Gün geçmiyor ki yeni bir skandalla uyanmayalım. Son birkaç gündür de sahte diplomaları konuşuyoruz.
Geçmişte de sahtecilik, rüşvet vb. gayri insani ve hukuki yolsuzluklar, usulsüzlükler oluyordu. Ancak son on yılda yaşadıklarımız hepsine rahmet okuttu.
Yolsuzlukların hem sayıca artması hem de çaplarının büyümesinin sebebi ne olabilir?
Ak Parti iktidara geldiğinde ilk gündeme gelen reform “kamu yönetimi” ile ilgiliydi. Bu reform paketi içerisinde de en çok öne çıkan husus, teftiş ve denetim birimlerinin kaldırılması düşüncesiydi.
Bir teftiş biriminin başında bulunduğumdan tasarıyı hazırlayanlara soruyordum: Kamuda denetim birimlerini niçin kaldırıyorsunuz ve yerine neyi ikame edeceksiniz?
Muhataplarımızın kibri, sorularımızı karşılıksız bırakıyordu. Adeta, siz bilmezsiniz, en iyisini biz düşünürüz, biz yaparız dercesine…
Netice de hazırlanan tasarı mecliste onaylanarak Cumhurbaşkanlığına gönderildi ama dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tasarıyı iade edince yapılan çalışmalar kadük kaldı. Ancak sonuçta denetim birimlerinin hedefe konulması ve kamuoyunda yapılan menfi yorumlar nedeniyle sözkonusu birimlerde görev yapan denetçilerin çalışma şevki ve motivasyonu olumsuz etkilenmişti. Denetçiler, “İktidar aklına koymuş, bugün olmasa bile yarın bir şekilde kurulların kapısına kilit vurup bizleri ‘bankamatik memuru” statüsüne düşürecek” diye endişeleniyorlardı.
Zaten siyasal otoritenin vesayeti altında görev yapan denetçiler mesleklerini kaybetmemek için daha çok siyaset kurumuna tabasbusta bulunmayı ahlak edinmeye başladılar.
Denetim birimleri kapatılmadı ama yavaş yavaş iktidarın emrinde, iktidarın izin ve müsaade ettiği kadar denetim yapmaya zorlandılar. Bulundukları kurumların iş ve işlemleriyle birlikte idarelerin performansı ve görevli personelin çalışma verimliliklerini ve disiplinlerini denetleyen denetçiler siyasal otoritenin kendileri hakkında negatif bir düşünceye sahip olmasından çekinerek inceleme ve soruşturmalar yapmaya ve raporlar yazmaya başladılar.
Bu olumsuzlukları konuşurken asıl fırtınanın geriden gelebileceğini tahmin edemezdik. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra denetim birimleri neredeyse tamamen işlevsiz bırakıldılar. Denetçiler, siyasal iktidarın arzu ve istekleri dışında bir talep ve öneride bulunmanın kendileri için nasıl bir risk oluşturabileceğini düşünerek hareket etmek zorundaydılar. 15 Temmuz sonrasının anti demokratik şartları nedeniyle muazzam bir motivasyonsuzluk yaşanmaya başlandı. İktidar aktörlerinin arzu ve beklentilerine muhalif rapor düzenlediklerinde görevden azledilmeye kadar gidecek bir süreci yaşayabilecekleri endişesiyle mesleklerini icra etmeye başladılar. Aksi bir tutum ve davranışın nasıl sonuçlar doğuracağını az çok tahmin ediyorlardı. Suç torbalarının ağzı açık tutuluyordu, durumlarına göre “fetö veya pkk” torbalarına atılıp meslekten ihraç edilebilirlerdi. Büyük çoğunluk bu korku ve endişeyi hep yaşadı.
Bugünün Türkiye’sinin mahkemeleri de denetim birimleri de adeta idareye bağlı zabıta birimleri gibi görev icra ediyorlar. Denetçiler de hakimler de dosyanın kapağını ilk açtıklarında müştekilerin, faillerin, sanıkların kimler olduğuna, iktidara yakınlıkları ve uzaklıklarına bakıp süreci ona göre yönetmeye başladılar. Hukukun tecellisinden çok idarenin başındakilerini memnun etmeye yöneldiler.
Yirmi iki yıllık bir iktidarın üst ve orta bürokrasisinde görev yapan bürokratların önemli bir çoğunluğunun arkasında iktidar gücü olduğu düşünüldüğünde denetçilerin ne kadar adil, dürüst olabilecekleri izahtan varestedir.
Perşembenin geleceği çarşambadan belliydi. “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine” geçme süreçlerinin başında çok sayıda uzman, siyasetçi, bu rejimin kamu yönetiminin en önemli enstrümanı olan kuvvetler ayrılığını bozup tek elde toplayacağını, bunun ülkeyi antidemokratik şartlara mahkum edeceğini ifade edip, düzenlemeye muhalefet etmelerine rağmen iktidar ve şerikleri ısrarla süreci sürdürüp neticelendirdiler.
O gün bugündür Türkiye’de sosyal, ekonomik ve dini göstergelerin hepsi olumsuz seyretmeye başladı, muazzam bir değer aşımına uğradı. O gün dile getirdiğimiz endişelerin hepsi gerçek oldu.
Siyasal rejimin toplumsal ahlak üzerinde ne kadar etkili olabileceği de bu vesileyle test edilmiş oldu. Siyasi rejimler ne kadar adil, şeffaf, hesap verebilir olurlarsa toplumsal sonuçları o derecede etkili olur.
Her gün bir yolsuzlukla, skandalla uyanan insanların sağlıklı bir toplumsal yapı oluşturabilmeleri mümkün mü? Devletin kurumlarında yapılan yolsuzluklarla ilgili konuşulanlar, tartışılanlar kötü niyet sahiplerini harekete geçirmede bir motivasyon unsurudur. “Yukardakiler fırsatını bulup yapıyorlarsa ben neden bu fırsatlardan yararlanmayayım?” düşüncesiyle harekete geçen bu insanlar arkalarına iktidar gölgesi almak için de siyasetçilerle, bürokratlarla fotoğraflar verip sosyal medya hesaplarında paylaşarak ve bunu ilgili makamlara gösterip “arkamızda iktidar var” ihsasında bulunarak kamu imkanlarından yaralanmanın yollarını bulabiliyorlar.
Bir toplumda ekonomik değerlerin paylaşımıyla, ahlaki değerlerin iniş veya yükselişi paralel seyreder. Hukukun tevziindeki adaletsizlikler kul haklarının da birbirlerine geçmesine sebep olur ki, bu da bir toplumun çözülüşü, ahlaki krizi için en önemli etkendir. Durumu tersinden okuduğumuzda da ahlaki yükseliş mümkün olur.
Yukarıda ifade ettiğimiz olumsuzluklar bu toplumun ahlaki değerlerini önemli derecede aşındırmıştır. Bu anlamda ciddi bir “ahlak krizi” yaşanmaktadır.
Ekonomik yolsuzluklar dini anlamda da bir çölleşmeye, yozlaşmaya sebebiyet verir. İslam inancına göre kul haklarının affı ancak hakları birlerine geçenlerin karşılıklı helalleşmeleriyle mümkün olabilir, aksi taktirde ahirette hesaplaşmanın zorluğuna dikkat çekilir. Hele hele kamu hakları için helalleşmenin neredeyse imkansız olduğu düşünüldüğünde mevzunun toplumsal barış ve güven için ne derece önemli olduğu izahtan varestedir.
Bu krizden çıkmanın ilk yolu, siyasal rejimin ıslah edilmesi, kişi haklarının güvence altına alınması, anayasanın “kuvvetler ayrılığı” prensibine tam bir sadakatle uyulması, toplumsal bir helalleşme sürecinin başlatılması, sosyal güven ikliminin ülkeye hakim kılınmasıdır.
1 yorum
Kaleminize sağlık.