İSLAM; ADALET, BARIŞ, UZLAŞMA VE GÜZEL AHLAK DİNİDİR

by Fahrettin Dağlı

Evet, İslam; adalet, barış, uzlaşma ve güzel ahlak dinidir. Kim ki bunun aksini düşünüyorsa veya hareket ediyorsa bilinmeli ki, o/onlar İslam’ın ruhundan uzaklaşmış bedbahtlardır. Çünkü Dinin Sahibi böyle ifade buyuruyor. Nasıl mı? Buyurun okuyalım;

Adalet ile ilgili olarak bugüne kadar belki de yüzlerce yazı yazdım. İsteyen, arzu eden https://fahrettindagli.com/ adresli şahsi bloğumdan okuyabilir.

Bu yazımda barışa hizmet edecek uzlaşma kültürü ve ahlakı üzerine yine Kur’an’ın penceresinden bakarak konuyu vuzuha kavuşturmaya çalışacağım.

Evet, söze sözün asıl Sahibinin kelamı ile başlayalım;

“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel olan davranışla sav; o zaman bir de göreceksin ki seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse kesinlikle sıcak bir dost oluvermiş!” (Fussilet-34)

Sana reva görülen kötülüğe nasıl iyilikle karşılık verebilirsin? Kolay mı? Elbette zor bir amel/eylem!.. Müthiş bir sabır ve hoşgörü gerektiriyor. Ama hayat zorluklara karşı dayanabilme ve direnebilme değil midir? Her sınav bir engeli aşmak için yapılmaz mı? Herhalde bu durum müminlerin hayatta karşılaşabilecekleri en zor sınavdır. Ama asla imkansız değildir. Çünkü Allah, insana kaldıramayacağı bir yükü yüklemiyor, emretmiyor, teklif etmiyor.

Yine Nahl 125 ile konunun ehemmiyetini vurguluyor Rabbimiz;

“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel yöntemle tartış. Kuşkusuz senin Rabbin, yolundan sapanların kim olduğunu en iyi bilendir; O, doğru yolda bulunanları da çok iyi bilir.” (Nahl-125)

Yine Taha Suresi 44. Ayette, Hz. Musa’ya hitaben, Firavuna karşı nasıl bir üslup takınması gerektiğini öğütlüyor;

“Ona tatlı, yumuşak bir tarzda hitap edin. Olur ki aklını başına alır, yahut hiç değilse biraz çekinir. ”

Hâşâ Allah, ezel bilgisiyle Firavunun imana gelmeyeceğini bilmiyor muydu? Elbette biliyordu. Ancak bu misal üzerinden bir ölçü, bir disiplin, iletişime ilişkin bir yöntem bırakıyor zihnimize. En çetin düşmanınız bile olsa tatlı ve yumuşak bir üslup kullanılmasını ihtar ediyor. Amaç, düşmanlığı körüklemek, alevlendirmek değil; barışa yanaşmasa bile bir müzakere ortamı oluşturmak; meseleleri tartışma zemini ve iklimi oluşturmak!..

Onlar (Hz. Musa ve Hz. Harun) Taha Suresi 45. Ayetle Rablerine nasıl karşılık verdiler;

“Dediler ki: Rabbimiz! Doğrusu biz, onun bize aşırı derecede kötü davranmasından yahut iyice azmasından endişe ediyoruz.”

İşte Rableri de onlara; “…Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim. İşitirim ve görürüm.”

Evet, kendine düşeni yaptıktan sonra seyri ve sonucu Allah’a bırakmak… Çünkü aynı sure 46. Ayetle haber verilen taahhütten anlıyoruz ki, Allah sağlam bir niyet ve eylem üzere olanlarla beraberdir. O’nun beraber olduklarını kim yıkabilir; kim mağlup edebilir?

Fussilet 34. ayeti ne zaman iniyor Allah Resulüne?

Peygamberliğinin 9. yılında. Dokuzuncu yıl Hz. Peygamber için ne ifade ediyor?

Düşmanın ekonomik ambargosuna maruz kalmış; ablukalarında mahsur kalmış Hz. Peygamber ve arkadaşlarına emrediyor. Acıların, kederlerin üst üste gelmeye başladığı, insanın tahammül sınırlarının zorlandığı hüzün yılları… Mekke aristokratlarının/zalimlerinin var güçleriyle Peygamberin ve arkadaşlarının üzerine abandıkları bir dönem… Hz. Peygamberin sevdiklerini, dostlarını toprağa verdiği yıllar…

Bütün bu olumsuz şartlara rağmen Allah Peygamberine; ‘Sana ve arkadaşlarına reva görülen onca kötülüğe rağmen Sen yine de tezini en güzel olan ile savun. Kötülüğe, zulme yine kötülük ve zulümle karşılık verme…’

Bu zor ama neticesi çok verimli olacak diyalog stratejisine uyduğun taktirde göreceksiniz, o size düşmanlık yapanlar sizinle adaveti/cebelleşmeyi bırakıp dost olacaklar.

Evet, burada insan neslinin yeryüzünde yaşamasının önceliği öne çıkıyor; Hedef kavgayı, çatışmayı körükleyip, insanın insanı kırdığı bir iklime sevketmemek; insanın, insanın kurdu olabileceği bir iklime sürüklenmesinin önüne geçmek. Açılmaz zannedilen kapıların anahtarı olacak ‘güzel sözlerle’ açılmasını sağlamaktır. Düşmanın gönlüne gül tohumları ekmektir.

Evet, hemen bir sonraki ayetle bunun nasıl başarılabileceğinin anahtarlarını uzatıyor.

“Bu sonuca ancak sabırlı olanlar ulaşabilir, yine buna ancak (erdemlerde) büyük pay sahibi olanlar ulaşabilir.”(Fussilet-35)

34. Ayetle ilgili ne demiştik? Çok zor bir sınav. Başarıya ancak engin bir sabır, ahlak, karakter, erdemle ulaşabilinir.

Elbette kolay değil. Düşmanlarınız size her türlü zulmü reva görüyorlar; ekonomik ambargo ile sizi açlığa ve sefalete mahkum ediyorlar; adeta sosyal ölüme terk ediyorlar. Ve sen bütün bunlara rağmen acaba bunların içinden muhatap alacağım ve Allah’ın davasını tebliğ edebileceğim biri var mı, diye bir derdin peşinde olacaksın!..Yani seni öldürmeye gelen sende dirilsin diyeceksin ve böyle bir yol benimseyeceksin.

İşte bu her babayiğidin harcı değil. Başarabilmenin iki yolunu gösteriyor Allah;

Bunlardan birincisi sabır, yani eylemli direniş (elinden gelen tüm barışçıl yöntemleri kullanma). İyilerden yazılmak için kötülüğe karşı iyilikle direnmek; sabırla iyilikte tutunabilmek!.. Eğer bunu başarabilirsek, Allah’ın yardım ve inayeti arkasından gelecek.

Elbette iyi olmanın da bir bedeli olacak. Anlayışsızlıkla karşılaşacaksın; karşı mukavemet göreceksiniz. Bütün bunlara rağmen direneceksin. ‘Bittim’ dediğiniz durak, Rabbin ‘yettim kulum’ dediği yerdir.

Ve yine Allah uyarıyor;

“Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”(Fussilet-36)

Evet, barışın önünde, uzlaşmanın önünde daima şeytanlar saf tutmuşlardır. İşte uyarı buna müteveccih. Adeta Müslümana; ‘Ey Müslüman! Eğer şeytânî bir dürtü seni kışkırtıp anlamsız bir öfke ve heyecana sürükleyecek olursa, hemen Allah’a sığın! Unutma ki O, her şeyi işitendir, her şeyi bilendir. O hâlde, Rabb’ine güven ve insanları güzel öğütlerle O’nun yoluna çağırmaya devam et!..’ Yani, aslında zımni olarak Allah, insanoğluna, ‘bütün bu barışçıl çabalarınıza rağmen yine de güvencede değilsiniz. Sizi ayartmaya, barış yolundan alıkoymaya çalışanlar olacaktır. İşte burada, bütün insani yükümlülüklerinizi yerine getirdikten sonra süreci Allah’a havale etmek; tüm şeytani fitlemelere karşı sonsuz gücün sahibi Rabbe sığınmak…

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept