Bu ülkede 2009 ila 2016 yılına kadar, bilmiyorum en uygun tanımlamanın veya nitelemenin ne olacağını ama herhalde kanaatimce en uygun olanı; az çok entelektüel birikimine ve toplum içindeki saygınlığına itimat ettiğim onlarca fikir ve kanaat sahibi Müslüman aydınların, önderlerin, kapısını çalıp, güçlü bir hak ve adalet inisiyatifi oluşturmamız gerektiğini paylaşmıştım. Çünkü müslümanlık adına işlenen ciddi, fahış uygulamalar var. Bunun tavzih, tashih, ıslah veya izale edilmesi ile ilgili görevin birinci derecede bizleri ilgilendirdiğini kendilerine ifade ettim. Onlara söylediğim son cümle hep şu olmuştur:
“Bir Müslüman aydın veya kanaat önderi için şöhretin anlamı; hak ve adaletin tesisi için kullanılacak bir vasıta gibi görmektir sadece… Gelin, sahip olduğunuz şöhreti bu coğrafyada hakkın ve adaletin tesisi için feda edin.”
Sonuç ne mi oldu? Büyük ölçüde muhatap aldığım insanların hasbi değil hesap ehli olduğunu veya verili düzene teslim olduklarını gördüm. Ve sonuçta ellerim böğrümde kaldı.
CHP Genel Başkanı Sn. Kılıçdaroğlu Adalet yürüyüşü başlatınca daha çok hayıflanmıştım. Çünkü bu görev öncelikle dindar mahallenin aydın ve kanaat önderlerine düşerdi. Bu bir bakıma onların namusuydu. Ve bugün olup bitenler karşısında ellerimiz böğrümüzde sadece seyirciyiz. Bu da Müslüman aydın veya kanaat önderi olarak bilinenler için bir zillet halidir.
Neyi korumak adına, neyi kaybettiğimizin, keşke adam gibi dört başı mamur bir şekilde muhasebesini çıkartabilseydik. İnanıyorum, kaybımızı; zarar hanesindeki zararımızı gördüğümüzde, az güler çok ağlardık…