Birkaç gün önce yine sularımız kesildi ve yaklaşık 12 saat susuz kaldık. Önümüzdeki zamanları düşününce aklıma “Ya Allah sularımızı tamamen çekse ne yapacağız? Susuz bir dünyada ne kadar yaşayabiliriz? Ya havamızı çekip alsa, yer çekimi yasasını iptal etse ne yapabiliriz?” gibi cevapsız sorular sökün ediyor.
Yer altı suları gittikçe azalıyor, göllerimiz, akarsularımız zayıflıyor, kuruyor. Bununla birlikte başta Konya olmak üzere Türkiye genelinde 684 obruğun oluştuğunu AFAD verilerinden öğreniyoruz.
Her yıl bir önceki yıla göre daha kötü sonuçlarla karşılaşıyoruz. Orta Anadolu’nun düz ovalık alanlarında uzun yıllardır 20-30 santimi geçen bir kar yağışına şahit olmadık. Yeraltı sularını besleyen kar yağmadığı gibi yağmurlar da azaldı. Allah muhafaza ciddi bir kuraklıkla karşılaşabiliriz.
Bu durum karşısında ne yapılabilir?
Birbirimizi suçlayarak, politik polemikler yaparak bu süreci değiştirebilir miyiz? Ne kadar su kaynağına sahibiz? Bunları çoğaltma imkanı var mı? Bildiğim kadarıyla bu kaynakların gittikçe azalmakta ve kurumakta olması sadece Türkiye’nin problemi de değil, coğrafyamızdaki çok sayıda ülkenin problemidir. Dolayısıyla bugüne kadar enerji kaynakları üzerinde verilen savaşların bundan böyle su kaynakları üzerinden verileceğini söylemek mümkün.
Kitabın ortasından konuşmak gerekirse, toplum olarak kendimizi muhasebeye çekmeden, tashih ve ıslah etmeden, bir toplumsal akitleşme, helalleşme süreci oluşturmadan, haram iktisapların önüne geçmeden, Allah ile olan hukukumuzu düzeltmeye çalışmadan temelli, esaslı bir çözüm bulma imkanımız yok. Metafizik düşünceyle bağ kurmadan yerdeki adaleti tesis edemeyiz. Varlığın sahibinin koyduğu yasalara uymazsak yeryüzüne nizam veremeyiz. Adaleti tesis edemez, yeryüzüne adaletle nizam veremezsek üzerimizdeki nimetlerin azalacağını Allah haber veriyor. Toplumların üzerindeki nimetlerin artışı ve azalışını kulun niyet ve eylemlerine bağlayan Rabbimiz Ra’d suresi 11. Ayette bizi şöyle uyarır:
“Toplumlar nefislerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların üzerindeki nimetleri değiştirici değildir”
Toplum olarak iyi hallerimizi çoğaltıp, kötü hallerimizi azalttıkça üzerimizdeki maddi ve manevi (ahlaki) nimetler çoğalacak, aksi halde azalacaktır.
“Ey insanlar! Allah’ın size bahşettiği nimetleri düşünün: Gökten yağdırdığı ve yerden çıkardığı sayısız nimetlerle sizi besleyen Allah’tan başka bir yaratıcı mı var? Hayır; O’ndan başka tanrı yok! Öyleyse, nasıl oluyor da inkârcıların propagandasına aldanıp Allah yolundan yüz çeviriyorsunuz!” (Fatır:3)
“Çünkü yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötülük tuzakları kuruyorlardı. Halbuki kötülük tuzakları, kuranların ayağına dolaşır. Yoksa onlar öncekilere uygulanan yasalardan başkasını mı bekliyorlar? Allah’ın yasalarında asla bir değişme bulamazsın; Allah’ın yasalarında asla bir sapma da bulamazsın.” (Fatır:43)
“Yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı ki kendilerinden öncekilerin sonu nice olmuş görsünler! Kaldı ki onlar bunlardan daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde Allah’ın kudretine karşı durabilecek yoktur. Şüphe yok ki O her şeyi bilmektedir, her şeye kadirdir.” (Fatır:44)
İmâdüddin Halîl, sünnetullah kapsamında anlatılan Kur’an kıssalarını “tarihin derinliklerinde yaşanmış tecrübelerden faydalanılarak ortaya konmuş, hayatın zor / çetin yönlerini gösteren, geleceği belirlemeye yardımcı olan işaret levhaları” diye niteler (İslâm’ın Tarih Yorumu, s. 92). Hikmeti gereği Allah bütün kâinat nizamını bu sünnetler üzerine kurmuştur.
Allah, kâinata koyduğu fenni yasalarla birlikte bireylerin ve toplumların hayatiyetlerinin tabi olduğu değişmez sosyal yasalar da vazetmiştir. Yer çekimi yasası, suyun kaldırma kuvveti, kozmik alemdeki düzenin kusursuz işlemesi gibi sayısız fiziki ve biyolojik olay kâinatta cereyan etmektedir. Yeryüzündeki tüm varlık alemi bu değişmez yasalara tabidir.
Allah’ın değişmez yasalarıyla ilgili bazı ayet ve hadisler:
“Allah, size emanetleri layık olana vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman da adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisa:58)
Bir bedevi Allah Resulüne sordu: Kıyamet ne zaman kopacak?
Cevap: “Emanet zayi edildiği zaman kıyameti bekle!”
Bedevi, “Emanet nasıl zayi olacak?”
Hz. Peygamber: “Emanet ehil olmayan kimseye verildiği zaman kıyameti bekle!” buyurdular. (Buhari)
“Onlar, yaptıkları kötülüklerden birbirlerini engellemiyorlardı. And olsun bu ne kötü bir şeydi!” (Maide:79)
Mevzuyla ilgili birkaç hadis:
“Canım kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki, ya iyiliği emredip kötülüğe engel olur, zalimi yaptığından vazgeçirir ve onu hakka boyun eğdirirsiniz ya da Allah sizin kalplerinizi birbirinden nefret ettirir de birbirinize düşersiniz ve İsrailoğulları’na lanet ettiği gibi sizi de lanetine uğratır.” (Ebu Davud).
“Canım kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki, ya iyiliği emreder, kötülüğü yasaklarsınız, ya da Allah çok yakında katından size bir azap gönderir de o azabı kaldırması için Allah’a yalvarırsınız, fakat duanız kabul edilmez.” (Tirmizi).
“İçinizden kim bir kötülük görürse, ona eliyle engel olsun. Eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle engel olmaya çalışsın. Eğer buna da gücü yetmiyorsa, kalbiyle ondan nefret etsin, uzak dursun. Bu da imanın en zayıf halidir.” (Müslim), “Şüphesiz ki Allah, bazı kişilerin işledikleri günahlar yüzünden bütün insanları cezalandırmaz. Ancak bütün insanlar aralarında kötülüğün yayıldığını görür de ona mani olmaya güçleri yettiği halde, bunu yapmazlarsa o zaman bir kısmınızın işlediği günahlar yüzünden hepinizi cezalandırır.” (Müsned).
“Dikkat edin, insanlardan çekinmeniz, sakın bir kişinin hak bildiği şeyi söylemesine engel olmasın.” (İbn-i Mace), “Cihadın en üstünü, zalim yöneticinin karşısında hakkı söylemektir.” (Ebu Davud)
Yetim, rüştüne erinceye kadar, onun malına en güzel yolun dışında yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı, tam ve doğru yapın. Biz, herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Hakkında konuştuğunuz kimse, akrabanız bile olsa, yine doğruyu söyleyin. Ve Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunlar ALLAH’ın size emrettikleridir. Umulur ki düşünüp, anlarsınız. (En’am:152)
Hz. Peygamber bu ayetin sözünü ettiği günahların, dünyada verilen, acil cezaları hakkında şunları söylüyor: “Bir toplumda, kamu malından hırsızlık ortaya çıkarsa, Allah onların kalplerini korkuyla doldurur (yani dilediği şekilde sebeplerini yaratır ve o ülkede güvenlik duygusunu ortadan kaldırır). Bir toplumda zina yayıldı mı, orada ölümler çoğalır. Bir toplum, ölçü ve tartıyı eksik yapmaya başladı mı, rızıkları kesilir. Bir toplum haktan başkasıyla yönetildi mi aralarında kan dökme yaygınlaşır. Bir toplum (Allah’a verdiği) sözü bozdu mu, Allah da üzerlerine düşmanı musallat eder.” (Muvatta)
“Biz bir memleketi helâk etmek istediğimiz zaman, oranın azgınlık ve şımarıklıkta ileri gitmiş olanlarına itaati emrederiz; ama onlar bunu dinlemez, tam aksine orada isyan edip günah işlerler, böylece üzerlerine azap hükmü kesinleşir, biz de orasını darmadağın eder, altını üstüne getiririz.” (İsra:16)
Bu ayet, toplumsal çöküşün nedenlerinden birinin, liderlerin yoldan çıkması ve halkın da bu bozulmaya ortak olması olduğunu vurgular. Ayetin vurgusu, bireysel sorumluluktan çok toplumsal ve yönetsel bir bozulmaya işaret eder. Helak, Allah’ın bir takdiri olarak sunulurken, bu takdirin gerçekleşmesinde insanların kendi eylemleri belirleyici rol oynar. Bu durum, hem yöneticilerin hem de halkın sorumluluğunu ortaya koyar.
Sonuç olarak diyeceğim şudur ki, eğer toplum ve bizi yönetenler kendilerini ciddi bir muhasebeye, murakabeye çekmez, kötü hallerini tashih ve ıslah etmezlerse sünnetullah gereği üzerimizdeki nimetler bir bir azalacaktır.
Yönetenler Allah’ın emri olan adaleti ve ehliyeti gözetip, toplumsal değişimi bu yöne sevk etmedikçe de toplumsal çürümemiz de devam edecek demektir.
1 yorum
Allah (c.c) razı olsun. Yerinde tespitler…