İnsanlar Kur’an’a Büsbütün İlgisiz Kaldılar

by Fahrettin Dağlı

Son zamanlarda yine ağırlıklı olarak dini mevzulara yer veriyorum. Sahih din anlayışının insanlığın kurtuluşu, mutluluğu, saadeti için ne kadar büyük bir nimet olduğunu bugün bütün zerrelerimizle tekrar idrak ediyoruz. Hz. Peygamberin ruhaniyetinin insanlığın üzerinde yeni bir aydınlık dönemi başlatmasını talep ve dua ediyoruz.

Her ne zaman dinden mevzu açılsa adeta uyuyan bir dev uyandırılmış gibi birtakım sekülerler “şeriat” diye bağırışıyorlar. Konunun böyle anlaşılmasına en çok da selefi birtakım akımların tatbikatları yol açmıştır. Halbuki İslam’ın hukuka, ahlaka, muamelata dair hükümleri sadece müslümanları bağlar. O diyarda yaşayan başka inanç mensuplarını ve inançsız kişileri bağlamaz. “Şeriat devleti” ifadesi sonradan uydurulmuştur. Devletlerin dini yoktur, olsa olsa adalettir. Devletler, sınırları içerisinde yaşayan tüm insanların güvenliklerini ve hukuklarını korumak ve insanlara bireysel olarak şer’i hukuku tercih etme hakkı tanımak gibi bir görevleri vardır. İslam’ın fetih / cihad anlayışının temel amacı da insanların baskı ve zulüm altında kalmayarak hür vicdanlarıyla öğrenme ve tercih edebilme hakkını teminat altına almaktır. İslam hukukunda siyasi otorite bu hak ve hukukları korumakla mükelleftir.

İslam, insan ve kainatı izah eden, problemlerini çözen kamil bir dindir. Bu, Allah’ın taahhüdüyle sabittir. “Din tamamlanmıştır” ifadesi ‘yeryüzünde insanların müşkülatlarını çözmek için ihtiyaç duyacakları prensipler din tarafından vazedilmiştir’ demektir.

Allah’ın dini insanlar için bir ihtiyaçtır, o ihtiyacı idrak edebilene, hissedebilene… İslam’ın yerine hiçbir inanç, ideoloji ikame edilemez. O, her zaman ve dönemde yaşayan insanların ihtiyaç duyacağı manevi nimettir. Dünya bu nimetten mahrum kaldığı zaman yeryüzü çöle dönüyor, karanlığa boğuluyor, teröre, kargaşaya, açlığa ve sefalete teslim oluyor, insan insanın kurdu olup, birbirini öldürüyor.

Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, Kur’an’da ifade buyurulduğu üzere insanlar Kur’an’a çok ilgisiz kaldılar, hırslar, arzular, iştihalar her şeyin önüne geçti.

“Resul, ‘Rabbim! Kavmim bu Kur’an’a büsbütün ilgisiz kaldılar’ dedi.” (25/30)

Ne dersiniz, öyle bir zamanda yaşamıyor muyuz? Acaba kaç hanede Kur’an okunuyor ve anlamı üzerinde tefekkür ediliyor, öğrenilenler yaşama geçiriliyor? Politik tartışmalar, atışmalar ve tarafgirlikler için vakit harcadığımız kadar Allah’ın bize mesajı olan o mübarek mektubu tekrar tekrar okuyup soyutlamalar yapabiliyor muyuz?

Sosyal medya mecralarında okuduklarımız, paylaşılan görseller bizim Kur’an’ın ikliminden ne kadar çok uzaklaştığımızın karineleridir. Çok değil, otuz yıl önceye gidip o günlerimizi bugünle kıyaslayalım, ne kadar çok şey kaybettiğimizi görelim eğer yüreğimiz dayanabiliyorsa.

O halde her Müslümana böyle zamanlarda düşen sorumluluk, Kitabın hakikatini duyurmak için çabalamak, gayret göstermektir. İşte cihadın en önemli anlamı bu şekilde Vahyi unutturmamak ve vahyin ışığında kendimizi ve çevremizi tashih etmektir.

Unutulmamalı ki, Müslüman olmak kolay ama mümin olmak zordur. Derin düşünceyi, furkanı, hikmeti bugün tatbik edebilmeyi, yaşadığımız yerküreyi (Kitab-ı Kebir), içinde yaşayan varlıkları, insanı tanımayı, dünyada var olmanın gayesini bilmeyi, tefekkürü gerektirir.

Her ne kadar mektepli bir din eğitimi geçmişim olmasa da dinimi öğrenme, yaşama ve ilgi duyduğum insan hakları, yönetim ve siyasetle ilgili mevzularda dinin getirdiği kaidelere, ilkelere derinlikli nüfuz edebilme düşüncesiyle hem okumalar yaptım ve hem de mevzunun üstatlarını dinledim. Bir süre sonra bu değerlerin hayata taşınması için bugünümüze dair soyutlamaların yapılması gerektiği inancıyla arayışa girdik. Malum, bulanlar arayanlardır. Biz de aradığımızı bulduk. Uzun yıllar bir ilahiyatçıdan soyutlama teknikleri eğitimi aldık. Bu çalışma, hayatımızda önemli bir çığır açtı. Okuduğumuz vahyin zamanımızdaki karşılığının ne olabileceğini kestirme imkanına kavuştuk. Beni yazmaya teşvik eden de bu çalışma grubunun yöneticisi olan arkadaşımız oldu.

Malum, Kur’an’ın tefsir kaynaklarından biri de Kur’an’ın kendisidir. Kur’an hayat ve kâinata dair problemlere bütüncül izahlar getiren temel kaynaktır. Meşhur ifadeyle “bütün kitaplar, bir kitabı daha iyi anlamak için okunur.” Kur’an’la hemhal olmak, doğru bir ünsiyet kurmak her müslüman için önemli bir kazanımdır. Ayetlerden bugüne dair prensipler elde edip bunları hayata taşımak esas olmalıdır. Eğer bunu doğru, isabetli bir şekilde yapabilirsek müslüman olarak bugünümüzün temel meselelerine ışık tutabiliriz. Yani, on dört asır öncesine gitmek yerine o gün gelen vahyi, yaşanan risaletin kodlarını alıp bu zamanımıza aşılayabilirsek işte o gün İslam’ın nuru yine dünyanın üzerinde bir güneş gibi doğacaktır. Aksi taktirde bugün çok sayıda selefi hizbin yaptığı gibi müjdeleri değil, nefreti, düşmanlığı yaymaya devam edeceğiz.

“Kur’an’ın evrensel ve zamanlar üstü bir mahiyete sahip” olması, zamanımıza sahih ve doğru bir şekilde taşınılmasına bağlıdır. İnsanoğlunun doğru yoldan saptığı, isyan ettiği her dönemde Allah toplumlara resuller, nebiler göndermiştir. Bu zincir Hz. Peygamberle hitam bulmuştur. Bu silsilenin hitam bulması bundan sonra insanın yoldan çıkmayacağı anlamına gelmiyor. Allah, dininin yeniden ihyasını, tecdidini yaşanan zamanın âlimlerine yüklemiştir. Dinde tecdid yapabilme birikimine, kudret ve muhakemesine sahip âlimlere de dinî literatürde “müceddid” denilmektedir.

Hz. Peygamberin mevzuyla ilgili şu hadisi de bunu teyit ediyor: “Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek bir müceddid gönderecektir.”

Müceddid, dinin sabitelerine dokunmadan zamanın şartlarına, insanın yeni oluşan ihtiyaçlarına göre yeniden yorumlamalar (içtihatlar) yapacak ve mevcut problemleri çözecektir. Çünkü din, kıyamete kadar insanoğlunun karşılaşabileceği problemleri çözmek iddiasındadır. Hz. Peygamber âlimleri teşvik etmek için “içtihadında isabet edene iki sevap, etmeyene bir sevap” diyerek alimlerin yeni fikirler üretmesini teşvik etmiştir.

Çağımız insanına İslam’ın adalet, barış ve kardeşlik ihtiva eden iklimini bir model olarak sunamazsak müslümanlar olarak bu çağın mağlupları, kaybedenleri olarak tarihe geçeceğiz ve Allah bu mağlubiyetin hesabını dine mensubiyet iddiasındaki hepimizden soracak, “o gün sizi tutan neydi?” diye sorguya çekileceğiz, o güne bugünden mazeret bırakmayanlar ziyanda olacaklar.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept