KORONA VİRÜSÜ BİRAZ OLSUN BİZİ KENDİ ÜZERİMİZDE DÜŞÜNMEYE SEVKETMELİ!

by Fahrettin Dağlı

Allah, ’emanet’ ile ilgili bahiste insanoğlunun ‘ne kadar zalim ve cahil olduğuna’ vurgu yapıyor. Yani insanoğlunun yaratılışla birlikte üstlendiği ağır sorumluluğunu tam olarak idrak etmediğini ihsas ediyor.
Dünyanın zengin nimetlerinin kendilerine sunulduğu insanoğlu bunun karşılığında çok zalim ve şuurunu kaybedip insafsız davranabilmektedir. Tamahkar, cimri kesilip başkalarının hak ve hukuklarına tecavüz edebilmektedir. Herkes için yaratılan nimetleri bile bile zorbaca gaspedebilmektedir.
İşte bu bir zalimleşme ve azgınlaşma vetiresidir. Keşke, insanoğlunun bu yönünü bir anlayabilseydik, kavrayabilseydik! Ve buna munzam çözümlemeler geliştirebilseydik. Denge ve denetim kurumsallaşmasını temin edebilseydik.
Yeryüzünde hepimize yetecek miktarda nimetler bağışlayan Allah’a karşı nankör davranmamızın neticesinde, her nanköre yapılacak olan yapılıyor.
Öyle değil mi?
Bir an için tasavvur edin; bir işveren size hak ettiğinizin üzerinde ikramlarda ve bağışlarda bulunuyor. Buna karşılık sadece sizden yapılması gereken rutin işlerin yapılmasını bekliyor. Siz ise işverenin bu iyi niyetini suiistimal ediyorsunuz; uhdenize düşeni yerine getirmiyorsunuz. İşveren sizleri bir ikaz eder; iki ikaz eder; üçüncüsünde size yol gösterir ve siz aç ve sefil olarak ortada kalırsınız.
Bu örneğe göre düşünelim; Allah’ın emrimize verdiği sayısız nimetleri saysak bitiremeyiz herhalde. Gökyüzünde, yerde ve denizlerde o kadar büyük nimetler…
Sadece ‘Güneşi’ saysak yeterli herhalde. Güneş olmasaydı yeryüzü karanlıkta kalacaktı ve ‘fotosentez’ gerçekleşmeyecekti. Gök ile toprak buluşmayacaktı; alış-verişte bulunmayacaktı ve sonuç olarak yeryüzünde hiçbir hayat belirtisi olmayacaktı. Demek ki, sadece güneş, emrimize sunulan büyük bir nimet… Onun vesileyle verilenler sayesinde ayaktayız, hayattayız.
Dolayısıyla bu korona virüs vakıası bizi tekrar kendi üzerimize düşünmeye sevketmeli. Küçücük bir virüsün hayatımızı nasıl kararttığını bir daha düşünmeli ve tefekkür etmeliyiz.
Allah Kur’an’ında bununla ilgili nice örnekler veriyor. Mesela çağdaş yorumcular, fil suresinde geçen ‘ebabil kuşlarının fil ordularına attığı küçük taşların, bugünkü anlamda virüs mikrobu olduğu’ şeklinde tefsir yapıyorlar. Mümkün müdür? Niye olmasın. Çünkü Allah o günkü insanın muhayyilesine göre hitap ediyor. O gün kimse mikrop, virüs nedir bilmiyordu. Bilinmeyen bir şeyi söylemek abesle iştigaldir. Hâşâ Allah abesle iştigal etmez. O gün için o toplumun anlayacağı bir lisanla ifade buyurmuştur. Ancak biz de biliyoruz ki, her şey eskiyor fakat Kur’an zamanla yenileniyor.
Yeryüzünde hiçbir şey yok ki Allah’tan bağımsız var olsun veya hareket etsin. Her şey O’nun ‘OL’ emri ile olmakta ve hareket etmektedir. Dolayısıyla bugüne kadar karşılaştığımız ve bundan sonra da karşılaşacağımız her musibet kendi ellerimizle hazırladığımız ve Allah’ın yaratmasıdır. Ne ekersek onu biçiyoruz. Bugün tüm bilimsel buluşlara ve gelişmelere rağmen bir virüs bizleri evlerimize kapattı; bize dünyayı dar etti. Tıpkı asırlar önce ‘Kabe’yi yıkmaya gelen fil ordularına dünyayı dar kıldığı gibi…’
Peki, ne yapmamız lazım? Herhalde bu günlerde en çok hatırlamamız gereken gerçek; ‘Düşünmesi bile ağızlarımızın tadını bozan ölümü hatırlamaktır.’ Hayatın geçici, ölümün ensemizde, ahretin mutlak ve orada hesaba çekilmenin hakikat olduğunu tekrar hatırlamaktır ve ona göre yeniden hayatımızı gözden geçirmektir. Son güne son nefese varmadan yapılması gerekenleri yapmaktır.
Kendi nefsim için bugüne kadar Rabbimin rızasına muhalif her ne cürüm işlemişsem affımı diliyorum; bundan böyle aynı cürümleri işlememek için O’ndan yardım ve inayet diliyorum. Tövbe ve istiğfar ediyorum. Her kimin hakkına girmişsem helallik diliyorum. Ne olur hakkınızı helal edin.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept