Allah herkesi farklı karakterlerde yaratmış. Hz. Peygamberin yanında Ebubekir de olmuş; Ömer de… Ve herkes kendi karakterinin icabını yapar. Bu da bir bakıma Allah’ın yaratma kudretinin adaletidir. Farklı tabiatları birbiriyle tamamlıyor/dengeliyor. Her işinde mutlak adil olduğundan bunda da hilkatin adaletini görüyoruz.
Toplum olarak bağlandığımız cemaatlerimiz, topluluklarımız, partilerimiz, ırki, dini ve mezhepsel mensubiyetlerimiz çoğu kez bizleri adaletten uzaklaştırıyor. Topluluk mensubiyeti ile kişisel sorumluluğumuzu tefrik edemiyoruz. Onun için de bir meseleyle ilgili düşünce ve kanaatlerimizi mensubiyetlerimizin lehinde veya aleyhinde olup olmadığına bakarak kanaatlerimizi izhar ediyoruz. Bunun da bizleri adaletten uzaklaştıracağı muhtemel olan bir durumdur.
Tabiatım gereği biraz asi ruhluyum. Hiçbir topluluğa, cemaate, tarikata, partiye topyekûn bir yakınlığım olmadığı gibi bir karşıtlığım da olmadı; bundan böyle de olmaz inşaallah! Dostluklarım, yakınlıklarım veya tenkitlerim, itirazlarım şahıs ve konu bazındadır. Muhtemelen tüm insan hakları savunucularının ortak özelliğidir bu. Mücadele alanın tabiatı ve adıl şahitlik onu gerektirir. Onun için de şu özlü ifadeyi kendimize düstur edindik:
“Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana, zalime karşı olacağız.”