübeyle sabittir ki, tasvir edilen insan prototipi, hayır işlemediği gibi başkalarının da işlemesine mani olur. Çünkü farklı davranıştan, onun örnek oluşturma potansiyelinden rahatsız olur ve mani olmaya çalışır.

Evet, Maun suresi tarihte kalmadı, ölü bir metin de değil, hala yaşıyor. Maun suresinin tarif ettiği insan prototipi halen aramızda ve bundan böyle de yaşamaya devam edecek.

Ne yazık ki, İslam dünyasının hali pürmelali bu… Manzara bu… O halde Kabe’nin ve camilerin boşalmasından ziyade gelin bu halimize ağlayalım. Kabe’de veya mescitlerde namaz kılanlar olarak Allah’ın tarif ettiği, ruh verdiği salatı nasıl ikame ettiğimize bakalım. O namazın bizleri nelere kavuşturduğunu ve nelerden esirgediğine bakalım.

Bugün kıldığımız namaz, kötülüklere, zulümlere, haksızlıklara, münafık üretmeye mani olmuyorsa evvelemirde gelin bu halemize ağlayalım. Düşünelim ve soralım; Neden?

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept