“Allah, hikmeti (doğru hüküm/karar verme yeteneği) dilediğine / dileyene verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.” (Bakara:269)
Birkaç gündür İslam toplumunun akıl ile olan imtihanını bahis konusu ediyorum. Evet, bundan sonra da bu can bu tende olduğu sürece inşaallah bu mevzuuyu her vesile ile dikkatlere arz edeceğim. İslam toplumunun dini, sosyal, kültürel ve ekonomik problemlerinin temelinde yatan en önemli etkendir akıl.
Elbette bu problemlerin yüksek düzeyde (akademik boyutlarda), derinlikli bir nüfuziyetle irdelenmesi, müzakere edilmesi beklenir. Ne yazık ki, başta Türkiye olmak üzere İslam dünyasında bu mevzularda ciddi, derinlikli, adil bir çalışma yapılmadığı gibi bugüne kadar üretilen müktesebat da her türlü ön yargıdan uzak bir yaklaşımla elekten geçirilmemiştir. Onun için de Rahmetli Muhammed İkbal haklı olarak “İslam dünyası aklını, batı dünyası vicdanını kaybetti.” şeklinde hicranını dile getiriyor.
Alanın sığlaşması nedeniyle de bizim gibi alaylı talebelere söz düşüyor. Acizane kendi ilgi alanımla sınırlı bir düşünce oluşturmaya çalışıyorum. Sapla samanı karıştırmamaya gayret ediyorum.
Mevzunun polemik konusu yapılmaya çok müsait olduğunun farkındayım. Ancak şu avantajımın olduğu düşüncesindeyim. Uzun süredir bu platformda paylaşımlar yapıyorum. Yeni olanları bilmem ama uzun süredir yazı ve paylaşımlarımı takip edenler dini mevzulardaki hassasiyetimi bilirler. Dolayısıyla -hâşâ- pozitivist düşündüğüm; aklı vahyin önüne geçirdiğim gibi yakıştırmalar bana haksızlıktır. Mümkün olduğu nispette insani meselelerimize Kitap, Rasulullah’ın risaleti ve bugüne kadar insanoğlunun ürettiği bilgi ve tecrübeyi merkeze alarak, buna munzam çözümlemeler yapmaya gayret ediyorum. Dostlardan gelen ciddi uyarı ve ikazları dikkate alıyorum. Eğer yanlış bir kanaat sözkonusu ise onu da yüksünmeyerek tashih ediyorum. Bu vesile ile bir kez daha uyarı ve ikaz sahiplerine de teşekkür ediyorum.
Elbette meselelere akademik bir düzlemden bakmıyorum. Mevcut beşeri yapımızın farkında olanlar akademik, teorik yaklaşımların sadece yazılı metinlerde değer olarak kaldığını, amele/eyleme dönüşmediğini; kitlesel bir etkileşim sağlamadığını iyi biliyorlardır. Onun için de mümkün olduğu nispette Kur’anî bir metotla, açık, net ve vasat bir akılla anlaşılabilir usul ve üslupla meseleleri anlatmaya gayret ediyorum. Okuma ve düşünebilme alışkanlığının gittikçe azaldığı dünyamızda olabildiğince anlaşılabilir olmaya çalışıyorum. Bu yöntemin / metodolojinin olumlu geri dönüşlerini gördükçe de Allah’a hamd ediyorum.
Gündeme getirmesine getireceğiz ama bu konuda ciddi bir direncin, muhalefetin olduğunun / olabileceğinin de farkındayım. İmam Azam ve İmam Mâtürîdî’ye reva görülen muhalefet bütün zamanlarda olmuş ve bundan böylede olacak.
Tarihte akıl denilince hoplayanlar olmuş; onu değersiz kılan ekoller gelişmiş. Akla ziyan onca gerekçe uydurulmuş.
Sade, anlaşılabilir bir dille; yaratılmış alem üzerinde düşünüp tefekkür etmenin, kavli ayetlerin hikmetine vasıl olmanın; varlığın hikmetini anlamaya çalışmanın; İbrahimce Mabuduyla buluşmanın; tahkiki bir iman ile Rabbine yönelmenin akli melekelerle mümkün olduğunu ifade ediyoruz. Bazıları mevzuu maksadından uzaklaştırıp, kör düğüm atıp anlaşılamaz kılmaktadır. Yok, efendim pozitivizme mi kürek çekiyorsun; yok, aklı, vahyin önüne mi koyuyorsun? Buna benzer akla ziyan onca mülahaza…
Halbuki çok net sorular soruyorum;
İslam’ın muhatabı akleden insan değil mi?
İslam toplumunun akıl ile problemi var mı?
Aklî düşünebilme yetisini tam kapasite kullanma konusunda bir motivasyonu var mı?
İnsan dahil bütün alemi ve Kitabi vahyi okumak ve anlamak için akletmeye ihtiyaç var mı?
Klasik yaklaşımlarımızı tashih etmeden bugünün genç neslinin sorularına verilebilecek cevaplarımız var mı?
Akıl dediğimiz şey vahiy midir?
Vahiy ise fonksiyonu nedir?
Değilse nedir?
Akli melekeler olmadan vahiy anlaşılır mı?
İslam toplumları akıl-vahiy dengesini ne ölçüde sağladılar?
Bugünkü zelil hallerinin sebebi vahyin akla biçtiği rolü anlamamaları veya anlasalar bile itibar etmemeleri değil midir?
Akıl devre dışı ise (ki mevcut İslami toplulukların çoğu için geçerlidir) vahiy ne anlam ifade eder?
Daha önce de yazdım; dini anlayışın tecdidi (yenilenmesi) gerekiyor. Bu tecdidi yaparken bütün kavramlar yeniden gözden geçirilecek; belki yeni kavramlar inşa edilecek. Gün yeni şeyler söyleme zamanı.
Vahyin maksadını anlama çabasının sonucunda zamanımıza taşıyabileceğimiz yeni düşünsel kodlarla 21. Yüzyıl insanlığının dünyasında yeni bir pencere açabilir miyiz? Akledebilme, düşünebilme; geçmişle, bugün ve gelecek arasında köprü görevi görme yetisine sahip insanımıza düşen öncelikli görev budur. Bu soruya cevap arayıp, bulmaktır.
Bunu başaranların, kıyamet kopuncaya kadar kendi lehlerine işleyecek bir miras bırakacakları umulur.