Bugün sosyal medyada ölüm yıldönümleri nedeniyle merhum Erbakan Hoca ve Sabahattin Ali ile ilgili paylaşımları gördükçe toplumsal hastalığın nasıl da kronik bir hal aldığını tekrar müşahede ediyoruz. Riyakârlığın, samimiyetsizliğin, yalancılığın nasıl da faal olduğunu görüyoruz.
Hayatlarında onlara reva görülenler konusunda bugüne kadar ciddi bir muhasebe, özeleştiri yapmayanlar bugün onlar için timsah gözyaşları döküyorlar.
Merhum Erbakan Hocanın Ak Parti ile ilgili söyledikleri halen hafızamızda. Bugün yaşıyor olsaydı muhtemelen daha ağır tenkitlerde bulunacaktı. Farz-ı muhal kendisi ile ilgili yapılan güzellemelere tanıklık etmiş olsaydı yine muhtemelen beylik ifadesiyle, “hadi oradan sizi gidi taklitçiler!” derdi.
Ne yazık ki, 18 yılın sonunda doğru dürüst bir hikaye yazmayı başaramayanlar tekrar eskilerin hikayeleriyle teselli buluyorlar. Onda bile samimiyet bulamıyorum. Seçimleri almak için dün çıkardıklarını iddia ettikleri gömleği tekrar giymek mecburiyetinde kaldılar. Eski hikayeyi tekrar satın aldılar.
Buradan şuraya gelmeyi çalışıyorum; Geleceğe dair kendi hikayelerini yazamayanlar geçmiş hikayeleri ve onların aktörlerini mitleştiriyorlar. Ertuğrul, Osman Gazi, Abdülhamit derken Erbakan Hocaya geldiler. Halbuki geçmiş geçmişte kalmıştır. Sevaplarıyla, günahlarıyla tarihin kaydına alınmışlardır.
Elbette tarih, tecrübe edilmek ve yanlışları tekrarlamamak adına ibretle okunmalı ve bugünümüze dair sonuçlar çıkarılmalıdır. Sözkonusu tarih kesitlerinde nelerin doğru ve nelerin yanlış yapıldığını da dürüstçe kayda geçirmek lazım. Kendilerinden sonra gelecek nesillere tecrübe olsun diye…
Tarih, sırf kahramanlık hikayeleriyle süsleyip, hamaset hamuruyla yoğurup elde kılıç kalkan haydi zafere gidiyoruz mantığı ile yazılmaz, oynanmaz. Tarihi aktörleri, yaptıkları ve yapmadıklarıyla birlikte anmak ve tecrübe yapmak lazım; onun sadece sevaplarını anıp mitleştirmek değil. Hele hele Müslümanlık iddiasında bulunanların bundan çok kaçınmaları beklenir. Çünkü inandıkları iddiasında bulundukları din, onları ifrat ve tefritten kaçınmalarını öğütlüyor.
Son birkaç senedir bıktırıcı şekilde televizyonlarda sözkonusu tarihi şahsiyetlerin yaşadığı dönemleri dizi film halinde getirip gösterime sokmanın tarih bilinci oluşturacağı gibi bir kanaat ham hayal bir düşüncedir. Saray entrikalarını, kavgalarını, çekişmelerini bir güzellikmiş gibi takdim etmenin akli ve nakli bir izahı olamaz. Aklın ve hikmetin devre dışı kaldığı, hamasetin pompalandığı bu tarih anlatımının bugünün nesline iyi, hayırlı ve güzel adına vereceği bir şey olamaz. Tam aksi o sahnelerde gördüğü aktörlere üzenti duygusu, ortaya trajikomik bir halet-i ruhiye çıkarıyor. Bununla dinine ve milli menfaatlerine hizmet ettiği zannında olanlara diyecek bir şey bulamıyorum. Yine güçlü zannım o ki, bu arkadaşların derdi başka. Muhafazakar, milliyetçi kesimi konsolide etmenin derdindeler. Bir seçim kazanmak uğruna tarihe, gerçeğe bu kadar zulmedilmez.
Şimdiler de ise SP’yi millet ittifakından koparmak adına merhum Erbakan Hoca’ya sarıldılar. 18 yıldır Hocayı akıllarına getirmeyenler şimdilerde gayrete geldiler. Onun hayatını dizi yapmaya niyetlendiler. Şimdi sorarım; eğer yaptığınız işte samimiyseniz, onun hatıratını bütün boyutlarıyla o hikayeye işleyin; hayatının son yıllarında sizinle ilgili söylediklerini de o hikayede paylaşın.