Bu yazıda yine bir Müslüman hassasiyetiyle mümkün olduğu kadar kavramların hakkını vererek cümleler kurmaya çalışacağım. Bunu yaparken konu ile ilgili yine farklı düşünce ve kanaatlerde olan arkadaşlarımdan tepki alacağımı biliyorum. Özellikle lâdini arkadaşlarımızın haliyle itirazları olacak. Beni mazur görsünler; sözkonusu olan insanın inandığı ve uğrunda her türlü fedakarlığa katlanmaya razı olduğu değerlerse, hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmeyerek düşünce ve kanaatlerini açıklamak onun en doğal ve kutsal hakkıdır. Ben de bu doğal hakkımı kullanıyorum. Bunları yazarken kimseden övgü beklemediğim gibi insanların kınama ve yermelerinden dolayı da inandığım/iman ettiğim değerlerden vazgeçecek değilim… Vasat bir toplumun vasat bir bireyi olarak mümkün olduğu kadar vasat üzerinden toplumsal olayları izah etmeye çalışıyorum; yazdıklarımda hata varsa nefsime aittir; isabet varsa o da Allah’ın lütfudur.
Evet, bugün yine çok çetin bir insanlık problemiyle karşı karşıyayız. On sene önceye göre insanımız büyük bir sosyal değişimi yaşıyor. Bu değişim rüzgârı bizi yönsüz, hedefsiz ve istikametsiz bir cihete doğru sürüklüyor. Elbette eli kalem tutan herkesin bu mahut gidişe ilişkin değerlendirmelerinin olması beklenir. Söylenecek sözlerin istinat edeceği hakikat ise Hz. Ademle başlayan ve Hz. Muhammed (sav) ile hitamlanan Peygamberler tarihi ve haliyle günümüze kadar gelen insanlık tarihi!..Acizane ben de bu pencereden bildiklerimi, tecrübe ettiklerimi yorumlamaya çalışıyorum.
Peygamberler tarihi bir insanlık macerası geçididir. Peygamberlerin muhatap oldukları toplumlarla neleri yaşadıkları ve akıbetlerinin ne olduğunu Kur’an bize tekrarlarla anlatır.
Peygamberlerin muhataplarıyla yaşadıkları tarihsel maceranın özü/özeti Kur’an ile insanlık ailesine bildirilmiştir. İnsanoğlunun bundan sonra yaşayacağı her şeyin mikro ölçekte de olsa karşılığının bu kutsal metinde ve onu topluma taşıyan Başmuallimin bıraktığı örnek hayatta mevcut olduğuna bu dinin müminleri olarak iman ediyoruz.
Bunun senedi de Allah’ın Kitabıdır;
“…İşte bugün sizin dininizi kemâle erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Ve sizin için din olarak İslam’ı/Allah’a teslimiyet yolunu benimsedim…” (Maide, 5/3)
Cenabı Allah ‘Din, tamamlanmıştır’ diye ifade buyururken anlayacağımız hakikat şu; Söz tamam olmuştur. Söylenmesi gereken her şey söylenmiştir. Bundan böyle hakikat adına söylenecek her şey kendisinden önceki mutlak hakikatin pırıltılarıdır, kırıntılarıdır. Yani, yeni bir şey değildir.
Hz. Adem’le başlayan insanlık mücadelesi Hz. Peygamberle taçlanmıştır. Makro düzeyde konuşulması gereken her şey konuşulmuştur. İnsanlığın karşılaşabileceği problemler, mikro ölçekte de olsa cevaplarını bulmuştur. İnsanoğluna düşen sorumluluk, büyük ekranda gözüken büyük fotoğrafa bakıp içinden kendi probleminin bulunduğu kareye odaklanarak cevabını bulmaktır. Allah’ın taahhüdü varsa bize düşen itimat etmektir, iman etmektir ve bunun üzerinden iz sürmektir.
Allah Resulü de Veda Hutbesinde din adına son olarak söylenmesi gerekenler ile ilgili olarak adeta bir tür sonuç bildirgesi paylaşmıştır.Her şeyi vazetmiş ve orada bulunan tüm müminlerin dikkatini, insanlığın bugüne kadar yaşadığı ve bundan sonra da yaşama ihtimalinin bulunduğu temel meselelere çekerek, ifadelerinin ne kadar önem arz ettiğini şu cümlelerle ifade buyurmuştu;
“Ey İnsanlar! Aklınızı başınıza alın da benden sonra birbirinizin boynunu vuracak şekilde dalâlete, vahşete düşerek cahiliye devrine dönmeyin. Ey insanlar! Bu nasihatlerime kulak verip bunları burada hazır bulunanlarınız burada bulunmayanlara tebliğ etsin. Olabilir ki, kendisine tebliğ edilen kimse burada bulunup işiten bir kısım kimseden daha iyi anlayıp bellemiş olur.” Ardından iki kez:
– “Tebliğ ettim mi? Tebliğ ettim mi?” diye nida da bulundu.
Sahabeler:
– “Evet, ettin!” deyince O;
“Şahit ol ya Rab!” dedi ve tekrar hatırlattı: “Burada bulunanlar bulunmayanlara tebliğ etsin.”
İslâm’ın tamamlandığını bildiren bazı âyetlerde bu Veda Haccı’nda nâzil olmuştu.
Günümüz insanı şu gerçeği bilmek ve teslim etmek durumundadır. Hz. Adamle başlayan ve günümüze kadar gelen insanlığın serencamını anlamadan, sağlıklı bir etüde tabi tutmadan yaşadığımız problemlerimizi çözme imkanımız olamaz.
Tekraren ifade etmek durumundayım, insanımız ve insanlık büyük bir bunalım yaşıyor. Bu bunalımdan çıkış için tarihi tekrar tekrar etüt ederek veya Mevlana’nın meşhur pergel metaforunda olduğu gibi pergelin sivri ucunu hakikatin merkezine yerleştirip, diğer ucunu da insanlık ailesinin ürettiği müktesebat üzerinde dolaştırarak, polenlerini toplayıp yeni bir koza örmektir.