YAŞAMAKTA OLDUĞUMUZ EN BÜYÜK PROBLEM, AHLAK KRİZİDİR

by Fahrettin Dağlı
Allah’a iman edenler açısından tarih Hz . Ademle başlatılır ve daha sonra gelen Peygamberlere göre de tarih tasnifi yapılır (Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Muhammed çağı gibi). Her Peygambere, muhatabı olduğu toplumun ihtiyaç duyduğu ne ise o verilmiştir. Sosyal, ekonomik, siyasi ve içtimai anlamda mevcut medeniyetin bir tık ötesi neyi gerektiriyorsa o verilmiştir.
Hz. Muhammed’de (sav) de şu an yitirdiğimiz, hava ve su kadar ihtiyaç duyduğumuz yüksek ahlak verilmiştir. O, kaynağı Kur’an olan yüksek ahlakın şahidi idi.
İnsanlık bugün Onun ahlak ikliminden fersah fersah uzaklaştı. Ve dolayısıyla yüksek ahlakın/seciyenin hasıl edeceği rahmetten de mahrum kaldı. Gönüller kurudu; izan, insaf ve merhamet azaldı; birbirlerine merhamet etmeyen insanlara semadakiler de merhamet etmez oldular. Onun için de bugün birbirimizi kırıp geçiyoruz. Ahlak, sosyal, siyasal ve ekonomik anlamda onca krize maruz kalıyoruz. İnsanlık büyük bir bunalımı yaşıyor.
Bir an için bir soluk alalım; bir mola verelim, gönüllerimizdeki kin ve husumet tortularını bir söküp atalım ve nefsimize soralım; birbirimizden alıp-veremediğimiz ne var?
Bu kavga, bu adavet neden?
Biz insanoğluna ikram edilen yağmur taneleri miktarınca nimetleri neden bölüşemiyoruz?
Karun gibi servet biriktirenler bugün ‘Karun nerede?’ diye kendi kendilerine sual ediyorlar mı?
‘Musa ile Karun’, ‘Musa ile Firavun’, ‘Talud ile Calud’ ‘İbrahim ile Nemrut’, ‘Hz. Muhammed ile Ebu Leheb veya Ebu Cehil’, ‘Ali ile Muaviye’, ‘Hüseyin ile Yezit’ nasıl anılıyorlar?
Sonlu ve Allah nezdinde ‘göz açıp-kapama’ mesabesinde olan bir dünya için birbirimizi bu kadar yıkıp, dökmeğe değer miydi?
‘Öldükten sonra nasıl anılmak istiyorsun?’ bugün ona göre yaşa!..
Kavga/adavet dili yerine birbirimize güzel kelimelerle, estetik cümlelerle hitap etsek ne kaybederdik?
Yoksa çok şey mi kazanırdık?
Musa’yı çağının azgın Firavun’una gönderen Rabb, Ona aynı şeyi tembih etmiyor muydu;
“Ona kavl-i leyyinle = Yumuşak bir sözle (tatlı, yumuşak bir tarzda) hitap edin. Olur ki aklını başına alır yahut hiç değilse biraz çekinir.” (Taha:44)
Çağlar’ın yaşadığı buhrana göre Allah elçiler göndermişse bugünümüz için bu yasadan kendi adımıza bir sonuç çıkarmamız gerekmez mi? Toplum bugün ciddi bir ahlak bunalımı yaşıyor. Ve belki de her türlü problemin önüne koyacağımız kadar devasa bir problem.
Siyasi çekişmeler, eğitim ve kültür dünyamızdaki erozyon, dinin siyasetin bir aracı kılınması, ehliyet ve liyakatin askıya alınması, dolayısıyla eğitim kurumlarının ehil liderlerin rehberliğinden yoksun kalması, dini müesseselerin siyasetin arka bahçeleri olarak düşünülmesi gibi fahiş yanlış ve hataların sebep verdiği bir kıyameti, bir yozlaşmayı, ahlaki sapmayı topyekûn yaşamaktayız. Kötüye gidişin emareleri istisnasız hayatın tüm alanlarında kendini gösteriyor.
Bu tür sapmaların tahakkuk ettiği dönemlerde Allah, insanoğlunun ahlaki sapmalarını tashih etmek ve onlara tekrar insanlığını ve İslamlığını hatırlatmak için Resuller ve Nebiler göndermiştir. Bundan sonra Peygamber gelmeyeceğine göre bu görev Peygamberlerin mirasçıları olan alimlere düşüyor. Ne yazık ki, bugün bu nimetten de mahrumuz. Nedenlerini inşallah bir sonraki yazıda…

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept