CEMAAT YURTLARININ ALTERNATİFİ DEVLET YURTLARI MI?

by Fahrettin Dağlı
Enes Kara’nın intiharı geçmişten bu yana zaman zaman tartışılan bir mevzuu yeniden alevlendirdi. Cemaat yurtlarında veya evlerinde vuku bulan hadiselerden hareketle bu yurtların veya evlerin kapatılması ve hatta biraz daha ileri giderek cemaatlerin, tarikatların kapılarına kilit vurulmasını talep edenler var.
Bir önceki yazımda Enes Kara ve birebir yaşadığım bir vakadan hareketle bu tür yurtlarda pedagojik formasyona uygun olmayacak bir eğitim ve öğretimin icra edildiğinden hareketle bu alanın mutlaka ıslah / reforme edilmesi ve devletin düzenleyici ve denetleyici işlevinin ciddi bir şekilde işletilmesinin zaruri bir şart olduğunu ifade etmiştim.
Ancak birkaç gündür görüyorum ki, bu cemaat ve tarikat yurtlarının kapatılması ve hatta sadece yurtlar değil, tarikat ve cemaatlerin kapılarına da kilit vurulmasına ilişkin olarak neredeyse kampanya başlatılmış. Şimdi anlıyorum ki, bazı müzmin ideolojik hasımlar için hedef üzüm yemek değil; bağcıyı dövmek… Maalesef yine ideolojik bir yaklaşım…
Önceki yazımda da ifade ettiğim gibi cemaat, tarikat ve yurtlarının kapılarına kilit vurmak asla çözüm değildir; gerek de yok. Şimdi bu bağcıyı dövmeye hevesli kesime soruyorum; Devletin yurtları çok mu güvenli? Çok mu huzurlu? Şimdi ne hal üzere oldukları konusunda çok fazla bir malumatım yok ama yıllar önce devletin kız öğrenci yurtlarının önünde bekleyen lüks arabaların varlığı hepimizin malumudur. Orada ne tür organizasyonların yapıldığını, nasıl istismar kapılarının açık bırakıldığını vicdan sahibi kimse inkar edemez.
Bir başka misal; Bürokraside görev yaparken bir kamu kuruluşu olan Çocuk Esirgeme Kurumuna bağlı yurtlarda ne tür müessif olayların yaşandığını unutmamış olmamız gerekir. Oralarda görev yapan personelin oradaki çocuklara yönelik cinsel istismarlarını unutmuş değiliz. Onun için sadece bir kesimi suçlayarak diğerlerini temize çıkaramayız. Asıl olan her türlü ideolojik yargıdan bağımsız olarak izan ve insaflı; ilmi ve ahlaki bir perspektifle olayları değerlendirip ona uygun çözüm yöntemlerinin geliştirilmesi ve denetlenmesi gerekiyor.
Bir şekliyle hangi siyasi parti iktidarda ise kendi ideolojik yargılarını o yurtlarda kalan öğrencilere motive ettiriyor.
İşin doğrusu bu konuda çok farklı düşünüyorum. Devlet bütün alanlardan çekilmeli ve sadece düzenleyici ve denetleyici bir fonksiyonu ifa etmeli. Çünkü devletin gölgesinin yansıdığı her yer politize oluyor, verimsizleşiyor.
Her alanda haksızlığa, adaletsizliğe prim vermeyecek bir rekabetin sağlanmasına yönelik olarak devlet düzenleyici ve denetleyici rolünü üstlenmeli. Devlet, özel teşebbüsle rekabet edemez. Bu doğru ve adil de değildir.
Toplum neye ihtiyaç duyuyorsa o ihtiyacı karşılayacak bir arz oluşur. Bunun önüne geçmek mümkün değildir. Bir zamanlar dershanelere ihtiyaç duyuldu. Ve binlerce dershane açıldı. Sonra devlet dedi ki, dershanelere ihtiyaç kalmadı; kapatıyorum.
Peki, soruyorum; gerçekten ihtiyaç kalmadığı için mi, yoksa politik sebeplerle mi?
Herhalde bugün yaşadığımız tablo bu kararın politik olduğunu açık bir şekilde önümüze koydu. İhtiyacın olup olmadığını, devlet belirlemez; piyasadaki arz-talep dengesi belirler. Demek ihtiyaç varmış ki, devlet hasım olarak gördüğü kesimin dershanelerini tasfiye ettikten sonra yine başka formatlarla dershanecilik devam etti. Hatta bunun sonucu olarak da büyük bir vergi ziyanına da sebebiyet verildi. Çünkü insanlar bu sefer çocuklarını sınavlara hazırlamak için dershane yerine birebir öğretmen tutarak özel kurs aldırmaya başladılar. Ve tabii olarak bu kazançlar kayıt dışı kaldığı için vergi tahsilatına konu olmuyor.
Peki, özel yurtları kapatmak problemi çözüyor mu?
Tabi ki hayır!
Devlet İllerde ve hatta ilçelerde bu kadar üniversite, fakülte ve yüksek okul açtı. Doğal olarak bu üniversitelere devam eden öğrencilerin barınacakları yurtlara ihtiyaçları var. Bugün cemaat ve tarikatların çoğu açtıkları yurt veya evleri kendi cemaatlerinin veya vakıflarının bir yurt hizmeti olarak resmi kayıtlara geçirmiyorlar. Dolayısıyla tefrik etme imkânınız olamaz.
Şunun altını bir daha çizerek değerlendirmemi noktalamış olayım. Son zamanlarda kamuoyunda konuşulan hadiselerin sadece bu tarikat ve cemaatlerin yurtlarında vuku bulduğu gibi bir genellemenin doğru ve adil olduğu kanaatinde değilim. Dine/dindara mesafeli ideolojik toplulukların bunu vesile bilerek üzüm yemek yerine bağcıyı dövdüğüne şahitlik ediyoruz. Bu asla doğru değil. Sürecin gerekliklerine uygun düzenlemeler yapılmadan ve istenilen düzeyde denetlenmeyen her alanda istismarın/suiistimalin olabileceği ihtimali varittir. Burada da olan budur. İktidar kendine destek veren bir takım cemaat ve tarikatları üzmemek adına bunlar üzerinde istenilen anlamda bir denetleme yapmamaktadır. Bu da ayrıca iktidar-cemaat ilişkilerinin tekrar sorgulanmasının gerektiği gerçeğini ortaya koyuyor. Bu ayrı bir tartışma mevzuu.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept