Aile Krizi

by Fahrettin Dağlı

Toplumumuz çok ciddi sosyal ve ekonomik problemlerle boğuşuyor. Toplumdaki bireyler ve gruplar olarak problemin mahiyetini, kaynaklandığı sebepleri araştırmak yerine durumdan şikayetçi olmakla iktifa ediyoruz. Üstelik herkes kendi ideolojik yargılarıyla problemlere işaret edip izahlar getiriyor ve sebepler gösteriyor.

Her vesileyle dile getirmeye çalıştığım gibi bugün yaşamakta olduğumuz ekonomik sebepli problemlerimize orta vadede çözümler üretip iyileştirebilme şansına sahibiz. Ancak moral değerler dediğimiz ahlak, adalet, barış, vicdan, merhamet, empati, dürüstlük, saygı, nezaket, nezahet, hoşgörü gibi kaybolan değerlerimizi yerine koymak, tashih ve ıslah etmek uzun yıllarımızı alır, bazen bir asra uzayacak bir zaman gerektirir.

Bugün söz konusu problemlerin başında gelen “aile” hakkında yazmak istiyorum. Uzun uzun ailenin öneminden bahsedecek değilim. Aklı başında herkes bir toplum için ailenin nasıl bir öneme haiz olduğunu bilir. Toplumları ayakta tutan ve sağlam nesillerin yetişeceği ana birim aile kurumudur. Ailenin korunduğu, geliştirildiği her toplumun sosyal bünyesi güçlüdür ve bu, o toplum için büyük bir zenginliktir.

Son yıllarda iktidar aktörleri aile yapısıyla ilgili ciddi şikayetlerde bulunmakta ama sebepler ve çözümlerle ilgili geliştirilen bir acil eylem planı ortaya koyamamaktadırlar.

Halbuki mensubiyet iddiasında bulundukları ve her vesileyle dillendirdikleri “din”leri onlara bir meselenin kaynağına inmenin, kanıtları bulmanın, kanıtlar arasında bağ kurmanın ve neticede doğru, isabetli bir tespite ulaşmanın yol ve yöntemini öğretmektedir. Kur’an-ı Kerim’de bu düşüncenin dinamiklerine dair dört temel terimden bahsedilir: Tezekkür, tedebbür, teakkul, tefakkuh.

Tezekkür, zihnin sebepler üzerine derin bir düşünceyle yoğunlaşması,

Tedebbür, zihnin sonuçlara ve maksatlara yönelerek bir şeyin önüne arkasına bakması ve geleceğe yönelik tedbir alma amacıyla düşünmesi,

Taakkul, zihnin sebepler ve sonuçlar arasında bağ kurması ve tezekkür ile tedebbür arasındaki ilişkiyi açığa çıkarması,

Tefakkuh ise, zihnin yoğunlaştığı şeyden damıttığı sonucu şimdi ve buraya taşıyarak hukuk üretmesi, lehinde ve aleyhinde olanı tespit etmesidir.

Eğer bu dine samimi bir inancınız varsa inandığınız kitap bize bir bilgi ve anlama metodolojisi öğretiyor.

Bu metodolojiye uygun olarak problemi ele aldığımızda öncelikle bugün aile kurumunun uğradığı erozyonun temel sebeplerine dikkat etmemiz gerekir.

Şu soruyu samimiyetle cevaplamaya çalışalım: Yaşadığımız ekonomik ve sosyal şartlarda bir aile kurmak ve mutlu bir şekilde sürdürmek mümkün mü? Asgari ücretle çalışan veya memur emeklisi ebeveynlerin maaşlarıyla çocuklarını evlendirme imkanları var mı?

Karı koca her ikisi de çalışsa bile kiraların 20 bin TL civarında olduğu bir ülkede bir aileyi ayakta tutma imkanı olabilir mi? İstihdamın bu kadar daraldığı ve işsizliğin bu kadar arttığı bir ekonomide gençlerin yuva kurması kolay mı?

Ne yazık ki, bu soruların hiçbirisine olumlu cevap veremiyoruz.

