FAİZE KARŞIYIM DEMEKLE FAİZ EKONOMİSİNDEN KURTULAMIYORSUNUZ!

by Fahrettin Dağlı
Yaklaşık on senedir CB Erdoğan’ın tekrarlarla ‘enflasyonun nedenin yüksek faiz olduğunu ve dolayısıyla MB’sının uyguladığı oranların gerçekçi olmadığını’ tekrarladığını duymayan kalmamıştır. Bu söylem kulağa hoş geliyor. Faiz ile ilgili hassasiyeti olan herkesi de memnun ediyor. Ve genel söylem; “CB Erdoğan faize karşı ama bunu bir türlü ekonomiden sorumlu yöneticilere anlatamıyor. Malum, ekonomiden sorumlu Ali Babacan’dan bu tarafa 3-5 defa ekonomiden sorumlu bakanlar ve MB’nin üst tepe yöneticileri değişti. Ve bunları belirleyip atayan irade de, tek başına CB Erdoğan’dır. Herhalde her yeni getirdiği ile konuşmuştur, hassasiyetini paylaşmıştır. Ve yine herhalde hepsinden de olumlu cevap almıştır. Peki, buna rağmen neden ekonomik verilerde hiçbir gelişme sağlanmadı ve tam aksine bütün trendler olumsuz cihete doğru yükselmeye devam etti. Ve en son Merkez Bankasının başına yanındaki bir eski bürokratı getirdi. O nasıl başladı? İlk yaptığı icraat, CB Erdoğan’ın yıllardır karşı olduğunu iddia ettiği faiz oranlarını yükseltmekle başladı. Şimdi sormak lazım;
-Merkez Bankası Başkanı CB Erdoğan’ın rızasına almadan böyle bir şey yapabilir mi?
-Mademki faiz oranları yükseltildiğinde, TL yabancı paralar karşısında değer kazanıyorsa bugüne kadar bunu yapmamakla para spekülatörlerine bu kadar haksız kazanç temin etmiş olmanın vebalini ve kabahatini kim yüklenecek?
-Yine mademki bugüne kadar faiz, enflasyonun sebebi ise bundan sonrası için makul izahınız ne olacak?
-Ve son soru; Mademki, bugün kurtuluşu ‘faiz’de buldunuz, yarın için ne düşünüyorsunuz? Böylesi sürdürülebilir mi? Ve yine faize karşı olduğunuzu tekrarlamaya devam edecek misiniz?
Ekonomist değilim ama hayata dair bazı şeyleri analiz etmek için illa da o alanın uzmanı olmayı gerektirmiyor. Hayatın içinde olmak ve ilgi duymak yetiyor.
Çoğu sosyoekonomi uzmanının da üzerinde mutabık kaldığı gerçeklikleri burada kısaca arz edeyim;
-Bir defa bütün sosyal, siyasal ve ekonomik gelişmenin yegâne temeli, adil, şeffaf, güven duyulan bir siyasal yönetime sahip olmaktır. Bugünün ve yarınının hesabını yapmakta endişe içinde olmamaktır. Yatırım yapacak sermayedar ülkenin hukukuna, istikrarına ve güvenine bakacak. Burada bir eminlik görürse yatırımını yapacak. Hakeza üretici için de öyle; ürettiği ürünün piyasa bulacağına, iltifat ve teşvik göreceğine itimat ederse üretir. Üretimin ve yatırımın verimli iklimi budur.
-İkincisi, idareye, ehliyetin, liyakatin, uzmanlığın hakim kılınması ve yöneticilere inisiyatif tanınması. Dikey yönetim anlayışı yerine yatay yönetimin öncelenmesi.
-Üçüncüsü, müteahhit ekonomisinden sınai yatırımı teşvik eden ve besleyen ekonomi politikası. Yani, “tüketim ekonomisinden yatırım ekonomisine” geçiş…
-Dördüncüsü ve en önemlisi, milli hâsılanın toplumsal bölüşümünün adil, dürüst ve şeffaf gerçekleşmesi; toplumsal hakların birbirine geçmemesi; emek/işgücü ve sermaye arasında adil bir işbirliği zeminin oluşması; emeğin karşılığının alındığına kanaat edinilmesi; yani, emek ve sermaye barışı ve dayanışmasının temin edilmesi…
Başka alt başlıklarda mümkün olabilir. Ancak sadece bu saydıklarım bütün sosyal, siyasal ve ekonomik göstergeleri olumlu anlamda yukarıya çeker.
Aksi taktirde bugüne kadar yapılan gibi Ali’yi getirir, Veli’yi gönderirsiniz; insanları umutlandırır ve günün sonunda herkesle birlikte hayal kırıklıkları yaşarsınız. Daha da kötüsü, yüksek faiz ve enflasyondan dolayı insanların haklarını birbirlerine geçirir, büyük vebal yüklenirsiniz. Ve yılın sonunda iflasınızı açıklarsınız.
Tüm düşmanlıkların, ayrılıkların, ötekileştirmelerin sonlandırıldığı; herkesin bir şekliyle yönetime dahil edildiği, akli selimin önderlik edeceği yeni bir yolculuğa ihtiyaç var. Aksi taktirde kendimizle birlikte koca toplumu yanıltmış ve aldatmış oluruz. Gelin bu ağır vebalinin altına girmeyin.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept