‘YÖNETİMDE ADALET’ OLMAZSA OLMAZIMIZDIR

by Fahrettin Dağlı

Bazı dostlar soruyor; ‘Yönetimde Adalet’ üzerine yüzlerce yazı yazdınız. Bugünümüzde bu nasıl olacak? Nasıl realize edilecek? Bu toplumsal çeşitliliğin bulunduğu bir ülkede nasıl başarılacak?

Şu an İslami kavram ve tanımlamalar üzerinden savunulan çoğu şeyin İslam’ın ruhuyla uyuşmadığını ifade etmeye çalışmaktayım. Yer yer bildiğim ölçüde İslam’ın bakış açısı ile ilgili değerlendirmeler yapıyorum. Bunu yaparken ne kadar büyük bir zorluk çektiğimi, kıvrandığımı da itiraf etmek isterim. Bir yandan eskiye takılı kalmış, zamanın ruhundan bîhaber klasik din anlayışı ve bir yandan da seküler ve modernist kültürün maksadından uzaklaştırdığı akıldan tezahür eden itirazlara cevap verme… Belki de bunlardan daha önemlisi ise, anladıklarımın, kavradıklarımın ne ölçüde Allah’ın muradını ifade edip etmediği!..

Aslında bugün adaletle muamele etmenin önünde afakta (harici dinamikler anlamında) hiçbir engel yoktur.

Engel, bizim iç enfüsimizden (derunimizden), nefsimizden kaynaklanıyor.

İktidar nimetine yenik düşüşümüzden kaynaklanıyor.

Talud’un ordusu misali ırmakla sınanıp, ırmağın suyundan kana kana içmek sonucunda yere yığılmamızdan kaynaklanıyor.

Daha iyisine erişmeye matuf kendimizde güç ve takat bulamayışımızdan kaynaklanıyor.

-Haşa- Allah’a olan itimatsızlığımızdan kaynaklanıyor.

Kolayı, zora tercihimizden kaynaklanıyor. Zorla karşılaştığımızda sıvıştığımızdan, tevillere sığındığımızdan kaynaklanıyor.

Güç ve ihtiras zebunu olmanın getirdiği azgınlaşma ve firavunlaşma cehaleti ve zalimliğinden kaynaklanıyor.

Emevi yönetiminin zulme boğduğu İslam coğrafyasını 2,5 yılda adaletle idare edilme çıtasına yükselten; adeta çölü ‘vaha’ya dönüştüren Ömer Bin Abdülaziz, adalet düzenlemelerine statüko adına itiraz eden Emevi valilerine ‘Siz Allah’ın dediğini yapın, sonucunu Allah’a bırakın’ diye karşılık veriyordu.

Hilafetinin ilk icraatlarından biri; daha önceki yönetimlerde zimmilere uygulanan haksız ve hukuksuz uygulamaları kaldırmak oldu.

Misal; eskiden ağır vergilerden bunalan zimmiler çareyi, İslam dinine girdiklerini beyan ederek kurtulmakta buluyorlardı. Bu nedenle alınan vergilerin azaldığını gören valiler, bu sefer beyanı değil ‘sünnetli’ olup olmadıklarına bakmak gibi gayri insani ve gayri İslami bir yönteme başvurdular. Bu durumu öğrenen Ömer B. Abdülaziz valiliklere talimat çıkararak, derhal bu uygulamanın durdurulmasını ve beyanın esas alınmasını emir etti. Valilerden bir kısmı vergi gelirlerinin düşeceğinden şikayetle bu düzenlemenin geri alınmasını teklif ettiler. Halife Ömer onlara sert karşılıklar verdi; ‘Bu dinin Peygamberi yeryüzünün adaletini temin etmek için gönderildi; ‘sünnetçilik yapsın’ diye değil!.. Rivayete göre, buna rağmen bütçe gelirlerinin yetmeyeceği itirazında bulunanlara; ‘Eğer bütçelerimiz yetersiz gelirse, bu toplumun yöneticileri olarak bizler ve sizler ne güne duruyoruz? Sabanın arkasına geçer araziyi sürer, eker, biçeriz; bu toplumun ihtiyacını karşılarız. Bu itirazlarınız Rahmani değil. Size talimatım şudur; Siz Allah’ın dediğini yapın, gerisini, sonucunu Allah’a bırakın!..’ diye cevap veriyordu.

Peki, yönetim konusunda Allah’ın dediği/muradı nedir?

İktidar sahipleri veya gücü elinde bulunduranlarla ilgili temel umdeleri sıralayayım;

-Yönettiği toplumu adil, dürüst ve şeffaf yönetmek.

-Yönettikleri toplumdaki farklı inanç sahiplerinin hak, hukuk ve sorumluluklarını tadat edip güven altına almak. İnançlar karşısında adil olmak, hukuklarına riayet etmek/saygı göstermek.

-Devlet adına yetki kullanacaklara görev verirken ehliyet ve liyakate riayet etmek.

-Toplumun güvenliğini temin etmek.

-Kendisine emanet edilen halkın bütçesini (beyt-ül mal) titizlikle korumak; Ekonomik yolsuzluklara, usulsüzlüklere ve hileli işlemlere meydan vermemek ve bu konuda gerekli tedbirleri almak.

-Milli Hâsılanın tüm toplumsal kesimlerde adil bölüşümünü sağlamak.

-Toplumu haramlardan korumak adına ekonomi politikalarını buna göre tanzim etmek.

-İnsan hak ve hukuklarına riayet etmek; hak ihlallerini denetlemek ve sonuçlandırmak.

-Tabii dengenin ve dokunun korunması adına sağlıklı bir kent-şehir planlaması yapmak ve denetlemek.

-Halkın sağlık ve mutluluğunu koruyacak ve geliştirecek politikalar üretmek.

-Yönettiği toplumun sağlıklı ve doğru beslenmesini sağlayacak üretim tedbirlerini almak.

-Güçlü, müreffeh bir toplumun inşası için ekonomik ve sınai kalkınmayı hedefleyen, üretim ekonomisini güçlendirici, teşvik edici tedbirleri almak.

Bunlara ilave edilecek başka hususlar da olabilir ama herhalde temel umdeler bunlardan ibarettir.

Şimdi bana bir Allah’ın kulu söylesin lütfen; bu sıraladıklarımın hangisinin gerçekleşme ihtimali imkansız veya zordur? Hele hele AKP gibi kaç dönemdir parlamento çoğunluğunu elinde bulunduran ve eski vesayetçi gücün kontrol altına alındığı bir dönemde hangisi zor ve imkansız? Lütfen söyleyin!..

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept