Kaç gündür piyasalar altüst olmuş vaziyette. Her şey tepetaklak gidiyor. Adeta “Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete…” Fakat halen bir kesim tamamen komplo teorileri üzerinde inşa ettikleri bir algıyı, kitleleri efsunlayarak enjekte etmeye çalışıyorlar.
Ben bir ekonomist değilim. Genel siyasete olan ilgim kadar bir bilgiye sahibim. Ancak bütün sosyal hadiselerde olduğu gibi ekonominin de tabi olduğu yasaları var. Ticaretin milli sınırları aştığı, küresel bir alış-verişin olduğu dünyamızda siz bütün bunlardan bağımsız olarak ‘yerli-milli ekonomi’ diyerek kendi içinize kapanarak, kulaklarınızı dışarıdan gelmekte olan bütün uyarı ve ikazlara kapatıp, mevcut durumu da komplo teorileri üzerinden ‘aklı yatkınlaştırma’ teknikleri ile izah etmeye kalkışsanız da bu gerçeklik arkanızı bırakmayacak ve bir gün mutlaka yüzleşmek mecburiyetinde kalacaksınız. Tam yüzleştiğiniz o gün, sizin için de, yönettiğiniz toplum için de çok geç kalınmış olacak.
İçinde bulunduğumuz durum aslında karmaşık bir problemler sarmalından ibaret. Ekonominin kendi içyapısal problemleri ile ilgili dinamikleri olduğu gibi onu dinamize etme makamında olan siyasal düzenin işleyişi de aynı ölçüde etkilidir. Hiç komplo teorileri üzerinden algı oluşturmayalım. Bu durum, hükümeti ve ekonomi yönetimini kendi mesuliyetleri üzerinde düşünmekten uzaklaştırır. Evvelemirde kendi nefsi yönelimlerinizden kaynaklanan problemlerinizi izale etmeden, ıslah etmeden ekonomiyi de, siyasal düzeni de yola sokmanız mümkün değil.
En basitinden, bir toplumda insanlar ve onların yönettiği sermaye kendini güvende hissedemiyorsa, daha güvenli limanlara yönelir. Gitmemeleri için alacağınız her zecri tedbir ve zorlama ekonomiyi, sermayeyi boğar. Serbest piyasa ekonomisinin prensip ve disiplinlerini kabul etmişseniz buna uymak mecburiyetindesiniz. Elbette uluslararası piyasa sizinle rekabet edecek. Bunu yaparken de zaman zaman hukukun dışına çıkabilecekler. Bu durumda sizler de kendi iç dinamiklerinizi harekete geçirerek karşı tedbir geliştirirsiniz. Ama bütün bunları ekonominin yasaları içerisinde gerçekleştirirsiniz. “Ben yaptım oldu” demekle olmuyor. Uluslararası ekonomi ile entegre halindesiniz. Bu entegrasyonun dışına çıktığınızda veya ondan bağımsız hareket etmeye başladığınızda başınıza gelecekleri de hesaplamış olmanız lazım. Kendi kendine yeten bir ekonominiz yok. İhracatın, ithalatı karşılamadığı ve bu yüzden oluşan bu kadar borç yükü ile zaten bu hürriyete sahip değilsiniz. Eğer Kuzey Kore gibi olmayı aklınızdan geçiriyorsanız, o durumda zaten denilecek hiçbir şey yok.
Ez cümle acizane derim ki, bu toplumu daha fazla fakirleştirmeden, yoksullaştırmadan yapacağınız temel şeyleri ısrarla hatırlatıyorum (bunun için ekonomist olmaya gerek yok);
1-Hemen OHAL rejimini kaldırın. Hak ve özgürlükleri AB standartlarına getirin. Yasakları kaldırın. Sermayenin serbest dolaşımının önündeki tüm engelleri kaldırın. Yani sermaye ve mülkiyet güvenliğini sağlayın.
2-Toplumsal barışı temin etmek için adalet reformu yapmaya kararlı olduğunuzu ortaya koyun. Kişi haklarını ilgilendiren konular hariç genel af çıkartın. Bedduanın yerine duanın yaygınlaştığı bir sosyal efkarı hasıl edin.
Görecekseniz bu acil tedbirler paketi bile şu anki piyasalardaki bu dalgalanmayı bir dengeye oturtacaktır.
Tabii ki yapısal problemler var. Onları da ilmin, ahlakın ve hikmetin rehberliğine emanet edin.