Üzerimizdeki Nimetler Azalıyor-II

by Fahrettin Dağlı

Bir önceki yazımı, “Merhum Cevdet Said’e göre, gelişebilmek için kâinata hükmeden fizik ve biyoloji yasaları gibi sosyolojik ve psikolojik yasaları da bilmek ve onlara tabi olmak gerekir.” diye nihayetlendirmiştim.

Buradan devam edeceğim…

Bugün problemimize dair asıl sorumuz şudur: Bugünün Müslümanları bu yasaları bilmek istiyorlar mı?

Cevdet Said bu mevzuda da şu hikmetli ifadede bulunmaktadır: “Müslüman dünyanın genç kuşağı, İslam uğruna canını ve malını fedaya hazır; ne var ki içlerinde yıllarını kapsamlı araştırmalar yapmaya, bir konuyu aydınlatmaya adamak isteyenler pek nadir.”

Evet, meselenin bam teli burasıdır: “Bu konuyu aydınlatmak isteyenler pek nadir.”

Mugalata yapmak, yersiz münakaşalarla hakikatin anlaşılmasını karmaşık hale getirmek, malumatfuruşluk yapmak çağımız müslüman aydının alameti farikası olmuştur.

Halbuki bugün dünyadaki baş döndürücü gelişmeler önümüze büyük bir laboratuvar imkanı sunmuştur. Allah’ın vazettiği yasaları keşfetmek, çözmek, toplumsal hastalıkları tedavi etmek daha kolay hale gelmiştir.

Allah’a inanmayanların bile boyun eğdikleri yasalara müslümanların boyun eğmeyerek ilerleyeceklerini, Müslüman oldukları için olağanüstü imtiyazlardan yararlanacaklarını zannetmeleri ciddi anlamda patolojik bir durumdur ve bu anlayış, teslimiyet bugün kronik hale gelmiştir. Allah Resulü (sav) uyarıyor:

“And olsun siz, kendinizden öncekilerin sünnetlerine (yasalarına) tabi olacaksınız”

Ne yazık ki, bu uyarının muhatabı olan müslümanlar asırlardır gözlerini ve kulaklarını bu hakikate kapalı tuttular. Halbuki Kur’an, hepimizi defalarca “ne az düşünürsünüz! ne az akledersiniz! hiç akletmez misiniz?” gibi ifadelerle uyarmaktadır.

Cevdet Said’in çözümlemelerini üzerine bina ettiği kaide olan Rad Suresi 11. ayetinde “Onlar nefslerindekini değiştirmedikçe Allah da bir kavmin durumunu değiştirmez” haberi (bilgisi) verilmesine rağmen müslümanlar halen mevcut sosyal problemlerinin çözümünü adeta gökten inecek mesihe / mehdiye / modern kurtarıcıya havale etmiş gibi hayat sürüyorlar. Problemlerin bilinçsiz bir şekilde kaza ve kadere bağlanması çözüm yollarını kapatır veya daha da karmaşık hale getirir. Bu durum tam bir akıl tutulmasıdır. Allah, sözkonusu ayetle değişimin ana yasasını vazetmiş, değişimdeki asıl kudretin, iradenin insana ait olduğunu ifade buyurmuştur. Rad 11 ayetini destekler nitelikte gelen bir başka ayet ise Enfal 53’tır.

“Zira bir topluluk kendilerini değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği nimetleri değiştirecek değildir. Allah işitendir, bilendir.”

Said’e göre, Rad:11’ın mesajının Müslümanlarca hâlâ anlaşılmamış olması İslam dünyasının sorunlarının kaynağını oluşturmaktadır. Ona göre ayette kastedilen değişimin iki öznesi vardır:

Allah’ın sonuçları yaratması ve insanoğlunun sebeplere riayet etmesi.

Her iki değişim olgusu da birbirini belirlemektedir. Değişimi yaratan Allah, değişmenin mahiyetini toplumlara bırakmıştır.

İlgili ayette, bireylere değil, toplumlara işaret edilmesi dikkat çekicidir.

Toplumların iyi ya da kötü yönde değişmesi elbette bireylerin ortak şuuruyla belirlenecektir. Toplumsal bilincin uyanmasından da toplumda ortak bir şuurun harekete geçmemiş olmasının sonuçlarından da elbette her birey etkilenecektir.

“Sadece içinizden zulmedenlere dokunmakla kalmayacak olan fitneden sakının ve bilin ki Allah’ın cezası şiddetlidir…”(Enfal:25)

“Müslüman toplumlar neden gelişemiyor, neden geri kalıyorlar?” sorusunun cevabı yine başka bir sorudur: “Müslüman toplumlar nasıl gelişebilir?”

Cevdet Said, Müslümanların İslam’ı kavrayışının ‘güneş’ ve ‘ay’a olan uzaklıklarına benzetir. Ona göre, Müslümanların yaşadığı sorunlar asırlardır katlanarak artmaktadır ve çözüm yine toplumun ve toplumu oluşturan bireylerin kendisindedir. İnsan ve toplumlara değişim kudreti verilmiş, hesabı da boyunlarına yüklenmiştir. Allah insanı nefslerinde olanı değiştirmeye muktedir yaratmış, doğru istikameti O’na ilham etmiştir.

“Nefse ve ona düzen verene ant olsun;…Ona kötü ve iyi olma yeteneklerini yerleştirene ki, nefsini arındıran elbette kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere boğan da ziyan etmiştir.”(Şems:1-10)

Cevdet Said’e göre gelişim ve değişimin ilk adımı farkındalık ve değişim olgusunun kabulüdür. Çoğunluğun değişime adım atmakta istekli olmadığını, buna karşın yeni bir çağı müjdeleyen ve sayıca az olan kişilerin, değişime direnenlerin baskısına maruz kaldıklarına işaret eder.

Malik bin Nebi’ye göre, modernizm dönemi sonrası insanın problemi önceki çağlardan daha karmaşıktır. Bu yüzden hakikatin ortaya konulması için eskisinden daha büyük çaba sarfedilmelidir.

Said’e göre, düşünmek kurtuluşun gemisidir ancak İslam dünyası düşünmeyi hâlâ dinsizliğin köprüsü olarak değerlendirmektedir. İlim hâlâ Müslümanlar nezdinde net bir kavram değildir, ilim zanla karışmaktadır. Asırlardır içeride kök salmış sübjektif düşünceler ilim sanılmakta, Kuran’a ve sünnete onlara ait olmayan fonksiyonlar yüklenmektedir. Bu yanlış kabul de, kitap ve sünnetin yerine getirmesi gerektiği düşünülen fonksiyonları icra edemediğinin sanılmasına yol açmaktadır. Oysa Allah bir başka ayette,

“…Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlar.” (Ali İmran 117) buyurarak inanç sapmasına işaret etmektedir. Öyle görünüyor ki yeryüzü maceramızı belirleyecek olan şey, ezberlerimizi yeniden ve samimiyetle eleştiri süzgecinden geçirerek toplumsal değişimin yasalarına tabi olmaktır. Bu sürecin başlamasının Cevdet Said’in bahsettiği kadar uzakta olmamasını dileyelim.

İnşallah konuyla ilgili yazmaya devam edeceğim…

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept