Takva, Hesap Verebilirlik Bilincidir

by Fahrettin Dağlı

Sn. Kılıçdaroğlu’nun çıkışıyla tekrar gündeme gelen “Helalleşme” İslami literatürde sıklıkla kullanılan önemli bir dini kavramdır. Ve günümüzde ilişki içerisinde bulunan insanların karşılıklı birbirlerinden helallik dilemeleri, sıklıkla karşılaştığımız bir husustur.

Biraz magazin gibi olacak ama Sedat Peker bile video yaparken “Tayyip Abiyle helâlleşme” anonsu yapmıştı. CB Erdoğan da ekonomik sıkıntılara maruz kalan vatandaşlara, “Sıkıntıya düşen insanlarımız, esnafımız, çalışanımız olduysa hepsinden helâllik istiyoruz.” demişti.

Yine halk arasında da genellikle bir alış-veriş esnasında veya birbirlerinden ayırılırken / veda ederken “hakkını helal et” gibi bir cümle sık sık dile getirilir.

Haklı olarak toplumumuzda bazıları bu soyut helalleşme taleplerini doğru görmemişlerdir. Helallik gerektiren durum neyse bunun açıkça ifade edilmesi ve ondan sonra muhataplarından helallik dilemenin daha doğru olduğunu iddia etmişlerdir. Ben de acizane bu görüşe katılanlardanım.

Dediğim gibi helalleşme dini mahiyetli bir kavramdır. Anlamı ise, insanların birbirleri üzerindeki haklarını karşılıklı olarak helâl etmeleri; o hakkı bir diğerine bağışlamaları, haktan vazgeçmiş olduklarını bildirmeleri… Veya üzerindeki hak eğer maddi bir edinime karşılık geliyorsa onu muhatabına ödemek suretiyle karşılıklı helalleşmektir, doğru olan.

Nitekim, bu konuda Rasûlullah (sav) “Kimin uhdesinde kardeşinin nefsine yahut malına tecavüzden doğan bir hak bulunursa, dinar ve dirhem bulunmayan gün (ahiret/hesap günü) gelmezden önce bugün dünyada mazlumdan o hakkı helâl etmesini istesin; yoksa zalimin sâlih ameli bulunursa o amelden zalimin zulmü miktarınca alınıp mazluma verilir. Eğer zâlimin iyilikleri bulunmazsa, mazlumun kötülüklerinden / günahlarından alınıp, zalim olana yükletilir” buyurarak helalleşmenin önemine ve sonucuna dikkat çekmiştir.

Burada ulema helalleşmenin şekli / nasılı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Eğer hakka mevzu olan şey, maddi bir değere tekabül ediyorsa, yani, kişinin maddi hakkını bir şekliyle gasp etmişse, gizlemişse onu muhatabına ikrar edip, ya o miktarı kendisine ödeyecek veya karşısındaki rıza ederse helalleşerek o geçmiş hak ifa edilmiş/ödeşilmiş olacak. Ancak maddi değil de kişinin/kişilerin şahsiyetleriyle ilgili ileri, geri konuşmuşlarsa, dedikodusunu yapmışlarsa, iftira etmişlerse v.s. işte burada fiilin, sözün itiraf edilip edilmemesi ile ilgili ihtilaf olmuştur. Kimi genel bir af dilemenin yeterli olduğunu; kimi ise yine maddi hakta olduğu gibi helalleşmeye konu husus tam olarak ikrar edildikten sonra helallik dilenmesi gerektiğini ifade etmişlerdir.

Şimdi sözü helalleşmeden “takva”ya getirelim.

Takva nedir?

Cevap: Sözlükte “korumak, korunmak, sakınmak, saygı göstermek; Allah’ın emir ve yasaklarına uymakta titizlik göstermek.” Bu bağlamda takvâ karşılığı olarak önerilen “Allah bilinci, Allah’a karşı sorumluluk bilinci” ifadeleri kavramın içeriğine daha uygun görünmektedir.

Takvâ sevap-günah, helâl-haram konusunda derin bir hassasiyeti gerektirir. İslâm’da helâl ve haramlar bellidir. Ancak bu ikisi arasında şüpheli şeyler vardır. Bu tür şüphelerden sakınan kimse dinini ve şerefini korumuş olur.

“İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara, günahlardan sakındıkları ve imanlarını koruyup iyi işler yapmayı sürdürdükleri, sakınmaya devam edip imanlarına bağlı kaldıkları, hem günahlardan sakınıp hem en iyiyi yapmaya çalıştıkları takdirde daha önce yiyip içtiklerinden ötürü bir günah yoktur. Allah, iyi ve güzel davrananları sever.” (Maide:93)

Görüldüğü gibi bu ayette iman ve ameli salih iki kere ve takva üç mertebe olarak zikredilmiştir. İnsanın imân edip şirkten korunması mahiyetinde olan ilk mertebe kişinin kendi nefsi ve vicdanı arasında olan bir takvadır. İkincisi, insanın kendisi ile diğer insanlar arasındaki hususlarla ilgili olan takvadır ve üçüncüsü de insanın kendisi ile Allah arasındaki takvası ve imanıdır. Bu ayette takvanın bu üçüncü derecesi, ihsan olarak zikredilmiştir (Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul 1971, III, 1807). Nitekim Hz. Muhammed (sav) de “İhsan nedir?” şeklindeki bir soruya, “İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi hareket etmendir. Sen onu görmüyorsan, şüphesiz o seni görmektedir.” diyerek cevap vermiştir.

Yine farklı ayetlerde takva bir insanlık mertebesi olarak addedilmiştir. Misal; Salih Peygamber, gönderildiği Semud Kavmini takvaya davet ediyor;

“Kardeşleri Sâlih onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” (Şuara:142)

Yine Şuayp Peygamber gönderildiği Eyke Kavmine aynı uyarıyı yaptı;

“Şuayb onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” (Şuara:177)

Hemen hemen bütün Peygamberler kavimlerine aynı çağrıda bulundular.

Sorumluluk / hesap verebilirlik bilinciyle kuşanmalarını talep ettiler. İnsanlığın en yüce mertebesi, bu sorumluluk bilinciyle dopdolu olmaktır. Onun için Allah Resulü; “Üstünlük takvadadır.” diye Kur’an’ın bize onlarca defa hatırlattığı bir gerçeğin altını çiziyor. Kimse üstünlüğü başka bir yerde aramasın. Üstünlük sorumluluk bilincine sahip olma ve her an kendini hesap verebilir konumda hazır tutmaktır.

Evet, birbirini kuşatan bu temel dini kavramlar insanda bir duruş inşa eder. Her an Allah’ın denetimi altında olduğunu; “ben O’nu görmüyorsam bile O beni görüyor” bilincinde olmaktır. Karşılaştığı her türlü müşkülatı, derunindeki terazide tartıp ona göre tutum ve davranış belirleyen insanlar kişi hak ve hukuklarına tecavüz etmezler; kul haklarına girmezler. Onların hak ve hukuklarını kendilerininkinden daha önde tutarlar. Bu sorumluluk bilinci onlarda böyle bir yüksek ahlak inşa eder.

Ne yazık ki, toplumun hak ve hukuklarını tanzim ve tevzi makamında olanlar, zaman zaman “Allah’tan başka kimseye hesap vermem” gibi içinde çok derin bir tenakuz barındıran iddialı ifadelerde bulunuyorlar. Elbette öncelikle Allah’a ve hemen sonra da muamelatta bulunduğunuz insanlara da hesap vermek zorundasınız. Bir adım daha ileri götüreyim; Allah’a müteveccih olan yönüyle umulur ki, Allah sonsuz merhameti ile bağışlar; ancak insan hakları açısından bu mümkün olmayabilir.

Onun için dini bir kavram olan ‘takva’ ve onunla ilişkili “ihsan” ve “helalleşme” bugün ister inansınlar ister inanmasınlar mahiyetleri itibariyle cemiyet halinde yaşamamızın temel ahlaki kaidelerini oluşturuyorlar. Bu anlamda “takva” ve “ihsan”ı bugünkü modern anlamda hesap verebilirlik bilinci olarak yorumluyorum. “Allahüalem.”

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept