“Nasıl bir siyaset” sorusuna vereceğimiz cevap aynı zamanda ‘mevcut sorunlarımızı nasıl çözeriz’ sorusunun da cevabı olacak.
Çünkü bizi siyaset kurumu idare ediyor. Topluma onlar bir şeyler empoze ediyor ve istedikleri istikamete yönlendiriyorlar.
İnsan’ın şahsiyetinin şekilleneceği muhitin iklimine, kültürüne, sanatına onlar yön veriyor, empoze ediyor, icabında izin veriyor veya vermiyor.
Onun için de siyaset ve ona ruh verecek olan siyaset kültürü önemlidir. Siyasetin mevzuatını, gerekliliklerini, kültürünü hukukileştirmek, insanileştirmek ve kişilere göre değişen değil, zamanın icbar ettiği şartlara göre değişen bir sisteme vücut vermek… Bunu başarabilirsek, hem bu ülkeye, hem İslam dünyasına ve hem de insanlık ailesine büyük bir hayır kapısı aralamış oluruz. Bir numune-i imtisal bırakmış oluruz.
Malumunuz, her gönderilen Peygamber muhatabı olduğu toplumun dertlerine, sıkıntılarına cevap teşkil edebilecek reçetelerld gönderilmişlerdir. Allah, kitapları ve Peygamberleri ile bozulan, yolundan sapan, hastalık, yoksulluk ve yoksunluklara duçar kalan toplumların yolunu açmayı, gücün/kuvvetin esaretinden kurtarmayı, zalimlerin mankurtlaştırdıklarına yeniden hürriyet kapıları ve alanları açmayı murat etmiştir.
Hz. Peygamberimiz de son ahlakı tamamlamak, kendisinden önce gönderilen tüm peygamberlerin getirdiği hakikati ekmele ulaştırmak, yani dini tamam kılmak üzere gönderilmiştir. Ve mucize gerçekleşmiştir. Çok kısa bir zamanda kız çocuklarını diri diri gömecek kadar vahşileşen Arap müşrik toplumunu aydınlığa, kemal ahlaka ulaştırmıştır.
Bugün bu dinin mensupları ve dahi Hz. Muhammed’in tabileri olarak elbette bizler de onun muradına uygun düşecek bir toplumsal hayatı tasavvur eder, konuşur ve müzakere ederiz. Bu tabii ve doğal olandır. Burada hiçbir komplekse girmeye lüzum yoktur. Her inanç mensubu inandığı/iman ettiği hakikatin hayat bulmasını, inşa edici olmasını arzu eder ve onun içinde çabalar. Elbette bunu yaparken kendi dışında da farklı inanış ve kabullere sahip insanların olduğu hakikatini de göz ardı etmez. Hz. Resulün Medine’ye vardığında yaptığı misak gibi… Dışlamak, ötekileştirmek değil, tam aksi ortaklaşmayı temin edecek bir siyasal rejimi inşa etmek… Fıtrata uygun olanı öncelemek… Bu mümkün mü? Elbette!.. Gönüllü birlikteliği temin ederek ve sadece belli bir kesimin değil topyekun orada yaşamakta olan bireylerin ve toplulukların rızasını gözeterek yeni bir toplumsal sözleşme yapmak, insan fıtratına en uygun düşecek bir orta yol projesidir.
Bu girizgahtan sonra gelelim bugünümüze…
Kanaatim o ki, bugün halihazırda Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey, ne olursa olsun mevcut siyasal iktidarın karşısına yeni bir muhalefet çıkarmak değildir. Çıkaracağınız yeni organizasyon, siyasetin eski alışkanlıkları, kirleri ve günahları ile malulse bundan bir hayır çıkmaz. Eninde sonunda onlar da aynı hastalıklarla malul olarak siyaset sahnesinden çekilip gideceklerdir.
Onun için de bugün yapılabilecek şey, yeni bir parti kurmak veya mevcut partilerini vazgeçilmez birer adres olarak göstermek değil, toplumun büyük bir badire karşısında olduğu mutabakatı içerisinde daha iyiye, daha hayırlıya, barışa ve kurtuluşa ulaşmak için nasıl bir işbirliği yapabiliriz, nasıl ortaklaşabiliriz, nasıl ittifaklar kurabiliriz? Amaç, toplumun belli bir kesimin ihtiyaçlarını, tatminlerini, heyecanlarını karşılayacak bir organizasyon değil, hoşunuza gitmese de, sizin ve yakınlarınızın, aşiretinizin, ırkınızın aleyhine görünse de, ortak iyide, ortak hayırda buluşturacak bir siyasal formül geliştirmek… Bu zor değildir. Sadece yapılacak en önemli ameliye, siyaset pazarlamacılarını, bezirganlarını, asabiye güdücülerini, din ve ideoloji simsarlarını siyaset sahasından dışarı çıkarıp, toplumun ortak iyiliğinde buluşturma kabiliyetine sahip akil adamları önceleme ve buluşturmaktır.
Detay/tafsilat işin garnitürüdür. Önemli olan işin esas ve usulünde ortaklaşmaktır. Herkesin/ her topluluğun özel alanlarına saygı duyacak ama asla taraf olmayacak bir toplumsal mutabakat etrafında yeniden helalleşmek ve akitleşmekle mümkündür. Bunu başarmak mecburiyetindeyiz. Aksi taktirde gelmesi muhtemel olan bir felaket, hiç birimizi diğerimizden ayırmayacak, zalimini, mazlumunu önüne katıp götürecek.
Bu tehlikeyi, Allah’ın izni ve inayeti ile karşılayabilir ve savabiliriz. Toplumun / insanlığın selameti ve adaleti için sağlam bir niyet ve buna munzam bir amel/eylem uyumu ile imkansız gibi gözüken çok şeyin imkan dahiline girdiğini göreceğiz. Şeytani iğvalara kapıları kapayarak, Rahmanın kapılarını ardına kadar açarak bu topluma nefes aldırabiliriz. Zalimlerin yüreğine korku salabiliriz. Ha biraz gayret lütfen!..