Siyasal iktidarın bu anlamda yaptığı en büyük kötülüklerden birisi, sivil toplum dinamiğini torpillemesi, toplumsal güveni ve dayanışmayı zayıflatmasıdır. Eski zamanlarda en kötü ekonomik şartlarda bile toplumsal dayanışmayla bu tür yaşamsal problemler aşılabiliyordu.

Ekonomik imkansızlıklar nedeniyle evlenemeyen gençlerin hangi kötülüklerin ve gayri ahlaki tutum ve davranışların failleri olacağı bizi derin düşünceye ve endişeye sevk etmeli değil mi? Ki bugün benzer sebeplerden kaynaklanan onca olumsuzluğa, cinayete şahitlik ediyoruz. Kör göze parmak misali, ektiğimizi biçiyoruz. Buğday ektik de arpa mı biçiyoruz?

Farz edelim ki, ebeveynler imkanlarını bir araya getirerek çocuklarını evlendirdiler. İçinde yaşadığımız toplumun tüketim standartlarına uygun bir yaşam biçiminin sürdürülebilmesi ne kadar mümkün olabilir? Ülkede boşanma oranlarının evlenme nispetlerini geçtiğini resmi verilerden öğreniyoruz. Bu durum bir toplum için ciddi bir sosyal yaradır.

Türkiye’de doğurganlık hızı 1,51’e gerilemiş. Eşler bir veya iki çocuktan fazlasına güç yetiremeyeceklerini düşünerek çocuk sahibi olmak istemiyorlar. Ne yazık ki, düşüşün büyük bir hızla devam etmesi bekleniyor. Eğer illa da bir beka sorunu var diyorsak gelip kapımıza dayanmış olan aile krizinin önemli bir beka sorunu olduğunu kabul etmeliyiz. Aileyi koruyamazsak toplumu ayakta tutma imkanımız olamaz.

Diğer tüm ekonomik ve sosyal mahiyetli sorunlarımızda olduğu gibi bu krizin de en büyük faili hak ve hukuktan kopmuş, adil bir ekonomik döngüyü oluşturamamış, akla ve hikmete istinat eden ekonomik ve sosyal politikalar inşa edememiş siyasal iktidardır. Bir ülkedeki siyasi rejim o ülkenin sosyal ve ekonomik iklimini belirler. Bu sosyal ve ekonomik yasaları en çok bilenlerin dindarlık iddiasındakiler olması gerekmez mi?

‘Aileyi güçlendirmeliyiz’ gibi politik söylemler bu kötü gidişatı tersine döndürmüyor. Öncelikle ülkenin siyasi iklimini her türlü olumsuzluktan arındırmamız gerekiyor. Milli hasılanın adil bölüşümünü sağlayacak ve herkesin refahtan hissesine düşen payı alacakları bir ekonomi politikasına ve gençlerin yarınlarından endişeleri olmayacak bir güven ortamına ihtiyaç var. Samimiyetle, dürüstlükle problemleri izale edici, tedavi edici hukuki, ahlaki, ekonomik tedbirleri alınmadıkça ve tam bir inanç ve kararlılıkla denetlemedikçe bu kör dehlizde debelenmekten kurtulamayız.

Mevcut iktidarın bunu başaracak ne sağlam bir niyeti ve ne de ona munzam bir eylem planı var. Bu ağır problemin altında kalkabilecek bir gücü, mecali ve arzusu da bulunmamaktadır.

O zaman diğer tüm problemlerimizle birlikte aile krizinin çözümünün birinci basamağı her alanda sınıfta kalan mevcut iktidarın elindeki iktidar emanetini devretmesidir.

Birinci sıraya bunu almayan hiçbir bireyin veya topluluğun şikayet etmeye hakkı olamaz. Baş fail olarak iktidar aktörlerinin akıldan ve hikmetten mahrum politikalarını görmeyen kişi ve toplulukların mevzu ile ilgili samimiyetleri sorgulanır. Bunların hakikatte gözleri kör, kulakları sağırdır.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept