Mekke’nin etrafında şekillendiği ‘Kâbe’ ve ‘Hac’ ibadeti Hz. İbrahim, İsmail ve Hacer’in ortak hatırasıdır.
Hz. Âdem ve İnsanlığın ikinci babası Hz. Nuh’tan sonra İslam’ın inşa sürecinin en önemli parametresidir Hz. İbrahim.
Hz. İbrahim’i okumadan, anlamadan Kurbanı manalandırmak mümkün değildir.
Öncelikle Hz. İbrahim kimdir?
Hz. İbrahim Allah’ın Resulüdür. Ve en önemlisi de, belki de insanlık tarihinde aklını tam kapasite kullanıp ulûhiyet fikrine ulaşmış ilk insandır.
Akıl, mabudunu / ilahını bulma kapasitesi ve işletim programıyla yüklü olarak yaratılmış ve insanoğluna bağışlanmıştır. İnsanoğlu bu nimeti hakkıyla kullandığı takdirde metafizik boyuta geçerek İlahini bulabilecek bir bilinç sıçraması yapabiliyor. İşte Hz. İbrahim Allah’ın yardım ve inayetiyle bu boyutu aşmıştır. Geçici / ömürlü / fani olanın; yok olup kaybolanın, batanın mâbud olamayacağı gerçeğine vasıl olmuştur. Olamayanları sıfırladıktan sonra bunların hepsinin mutlak bir yaratıcısının, idare edicisinin olduğu inancı pekişmiştir. İşte bu sıçramayı yapmak konusunda akli melekelerle birlikte insanoğluna bağışlanan işletim sistemiyle (akletme, tasavvur, muhakeme v.s.) tek ve mutlak olan yaratıcının “ALLAH” olduğu inancı akıl kabının içerisine yerleşiyor. İşte Hz. İbrahim bu bilincin öncüsüdür.
Peki, Hz. İbrahim başka kimdir?
O, putperestliğe, müesses nizama, köleliğe karşı ilk sivil direnişin öncüsüdür. Koca Nemrut hegemonyasına karşı tek başına tavır koymuş, kıyam etmiş yiğit bir insandır.
Ebediyen yaşayacağı iddiasıyla kurulan nice saltanatlar, nice debdebeli Nemrut ve Firavun uygarlıkları, tiranlıkları yerle bir olup tarihin çöplüğüne atılırken, Onun ismi ve hatırası hala yaşatılmakta, ve yeryüzünü aydınlatmaya devam etmektedir.
O ve soyu, insanlık âleminin imamlarıdır, önderleridir.
Mekke’nin güvenliği Onun duasının karşılığıdır.
Mekke’nin içindeki Allah’ın evinin (Beytullah) inşası, imarı Onun ustalığıdır. Bütün müminlerin çatısı altında buluştuğu büyük bir misafirhanedir.
O ve Oğlu Hz. İsmail teslimiyetin, adanmışlığın zirvesidirler. Ondan sonra gelecek olan teslimiyet orduları Onun dualarının karşılığıdır.
Bugün Rabbimize olan kulluğumuza dair ibadet şekil ve usulleri de Onun duasının karşılık bulmasıdır.
Hz. İbrahim, çok duygulu, yumuşak huylu, gönülden Allah’a yönelen ve ikram edenlerin piridir.
O, tek başına bir ümmetti; Allah’a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhitti.
Şimdi soralım kendimize;
O, oğlu İsmail’i kurban etmek için getirmişti. Peki, bizim İsmail’iz kimdir veya nedir?
Emanetçi olduğumuz evlatlarımız mı, mallarımız mı, kabilelerimiz mi / ırklarımız mı, sahip olduğumuz mevkilerimiz mi, şöhretimiz mi, şerefimiz mi, mesleğimiz mi, evimiz mi, villamız mı, arabamız mı, aşklarımız mı, bilgilerimiz mi, sosyal statülerimiz mi / sınıflarımız mı?
Hangisi?
Kimse bilmem demesin. Sorun vicdan müftünüze size tek tek İsmaillerinizi sayacaktır. Var mıyız bunları kurban etmeye?
İmanımızı /inancımızı ne zayıflatıyorsa, sorumluluk almaktan ve kabul etmekten ne geri çeviriyorsa, çağrıyı duymamıza ve gerçeği itiraf etmemize ne engel oluyorsa, hakkı ve adaleti ifade etmekten bizi ne alıkoyuyorsa, hakikati kabulden kaçmaya ne zorluyorsa, rahatımız / konforumuz için bahaneler bulmaya ne yol açıyorsa, bizi kör ve sağır ediyorsa, işte odur bizim İsmail’imiz.
İbrahim’in rolünü oynamak istiyorsak;
Öncelikle hakikate erişmek için aklımızı vahyin ışığında tam kapasite kullanmaya azmedeceğiz; Rabbimize tam bir tahkik ile yöneleceğiz; muvahhit bir kul olarak teslim olacağız.
Ondan sonra da her türlü sahte mâbudlara ve onları ayakta tutanlara kıyam edeceğiz. Hürlüğün, Allah’a aracısız kulluğun bununla mümkün olduğunu bileceğiz.
Tam bir adanmışlık ruhu ile kibri, bencilliği benliğimizden silerek muhatabı olduğumuz toplumu hakka ve adalete davet etmeye ve bunun için her türlü fedakarlığa katlanmaya hazır olacağız.
Çağımız insanlığını, içinde debelendikleri bataklıktan, dertlerden kurtarmak için şifa sunan ellerimizi uzatacağız; hiçbir karşılık beklemeden!..
Bulunduğumuz mekânları ‘Kabe’nin güvenlik şemsiyesi ile örteceğiz; mekanlarımızı ‘Kabe’ misali güvenli bölgeler kılacağız.
Her zaman ihramdaymışız gibi günahlara, zulme karşı direnç kuşanıp, hassasiyet gösterip muhalefet edeceğiz.
Yeryüzünün Allah’ın mescidi olduğu şuurunu yitirmeden içinde yaşadığımız dünyayı barış, adalet ve güvenlik diyarı kılacağız.
Bu minval üzere bayramlara erişmek arzu ve hasretiyle, bayramımızın Hz. İbrahim’ce bir kıvamla ruh bulmasını dua ve niyaz ederim.