HZ. MUHAMMED’İ DAVET EDELİM ASRIMIZA!..

by Fahrettin Dağlı

Yıllar önce kaynağını şu an hatırlayamadığım bir metinde; gayri müslim batılı bir düşünürün biraz da ironik veya sitemkar bir ifadesine yer verilmişti. Mealen: “Çağın sosyal, siyasal ve ekonomik hastalıklarını tek tek saydıktan sonra, bunların hepsinin kalıcı olarak çözülmesini mi istiyorsunuz? O halde İslam Peygamberi Muhammed’i çağınıza davet edin…’ Böyle bir ifadede bulunup bulunmadığı o kadar da önemli değil. Çünkü insanlığın paratoneri Hz. Muhammed’i (sav) iyi tanıdığım kanaatindeyim. Eğer hakkı teslim etmişse o vicdanın sahibini de kutlar, tebrik ederiz.

Peki, ironi de olsa hangi hakkı teslim etmiş oluyor? Muhtemelen bu söz ikinci dünya harbi sırasında veya hemen sonrasında ifade edilmiştir. İnsanların birbirlerinin kurdu kesilip birbirini yiyip bitirdiği, imha ettiği bir dönemde söylenmiştir. Peki, neden dinine inanmadığı Muhammed? Çünkü dini ne olursa olsun ön yargısız O’nu tanıyan, düşünce ve fikir namusuna sahip olan herkes bu hakkı teslim eder.

1400 küsur yıl önceki Arap toplumuna gidelim; yaşadıkları sosyal iklimi teneffüs edelim;

Kız çocuklarının babaları tarafından diri diri toprağa gömüldüğü, kadınlara sadece birer cinsel obje olarak bakıldığı; insanların köle olarak mal gibi alınıp satıldığı; ahlakın tefessüh ettiği; her türlü ahlaksızlığın açıkça işlendiği; güçlünün zayıfı ezdiği; zayıfın, hukukunu arayabileceği bir merciin bulunmadığı bir dönemi konuşuyoruz. İşte Hz. Muhammed (sav) bu iklimin bir çocuğu olarak doğdu. Ve onların içinde çocukluk ve gençlik dönemini yaşadı. Toplumun ortak irade beyanı ile ona Peygamberlikten önce ‘Eminlik’ unvanı verildi. O, artık içinde yaşadığı toplumun en güvenilir, en temiz, en duru, en faziletli insanıydı.

Mekke müşrik halkının birbirlerine girecekleri ve belki de Medine’deki kabilelerin yıllarca karşı karşıya gelmelerine sebep olacak bir olayda, bütün tevafuklar bir araya gelerek, genç Muhammed’i bu ihtilafın hakemi kıldı (Hacer-ül Esved Taşı’nın yerine yerleştirilmesi ihtilafı). Bu ihtilafta hakemlik yaparak belki de yıllarca sürecek bir çatışmanın önüne geçti. Bir bakıma barış elçisi, arabulucu veya hakim rolü üstlendi.

Mekke’nin mali oligarşisinin, Mekke’de yaşamalarını imkansız hale getirmesi üzerine, bir takım tevafukların bir araya gelmesiyle O’na ve arkadaşlarına ‘Yesrib’in kapıları açıldı. Evet, Allah Resulünün ‘Yesrib’i ‘’Medine’leştirme süreci başladı. Savaşsız, nizasız bir şekilde Medine’deki tüm dini ve etnik unsurlar O’nun hakemliği altında yeni bir ‘konfederatif’ birleşmeye razı geldiler. Evet, Allah Resulü artık iradesini icra edebilme imkanına kavuşmuştu. ‘Medine’de inşa edilen yeni medeniyetin ziyalarının o coğrafyayı ve dünyayı aydınlatması projeksiyonu oluşturulmaya başlandı. Hedef; yeryüzüne “adalet, barış ve hürriyet” ikliminin hakim kılınmasıydı. Her türlü emperyal emellerin bertaraf edilmesi, kendi toplumları üzerinde kurdukları baskı rejimlerinin tasfiye edilmesi, düşünce ve ifade hürriyetinin önündeki bariyerlerin kaldırılması ve insanoğlunun hakikati arama mücadelesinin önünün açılması, blokajların temizlenmesi Hz. Peygamberin yeni stratejisi idi. Belki de en basit tabiriyle ‘İnsanı kendi yaratıcısı ile aracısız ve baskısız bir şekilde buluşturmaktı. İlahi mesajın önünü tıkayan her türlü engeli ortadan kaldırmaktı. Onun fetihten anladığı da buydu. Çünkü Ona verilen görev/misyon, kimseyi dine zorlamak veya başka toplumların üzerine hegemonik bir yapı kurmak değildi. Yeryüzünden zulmü, zorbalığı ve baskıyı kaldırmak ve insanların Allah’ın mesajına rahatlıkla ulaşabilecekleri bir hürriyet iklimi oluşturmaktı. Son nefesine kadar da bu gaye için mücadele etti ve arkadaşlarını eğitti.

Allah Resulünü doğru anlayabilmek; içinde yaşadığı zamanı, toplumu, coğrafyayı ve dünyanın halini iyi bilmekten geçer. Onun dünyaya yaymaya çalıştığı iklimin ne kadar büyük bir Rahmeti ihtiva ettiğini…

O, yaşadığı sürede her şeyden örnek olabilecek bir medeniyet nüvesi bıraktı. Kendisinden önce eşi ve menendi olmayan bir medeniyet…

Medine’ye, Medine halkının daveti üzerine geldi. Gelişi bir zapt etme, egemenlik kurma değil; sadece davasını serbestçe kitlelere ulaştırabilme imkanına kavuşma hedefi… İnsanlık bu iklime muhtaçtı. Dolayısıyla Medine halkı onu büyük bir coşku ile karşıladı. Yüzünü bile göremedikleri bir beşerin mesajının esintileri Medine üzerinde Rahmet yağdırmaya başlamıştı bile…

Henüz gelmeden önce görevlendirdiği temsilci ve ona Medine’den katılan heyet vasıtasıyla bir barış ve kardeşlik ikliminin oluşturulması için hummalı bir çalışma başlatıldı. Neredeyse bir asırdır birbirleriyle hasım olan iki büyük kabilenin temcilerini bir araya getirip, savaşa son vererek barış iklimini beraber inşa ettiler.

Yine Medine’de, yeni medeniyetin nüvesini, örnek sitesini inşa edebilmeleri için eğitimli bir insan gücüne ihtiyaç vardı. Onun için de hemen bir mescit inşa ederek süreci başlattı. Müslümanlar için mescit sadece bir ibadet merkezi değil, belki de ondan daha çok bir eğitim merkezi işlevi görüyordu. Özellikle yetim, öksüz, fakir çocukların eğitildiği bir merkez konumundaydı. Öyle teşvikler gördü ki, insanlığın bugüne kadar getirdiği birikimle oluşturduğu medeniyet anlayışı bile hayran kalır. Savaş esirlerinden okuma yazma bilenlere, fidye yerine Medine halkından okuma-yazma bilmeyenlere okuma-yazma öğretmeleri karşılığında serbest kalma hakkı verildi.

İkinci önemli icraat, Medine’de farklı kabileler, dini unsurlar vardı. Onlarla bir arada yaşamanın bir hukuki zeminine ihtiyaç vardı. Ve hemen onların temsilcilerini davet ederek onlarla beraber bir hukuk metni tanzim ettiler. Ve bu meşhur ‘Medine Sözleşmesi’ adı verilen hukuki metnin garantörlüğünü de gönüllü olarak Hz. Peygambere bıraktılar.

O, örnek bir insandı; O, örnek bir eşti; O, örnek bir babaydı; O, örnek bir yol arkadaşı idi; O, örnek bir kardeşti; O, örnek bir öncü, lider ve komutandı. O, bir ahlak timsaliydi; O bir adalet ve barış elçisiydi; O, örnek bir muallimdi; O, insanlık aleminin serdarıydı.

Evet, ben de aynı hakikati haykırarak, çağımız Müslümanlarına ve tüm insanlık âlemine sesimi duyurmak istiyorum;

Çağımızın bu salgın halindeki sosyal, siyasal, ekonomik, biyolojik hastalıklarından, problemlerimizden kurtulup selametli/güvenli bir sahile çıkmayı sahiden arzu ediyor muyuz? O zaman buyurun İslam’ın son mesajcısı; Allah’ın son elçisi; insanlık paratoneri Hz. Muhammed’i (sav) zamanınıza çağıralım, davet edelim. O Rahmet peygamberinin mesajını yeryüzüne yayalım. Yayalım ki, o iklim yeryüzünde hiçbir sosyal, siyasal, ekonomik ve biyolojik virüs bırakmasın.

Onun mesajını zamanımıza davet edelim; biz 1400 küsur yıl önceye gitmeyelim. Onu davet edelim. Çünkü Onun mesajı zamanın ilacıdır. Peygamberler zamanlarının problemleriyle mücehhez olarak gönderilmişlerdir. Dolayısıyla zamanımız 1400 küsur yıl öncesi değil; bugünün problemlerinin mahiyeti değişmiştir. O halde davet ettiğimizde bilelim ki, o bize Kur’an’dan mülhem yeni reçetelerle gelecektir. İnsanlığın bugünkü anlayışına, idrakine sunabileceği engin reçetelerle…. Haydi, buyurun hep beraber davet edelim; kıyametimiz kopmadan Onun teşrifini sağlayalım. Başka bir yolumuz yok.

Haydi, gelin fiili ve kavli duaya…

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept