TOPLUMSAL SÖZLEŞMEYE DAYALI OLMAYAN SİYASET ALDATICIDIR

by Fahrettin Dağlı

Partileşen tüm siyasi yapıların bir programı olur. Bu programı topluma duyurur. O partiye oy vermek için sandığa gidenlerin, hatta üye veya aday olanların çok azı programa bakarak tercihlerini yaparlar. Hatta programlarına bakmayı akıllarına bile getiremezler. Hâlbuki parti programları, o örgütlü yapıların tek taraflı da olsa topluma arz ettikleri bir zımni sözleşme metnidir. Adeta o siyasal organizasyonun siyasi kimliğidir.

Peki, neden böyle olmuyor? Neden seçmen parti programlarına hiç bakmıyor? Çünkü gerek program yazıcıları ve gerekse siyasete ilgi duyanlar, programlarında ne yazarsa yazsın onlar da müesses düzenin imkân aralığında yapabileceklerini yapacaklar diye kanaat beslerler. Onlar için parti programları sadece yasak savma sadedindedir. Zaten önemli bir çoğunluğun böyle bir derdi ve düşüncesi bile olmaz. Çünkü onların siyasetten beklentileri geçimliktir. Onlar, nerede siyaset yaptıkları ile değil bulundukları yerin kendilerine sosyal ve ekonomik anlamda ne kattığının hesabı ile ilgilidirler.

Hâlbuki iktidara talip her partinin halka arz edecekleri bir senedi, taahhüdü olmalıdır. Yani, neyi nasıl yapacaklarını, toplumu nasıl yöneteceklerini, kısa ve uzun vadeli plan ve projelerinin, adalet, insan hakları anlamında taahhütlerinin neler olduğunu, bu ahitleri ile bağlı olduklarını, eğer bunlardan sapma söz konusu olursa halkın denetimini peşinen kabul ettiklerini açık seçik ortaya koymaları beklenir. Seçmenler, siyasi analistler ve ilgili kurumlar da belirlenen sürelerde uygulamaları denetlerler. Madem demokrasinin göstergesi, halkın yönetime etkin ve etkili katılımıdır, öyleyse demokratik fıtrat budur.

Evet, Türkiye siyasetine nefes aldıracak ve sağlıklı bir gelişme istidadı gösterecek yeni bir siyasi paradigmaya ihtiyaç var. Eskilerin iyilerini alacak, yanlışlarını ıslah edecek, ulusal ve evrensel değerleri harmanlayıp yirmi birinci yüzyıla yepyeni bir programla siyasete kültürel ve ahlaki bir boyut kazandıracak bir siyasal sözleşmeye ihtiyaç var. Bunu başaracak topluluk sadece Türkiye toplumunun değil, dünyanın gittikçe kararan siyasi havasına da nefes aldıracak bir hizmeti gerçekleştirmiş olacaktır. Problemlerimizin önemli bir kısmına kaynaklık eden siyasetin ıslahı onlarca meseleye derman olacaktır.

Türkiye toplumunun çeşitliliğini zaaf olarak değil zenginliğe dönüştürülebilecek bir servet olarak görmek lazım. Tüm toplumsal kesimlerin azami ihtiyaçlarına cevap verecek ve onların yönetimde adil temsil edilmelerini sağlayacak bir siyasal paradigma… Şu gerçeği kabul etmek zorundayız: İnancınız, dininiz, ırkınız ne olursa olsun hiç kimsenin düşünce ve fikirlerini bir başkasına zorla kabul ettirmeye hakkı olamaz. Kimse devletin yönetimini kendi ideolojik yargılarına göre tanzim edip insanları buna mecbur edemez. Herkesin inançlarını, değerlerini yaşama, ifade etme, iletme, savunma hakkının bulunduğu, kimsenin kimseye üstünlük sağlamak gibi bir davasının olmadığı bir siyasal düzen, özlemimiz ve hayalimizdir. Bir toplumun tümünün mutluluğunu hedeflemeyen hiçbir siyasi yönetim kâmil anlamda adil olamaz. Ve toplumuna gerçek manada mutluluk ve refah sunamaz.

Siyaset kültürünü ve ahlakını, ilmin ve hikmetin rehberliğinde baştan aşağı tashih ve ıslah edecek veya yeniden inşa edecek bir siyasal kültürü savunmak bir büyük erdemdir. Bunun müdafileri ve inşa edicileri ise yarının siyasal tarihini yazacaklara önemli bir hatıra bırakacaklardır. Böyle bir siyasi kültürün müdafisi olmak bir onurdur”

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept