BİR HADİS NASIL CİNAYETLERİN SEBEBİ KILINIYOR?

by Fahrettin Dağlı

“Harp hileden ibarettir.”

Bu hadisin sahihliği konusunda çok münakaşa var. Ona girmeyeceğim. Gerek de yok.

Hz. Peygamber böyle bir beyanda bulunmuşsa, adı üstünde, bir harpten bahis ediyor.

Harp halinde hile yapabilirsiniz beyanını nasıl anlamak
gerekir? Asıl soru bu…

Bugünümüzde dahi savaşların bir taktiksel boyutu var. Güçlerini karşı cephenin gücüne göre konumlandırmak; beklenilenin aksine taktikler geliştirmek…

Harbin hile oluşu, karşıdakine zulmetmeyi, âdil olmayan tavır ve davranışlar sergilemeyi gerektirmediği gibi bunu meşru da kılmaz. Savaş gücünü gizlemek, azı çok göstermek, gidilecek yol hususunda düşmanı aldatmak, silâh miktarı konusunda yanlış bilgi vermek, ittifak ettiği toplulukları haber vermemek, ne zaman saldırıya geçeceğini söylememek ve benzeri davranışlar harp taktiklerinden sayılır. Müslümanlar olarak ezberimizde olan Bedir ve Uhud savaşlarında düşmanın tahmin edemediği, beklemediği cihetler ve taktikler gibi… Bunlar bugünün dünyasında da geçerli olan savaş stratejileridir.

Peki, bu hadis İslam dünyasında nasıl karşılık buldu? Daha ziyade siyaset ve riyaset kavgalarının kullanılışlı bir malzemesi haline mi getirildi?

Çok fazla değil, Peygamberin irtihalinden 30 yıl sonra Muaviye bunu Hz. Ali’ye karşı kullandı. Hem hakem olayı ve hem de kılıçların ucuna takılan Mushaflar bunun uç örnekleri…

Daha sonra aynı ezber onlarca hükümranlık kavgasının kullanılışlı malzemesi olarak sürdürülmeye devam edildi.

Müslümanlar arasındaki dini ve siyasi ihtilaflarda, taraflardan biri veya her ikisi bir diğerini düşman ilan ediyor ve ona harp hukuku uyguluyor! Her türlü hile, desise ve yalana başvurabiliyor. Kendini hakkın tarafı, temsilcisi; diğer tarafı düşman safına yerleştiren bu mefluç zihin onlara karşı her türlü hile, desise ve tuzağı meşrulaştırabiliyor. Polemik konusu yapılmayacağı kanaatinde olmuş olsaydım, yakın siyasi tarihimiz ile ilgili olarak onlarca örnek verebilirdim.

İslam tarihinde, sözkonusu hadisi böyle anlayan, nefislerine yenik düşüp, arzularını hakikatin önün geçiren veya bilerek hakikati çarpıtanlar onlarca cinayetin sebebi olmuşlardır.

Dinin böyle bir fıtratı vardır; Allah’ın dinini yine O’nun muradı dahilinde anlar ve yaşarsanız hasıl olan iklim Rahmet yağdırır; Yok, eğer nefislerinizin arzu ettiği veya işinize geldiği şekilde anlar ve ona göre hareket/eylem belirler ve uygularsanız bu sefer de iklim zulüm yağdırır.

Hayatı yaşanabilir, anlamlı kılan dini, kendi şahsi ikballerinizin, riyasetinizin vasıtası kılmak, hem dine ve hem de topluma yönelik bir cinayettir. Buna asla iltifat etmemek ve prim vermemek lazım; Eğer gerçekten, dininizin sadıklarındansanız…

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept