Son günlerde vuku bulan iki hadise içimi kemiriyor. Türkiye üzerinde çok ciddi operasyonel girişimlerin olduğu kanaatindeyim.
Uzmanlık alanım olmadığı için sadece zihnimdeki tereddütleri paylaşmak için yazıyorum.
Malum Türkiye, Cumhuriyetle birlikte batı ittifakına dahil oldu. Siyasi, askeri ve ekonomik anlamda ciddi entegrasyonlar gerçekleştirdi. Ve gelişme istidadındayken birden her şey tersine dündü ve Türkiye Anti-Amerikancı ve Batıcı söylemi ve eylemi ile Shangay bloğuna yanaşmaya başladı. Her ne kadar yetkililer, “bunlar birbirlerinin alternatifi değil” seslendirmesini yapıyorlarsa da Türkiye’nin ciddi bir makas değişikliğine niyetli olduğu ve buna göre adımlar attığı görülmektedir.
Türkiye’nin Shangay grubuna dahil olması ve dolayısıyla Rusya’ya yakınlaşmasının haklı gerekçeleri olabilir. Ama şahsen kamuoyuna yansıyan bilgi kırıntıları üzerinden bu sürecin stratejik ve sürdürülebilir bir plan üzerinde gittiğine dair tatmin edici bir izlenim alamıyorum.
Gerek Suriye Politikasında ve gerekse Mavi Marmara nedeniyle İsrail ile ilişkilerin gerilmesini ve bunların sonucunda hâsıl olan krizlerin iyi yönetilememesini hep beraber yaşadık. Aslında ülkelerin dış politikaları şahıslardan bağımsız ilke ve prensipler üzerinden yürür. Ve göç yolda dizilmez. Ne hikmetse son birkaç senedir Türkiye dış politikası önemli zikzaklar yaparak yürüyor. Dost ve düşman konsepti, kısa zaman aralıkları ve arızi durumların hasıl olması ile ani değişlikler gösterebiliyor. Bu anlamda Türkiye dış politikasının güçlü ve kollektif bir akıl tarafından yönetilmediği konusunda ciddi tereddütlerim var. Bu işin Türkiye ciheti…
Peki, Rusya cihetinden hadise nasıl görünüyor? Malum çok eskiden beridir Rusların “Sıcak denizlere inme” planlarının olduğu konuşulur, yazılır, çizilir. Rusya, ilk defa Suriye’nin daveti üzerine bu imkâna ciddi bir şekilde yaklaştı. Suriye’deki askeri güç ve İran ile olan ortaklık bu emellerinin gerçekleşmesi yönünde Rusya’nın iştahını önemli derecede artırdığı bir vaka… Burada tek ciddi engel NATO üyesi olan Türkiye’nin varlığı.
Suriye’ye gelir gelmez Rus uçaklarının Türkiye topraklarına yönelik taciz uçuşları veya tahrikleri neticesinde bir Rus uçağı düşürüldü. Ve adeta Ruslar deliye döndüler. Türkiye’ye çok ağır müeyyideler uygulamaya başladılar. Türkiye ekonomisine pahalıya mal olan bir süreci yaşattılar. Adeta “bizsiz bu bölgede rahat edemezseniz” mesajı verilmek istendi.
Suriye’de Türkiye’nin düşman konseptine koyduğu Suriye rejimi ve PYD’ ye yakın durdu ve askeri destek sundu. Netice olarak şu mesaj verildi: “Bundan böyle benim iradem olmadan bu bölgede söz sahibi olma imkanınız yok…” Dedikleri oldu mu? Ehh! manzara ortada.
Bazı tarihi olaylar adeta mutlak kaderin bir tecellisi olarak cereyan eder. Bu dönemde Türkiye’de de gerek iç ve gerekse dış politika anlamında ciddi problemlerin baş gösterdiği bir dönem… ABD ve Avrupa ile haklı veya haksız ciddi sürtüşmelerin, dalaşmaların olduğu bir dönem… CB Sn. Erdoğan ve Hükümeti ani bir kararla direksiyonu Rus bloğuna çevirdi. Tabi ki bu kolay olacak bir süreç olamazdı. Eski yaraları sarmak, devletlerin kamuoylarına izah etmek kolay olamazdı.
Yukarıda ifade ettiğim gibi Rusların en büyük sevdası olan sıcak denizlere inme projesi hayal olmaktan çıkıp realize edilebilme aşamasına gelmişti. Onun için de bölgenin en güçlü aktörlerinden biri olan Türkiye’nin de bu Ortadoğuda kurulmak istenen bloğa dahil edilmesi arzu edilmektedir.
Şimdi tam da bu aşamada iki müessif olay yaşandı. Biri Rus Büyük Elçisine yapılan suikast, diğeri de iki gün önce vuku bulan Reina katliamı. Her iki olayda da gerek faillerin özellikleri ve gerekse Rusların verdiği tepki ve mesajlar dikkat çekiciydi. Özellikle Rus Büyükelçisinin öldürülmesinden sonra beklenen gerginlik sözkonusu olmadığı gibi tam aksi Türkiye-Rusya yakınlaşması adeta perçinledi. Ve bunun karşılığında ise Türkiye, Suriye yönetimi ile ilgili tüm rezervlerini rafa kaldırdı. Ruslar’da en azından şimdilik büyükelçinin öldürülmesini unutmuş gözüküyorlar. Belki de zamanı geldiğinde açılmak üzere rafa kaldırıldı.
Reina olayından sonra bizatihi Putin tarafından yayınlanan mesajda da, terörün adresi gösterilmek suretiyle “Türkiye ile ortaklaşa savaşacakları” ifadesi dikkat çekiciydi.
Dolayısıyla mahir Kaynak’ın meşhur retoriğinden hareketle bölgede bazı şeylerin kotarılmaya çalışıldığını ve bu anlamda Rusya’nın ciddi bir kazanım elde ettiğini düşünüyorsak bu son iki olaya bu pencereden bakmamız gerektiği kanaatindeyim. Malum gerek ABD gerek Rusya ve dahi diğer muadilleri, kendi emellerini gerçekleştirmek için kendi evlatlarını bile seve seve feda etmişlerdir, bu gün de feda edebilirler.
Senaryoya dikkat! Eğer uzun ölçekli toplumsal çıkarlarımızı, kısa dönemli siyasi çıkarlara feda edecek olursak yarın pişman olduğumuzda geri dönüşü mümkün olmayabilir ve bedeli çok ağır olur. Bu vebalin altından kalkılamaz.
Sonuç olarak derim ki, diğer tüm meselelerinizde olduğu gibi bunu da alın götürün kollektif (konunun uzmanları, akil adamları) aklınızın mihengine vurun. Orada bulduğunuz karşılık sizin kısa vadeli siyasi menfaatlerinize ters düşse de siz bu akla itibar edin. Kazanan siz olacaksınız, toplum olacak…. Benden söylemesi…