Mahallede yaşayanlar bilir; camiamızda en çok anlatılan kıssalardan birisi ‘Hz. Ömer’in kamu işi yaparken kamunun mumunu; kendi özel işini yaparken de kendi özel mumunu yakması!..’ Ve ikincisi yine Hz. Ömer’den; ‘Fırat’ın kenarında kurt kaparsa koyunu, adl-i ilahi sorar bunu Ömer’den!..’
Bu ve benzeri kelime-i kibar cinsinden anlatımlarla büyüdük. Zannediyorduk veya hayal ediyorduk ki, arkadaşlarımız iktidar olduklarında bu felsefe ile devlet idare edecekler!.. Söylenen şeyler o günde, bugün de ütopya değil; gerçekleşen ve gelecekte de gerçekleşme ihtimali olan bir tasavvurdur.
Ancak, sağ olsun arkadaşlarımız bizi mahcup ettiler. Kamunun malları üzerindeki tasarruflarında o kadar cömert (!) davrandılar ki, harcamalarının hesabını, kitabını bile tutmadılar. Bırakınız kendi mumlarını, kamunun mumlarını çevresindekilere, yandaşlarına dağıttılar. Kamu bütçesinin silolarına hortumları bağladılar. Oradan emdikçe, haramın lezzeti ile kendilerinden geçtiler; sarhoş oldular ve ne yazık ki bir daha ayılamadılar; ‘Biz ne yapıyoruz? Geçmişte özlenen gelecek tasavvurunun varacağı tablo bu mu? diye kendi kendilerine soramadılar. Adeta ‘Devlet malı deniz yemeyen do…’ hoyratlığı, zalimliği ve cahilliğiyle kamu imkanlarını çarçur etmeye başladılar.
Bu anlatımdan sonra kimse çıkıp da şunu söylemesin; Geçmiştekiler yapmadılar mı? Eğer bu kıyası yapıyorsanız; ‘ben sağ siz selamet!.’ Yüzyıllık bir mücadeleyi bu cümleye sığdıracak kadar sığlaşmışsanız denilecek başka bir şey yok!..
Evet, neticede bugün bu ülkeyi yönetenlerin kamu mallarıyla/bütçesiyle ilgili bir helal-haram hassasiyeti kalmamıştır. ‘Yasallık kılıfına büründürülmüş yığınla haram işleniyor.’ Kirlendikçe, işin fıtratı gereği çevrelerine de aynı kiri ve haramı bulaştırıyorlar.
Anlayacağınız günün sonunda, ‘ne Ömer’in mum ve ne de Fırat’taki koyunun’ hikayelerini anmaz olduk, unuttuk. Duyan var mı?
Fırat’ın kenarına hiç girmiyorum. Orası kevgire döndü. Aç kurtlar dolaşıyor; önüne düşeni yemek için!..