Dindarlığın ciddi düzeyde irtifa kaybettiği bir dönemde dindarlık gösterisinde bulunan insanların sesi de o derece gür çıkmaya başladı. Sahiciler kaybolunca ortalık sahte göstericilere; yalancı, ahlaksız sahtekarlara kaldı. Öyle adamlar biliyorum ki, elinde kılıç, dilinde zehir, sabahtan akşama kadar din adına kendisine muhalif gördüğü herkese höykürüyor. Tıpkı Mushafları kılıçlarının ucuna takmış Muaviye askerleri gibi…
Bu insanlara soruyorum;
Savunduğunuz veya inanma iddiasında bulunduğunuz din, sizi hangi kötülüklerden alıkoyuyor?
Bunu ölçmek çok mu zor?
Her gün yüzlerce insanın hakkına, hukukuna girmekten alıkoyuyor mu?
İnsanların zemmini, dedikodusunu, gıybetini yapmaktan alıkoyuyor mu?
Adam kayırmaktan, torpil yapmaktan, usulsüz iş ve işlem ile yolsuzluk yapmaktan alıkoyuyor mu?
İnsanlara zulmetmekten alıkoyuyor mu?
Güç sahiplerinin zulmüne ortak olmaktan alıkoyuyor mu?
Toplum içerisinde ahlaklı, erdemli ve güvenilir bir insan temsili bırakıyor mu?
Veya sizin dindarlık temsiliniz;
Dinden, diyanetten uzak insanları imrendiriyor mu?
Mesela, sizin yaşamınıza / muamelatınıza bakarak, imrenerek Müslüman olan oldu mu?
Sizin dininize iman etmeyip de komşunuz, yurttaşınız olan insanlar size karşı kendilerini güvende ve selamette hissediyorlar mi?
Sizin onlara karşı adaletli muamelede bulunmanızdan eminler mi?
Size karşı mallarını ve canlarını emniyette görüyorlar mı? Size malını ve canını emanete vermekte tereddüt ediyorlar mı?
……………
Öyle ya, dinin amacı, evvelemirde insan hayatında köklü bir değişimi hasıl etmek ve ardından diğer insanlara örneklik teşkil edecek temsili bir hayat bırakmaktır. Peygamber, müminlere örnektir (şahittir); Müminler de, diğer insanlara örnektir (şahittir). İnsanlar onlara bakarak, temsiliyetlerini görerek iman ederler veya etmezler, uzaklaşırlar.
Şimdi hepimiz kendimizi bu miyara vuralım; neredeyiz biz?
Hz. Peygamber ve arkadaşlarından önde gelenlerinin sergiledikleri örnek hayatların neresindeyiz? İnsanlar dile değil; hale bakıyorlar.
Bakınız, Kur’an da 111 ayetli Yusuf Suresi tamamen bu mevzuya hasredilmiş. Bir insanın Allah’a olan kulluğu ve diğer insanlara karşı muamelatının o insanı nerelere taşıdığının hikayesidir (kıssasıdır). Hz. Yusuf’un atıldığı kuyudan çıkıp savaşsız ve kansız bir şekilde bir ülkeye vezir edilmesidir. Eminliği / dürüstlüğü, sadakati, ahlak ve erdemiyle bir ülkeyi teslim almıştır.
Ahlak, erdem, dürüstlük, iffetlilik hangi kapıları açar diyenlere cevabımız; Mısıra vezir / hükümdar yapar.
Hz. Yusuf’un kıssası, bir kişinin -Allah’ın inayet ve yardımıyla- aklı, ahlakı, imanı, erdemi ve becerisi ile koca bir ülkeyi kansız, kavgasız, kılıçsız bir şekilde ve kimsenin canına ziyan getirmeden feth edebileceğinin tarihsel en çarpıcı örneğidir.
Demek ki, inkılaplar / devrimler iman ve ahlakla da yapılabiliyor. Hz. Yusuf kıssası bize bu muhteşem örnekliği veriyor.