DİN ADALETTİR VE MEDENİYETLERİN KURUCU UNSURUDUR.

by Fahrettin Dağlı

‘Din adalettir’ dediğimizde bazı arkadaşlar hopluyorlar; ne demek istiyorsunuz? Dediğimiz gayet açık; ‘Evet, din adalettir.’ Dinin iki temel gayesi vardır; Birincisi yaratılmışların yer yüzünde kendisine itaat etmelerini, yani yaratıcının hukukunu gözetmeleri ve ikincisi ise, yeryüzünde eşref-i mahlukat olarak yaratılan, ‘akleden’ insanoğlunun kendi aralarındaki ve yaratılan diğer varlıkların hak ve hukuklarını gözeterek, koruyarak yaşamaları. Din, yeryüzünde hakların ve hukukların gözetilip korunduğu mutlu ve mesut bir düzen kurmayı hedefler.

Allah, Adem’i yarattığında cinlere ve meleklere ‘Adem’e secde etmelerini emretti. İfrit cinlerden olan şeytandan başka herkes secde etti. Şeytan, secde etmemesine gerekçe olarak ‘Adem’den üstün olduğu’ iddiasında bulundu. Yaratıcının yaratma kudretine muhalefeten kendine göre bazı akli gerekçeler ileri sürdü. Buna karşın Allah, Adem’in üstünlüğünü şu ayetle perçinledi:

“Ve Âdem’e tüm isimleri öğretti, bunun ardından onları meleklere takdim etti ve dedi ki: “Hadi, eğer sözünüzün arkasında duruyorsanız şunların isimlerini bana bir bir haber verin!” (Bakara/31)

Evet, Adem’in üstünlüğünün temel sebebi, nesnenin bilgisinin kendisine öğretilmiş olduğudur veya kendi iradesiyle eşyayı tanıma ve isim koyma yeteneğinin verilmiş olmasıdır. Bir nesneye isim koymak onu diğer nesnelerden soyutlamayı gerektirir. Bu soyutlamayı yapabilmesi için de muhakeme sahibi olması lazım. İşte ‘Adem’e bu yeti verilmiştir.

Terimler, insanoğlunun eşyayı algılamasına yarayan araçlardır. Gerçekte insanoğlunun eşya ile ilgili tüm bilgisi, onlara isimler vermesine dayanır. Bu nedenle Hz. Adem’e her şeyin isimlerinin öğretilmesi, onlarla ilgili bilginin de öğretilmesi anlamına gelir.

İnsan eşyayı açıklayabilir, eşyayı tanımlayabilir ve isimlendirebilir. İşte buradaki ‘Adem’e isimlerin öğretilmesinden maksat ‘Adem’e; eşyaya ve varlığa isim koyma kabiliyetini verdi demektir.

İnsanoğlu, kendisine lütfedilen bu yeti sayesinde âlemin diğer varlıkları arasında bir üstünlüğe sahip olmuştur. Ve buna mebni olarak Allah, diğer varlıklardan, bilgiye ve ilme saygı göstermelerini emretmiştir.

Şimdi buradan şuraya gelmek istiyorum; Cenab-ı Allah lütfetmiş, ikram buyurmuş; biz insanoğlunu akıl ve muhakeme kabiliyetiyle şereflendirmiş. Ve biz de bu nimetlerin hakkını vermek için aklımız ve muhakememizle bir takım kavramların etimolojik ve ıstılahı anlamları üzerinden nasıl birbirlerini tamamladıklarını ve ihata ettiklerini soyutlamaya çalışalım. Allah yeryüzüne ‘DİN’ olarak İslam’ı seçmiştir. Varlığın yaratılmasıyla birlikte varlık arasındaki ilişki ve hukuku belirleyen kurallar ve ahlaki sınırlar da vazedilmeye başlanmıştır. İşte buna ‘Din’ denilmiştir. Peki, ‘Din’in etimolojik kökü nedir? Onunla başlayalım. Çünkü diğer tüm kavramlar onun içinden neşet etmeye başlamıştır.

‘Din’ Arapça bir kelimedir. Dil bilginleri bu kelimenin Arapça ‘Deyn’ kelimesinden türemiş olduğunu kabûl etmektedirler.

Peki ‘Deyn’ nedir? Deyn: “Yükümlülük, belirli zamanda ödenmesi gerekli borç” anlamındadır. Buradan Din’in: “Belirli zamanda ödenmesi gerekli borcun ödeme biçimini düzenleyen kurallar” olduğu anlaşılmaktadır. Yani hukuki anlamda ‘alacak – verecek’ ilişkisine işaret eder.

Din ile aynı kökten gelen kelime ‘Deyyan’ dır. Peki, ‘Deyyan’ nedir? Deyyan, ‘Mükâfat ve cezayı hakkıyla veren sultan; Allah.’ anlamında kullanılır. Yani, Herkesin hesabını ve hakkını en iyi bilen ve veren; Hâkim ve Kadir olan.

Osmanlıca sözlük’te ‘Sultanü’d-deyyan’ kelimesi, ‘Mükâfat ve cezayı hakkıyla veren sultan; Allah’ anlamında kullanılmıştır.

‘Medine’ ve ‘Medeniyet’ kavramları da aynı kökten türetilmiştir. Bir yerleşim biriminde insanlar arasındaki anlaşmazlıkları hukuki çözümlere bağlayan kimseye, yani hukuk adamına ‘Deyyan’ denilir. Hukuk adamının içinde yaşadığı ve hukukun kendi içinde uygulandığı siteye de ‘Mediyn’ denilir. Hukukun üstün olduğu sitelerin birleşmesi ile meydana gelen, insan ve eşya ilişkilerini düzenleyen, şekillendiren ve anlamlandıran uygarlığa da ‘Medeniyet’ denilir.

Aynı kökten neşet eden bu kavramların hepsi hukuk kaynağını ve ilişkisini ihtiva ediyor. Evet, bütün bunlara dayanarak ‘DİN ADALETTİR’ diyebiliyoruz.

Hz. Ali’ye sormuşlar “Devletin dini olur mu?” diye, o da şöyle cevaplamış: “Devletin dini adalettir. Adaleti olmayan devlet dinsizdir.”

 

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept