İslami Söylemler Üzerine Bina İnşa Edenlerin Hazin Sonu

by Fahrettin Dağlı

Bir önceki yazımda “Dindar kalarak siyaset yapmak mümkün olamayacak mı?” sorusuna cevap aradım. Bu yazımda da elli yıl boyunca İslami söylemler üzerine siyaset üretenlerin iktidar olduktan sonra nasıl bir evrim geçirdiklerini anlatmaya çalışacağım.

Millî Görüş Hareketi ülkedeki diğer İslamcı hareketler içerisinde ilk partileşenlerdendi. On adım önden yarışa başlamanın avantajlarını kullandı ve 1960 Anayasa’sının tanıdığı kısmi özgürlük ikliminde neşvünema bulan İslami hareketlerin gayretleri neticesinde oluşan kadroları kısmen parti çatısı altında toplayarak bir bakıma İslami cenahın tek siyasi temsilcisi oldu. Siyasi mücadeleyi bir cihat olarak gören kitle malıyla, canıyla harekete destek verdi. O günlerde o insanların, partilerinin başarısı için nasıl olağanüstü bir fedakarlıkta bulunduklarının hikayeleri halen anlatılır. Avrupa’da çalışan işçilerin maddi destekleri yanında seçim dönemlerinde izin haklarını alarak arabalarıyla gelip seçim çalışmalarına katıldıkları, kadınların evlerini ihmal etmek pahasına da olsa sabah erkenden dışarı çıkıp haneleri tek tek dolaşıp davalarını anlattıkları, broşür dağıttıkları, kadın günlerini takip edip propaganda yaptıkları, yardıma muhtaç ailelerle ilgilendikleri bir hakikat. R. Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanlığı’nı kazanmasındaki en önemli faktör bu olmuştur.

Kısacası önce MSP, sonra RP adıyla Milli Görüş Hareketini ilk önce belediye yönetimlerine ve daha sonra da genel yönetime taşıyan güç ve enerji, parti tabanındaki destekçilerin partiyi cihadın bir kurumsallaşmış biçimi ve hareketin öncülerini de cihadın önderleri olarak görmeleridir. Bu yüzden bütün varlıklarıyla partilerinin arkasında durdular. Bu insanların düşüncelerinde isabet edip etmedikleri bir yana hüsnü niyetle olağanüstü bir fedakârlık ortaya koydukları inkârı kabil olmayacak bir gerçek. Zaten yoğun bir hissiyatın etkisi altındaki insanlardan derin bir akıl yürütme, düşünce, muhakeme beklenemez.

Doğru veya yanlış, bu insanlar inandıkları, iman ettikleri bir mücadele için olağanüstü bir gayret gösterdiler. Beklentileri neydi? “İslam gelecek dertler bitecek, hak gelecek, batıl zail olacak, adil düzen gelecek hakça bir bölüşüm olacak, önce ahlak ve maneviyat, Hz. Ömer’in adaleti yeniden neşvünema bulacak, Fırat’ın kenarındaki koyunlara artık kurtlar ilişmeyecek, etnik milliyetçilik ve dolayısıyla terör bitecek” vb. sloganlarla geleceğe taşınan bir hayal.

Bir şeye iman etmenin estirdiği heyecan rüzgarı çok uzun sayılmayacak bir süreçte sonuç hasıl etmeye başladı. Ekip Türkiye siyasetinde adım adım ilerliyordu. Belediye başkanlıklarını kazanmakla başlayan mahalli iktidarlarındaki başarıları iç ve dış siyasi otoritelerin dikkatini üzerlerine çekmeye başladı. Kendilerinden önce belediyeleri yönetenlere kıyasla rüşvet, yolsuzluk, iltimas, kayırma gibi gayri adil, gayri ahlaki yol ve yöntemlere tevessül etmeyen ve halka tarafsız, adil hizmet verdiğine dair güçlü bir kamuoyu oluşturan siyasi hareket belediyelerden sonra adım adım genel yönetime taşınmaya başladı.

Rahmetli Erbakan Hocanın başında bulunduğu partilerin tek tek yargı yoluyla kapatılmaları ve partinin siyasi aktörlerine siyaset yasağı getirilmesi o dönemde İstanbul Belediye Başkanlığı’ndan alınan R. Tayyip Erdoğan’ın önünü açmıştı. Yaşanan mağduriyet psikolojisi onun yıldızını hızlı bir şekilde parlattı. Rahmetli Ecevit başkanlığındaki üçlü ittifak hükümeti döneminde yaşanan yolsuzluklar ve ekonomik kriz Erdoğan’ı iktidara taşıdı.

Erdoğan liderliğindeki siyasi hareketin iktidar olmasından sonra yaşanan olumsuzlukları 2002 Kasım ile başlatanlar yanılıyorlar. Söz konusu hareketin olumsuzluklarla malul hale gelmesi İstanbul Büyük Şehir Belediyesindeki iktidarla başlamıştı. Belediyenin yüksek bütçesi ve açtıkları ihalelerin hacmi haliyle yönetimdeki bazılarının iştahlarını kabartmıştı. Önce cihat sayılan siyasi mücadelenin finansmanı amacıyla kurulan havuz bir süre sonra yönetimden bazılarının iştahlarını kabarttı ve nefislerine yenik düşüp şahsi kazanımlara yöneldiler. Şeytanın sağdan yaklaşmasıyla haramı helal görmeye başladılar. İktidarda kalmanın güçlü bir finansmanla mümkün olabileceğine inandırılan siyasi aktörler bu hal üzere genel yönetime taşınmışlardı.

Yolun başında bu hareketin taraftarlarının siyasi mücadeleyi kutsal bir görev olarak görmeleri ve bu uğurda mallarıyla, canlarıyla olağanüstü fedakarlıkta bulunmalarının neticesi ne oldu?

18 Ekim 2025’e vardığımız bugün Ak Parti iktidarının yönettiği Türkiye bu fedakâr insanların hangi umdelerini hayata geçirdi?

Adil düzen kurulup insanlar milli hasıladan adil pay almaya başladılar mı? Bugün milli hasılanın %40’ını %80; %60’ını %20’lık bir kesim bölüşüyorsa dünden bu tarafa değişen nedir?

“Faiz sıfırlanacak sömürü düzeni ortadan kalkacak” denilmişti, bugün faiz oranlarında düne göre değişen bir veri var mı? Enflasyon üç rakamlı sayılara ulaşmadı mı?

Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzlukları, usulsüzlükleri, gayri yasal iş ve işlemleri bu dönemde yaşanmadı mı?

“İslam gelecek dertler bitecek; hak gelecek, batıl zail olacak” denilmişti, hak ile batılın bu derece birbirine karıştığı bir dönem yaşandı mı? İslam’ın manevi ikliminden daha çok uzaklaşmadık mı?

“Önce ahlak ve maneviyat” denilmişti, bugün toplumsal yozlaşmamız bir kriz halini almadı mı? İnsanımız ve özellikle gençlerimiz manevi iklimden fersah fersah uzaklaşmadılar mı?

“Ömer’in adaleti yeniden neşvünema bulacak; Fırat’ın kenarındaki koyunlara artık kurtlar ilişmeyecek, etnik milliyetçilik ve dolayısıyla terör bitecek” denilmişti, Fırat’ın kenarı kurtların istilasına uğramadı mı? Müesses düzenin hukuksuzlukları farklı versiyonlarıyla devam ettirilmedi mi? Ömer’in ismini ağızlarına alamayacakları derecede haktan hukuktan uzaklaşılmadı mı?

Komşularımız olan İslam ülkeleriyle daha iyi ilişkiler geliştireceğiz taahhüdünün aksine bütün komşularımızla ihtilaflı hale gelmedik mi?

Bu listeyi uzatmak mümkün ama özet olarak Milli Görüş hareketinin başlangıçta dillendirdiği umdelerin hemen hemen hiçbirisi tahakkuk etmediği gibi tersine daha çok olumsuz sonuçlar hasıl oldu.

“Ayasofya ibadete açılmadı mı? Taksime cami yapılmadı mı? Başörtü üzerindeki yasak kalkmadı mı?” diye soracak olanları sadece acı bir tebessümle karşılarım.

Bu sürecin neden tersine inkılap ettiğinin izahı yine İslam’ın hakikatlerinde aşikârdır. Söz, niyet ve eylem bütünlüğünün sağlanmadığı bir faaliyetin hayırlı sonuçlar doğurmasını beklemek abesle iştigaldir. Milli Görüş hareketi başta da ifade ettiğim gibi birtakım sorunları içerisinde barındırıyorsa da harekete gönül veren insanlar söz, niyet ve eylemlerinde samimiydiler. Allah da o samimiyeti karşılık verdi. Ne zaman ki bu samimiyetlerini kaybettiler, o zaman düne kadar hayırlı sonuçları olan mücadele olumsuz neticeler doğurmaya başladı. O güzel umdelerin iktidarı yerine güç ve şahıs iktidarı inşa edildi.

Ak Parti iktidar aktörlerinin 85 milyonluk halka verecekleri hesabın yanında en büyük ve en ağır hesap ise o bir zamanlar hesabi değil hasbi olarak mallarıyla, canlarıyla hareketi büyüten parti tabanına verecekleri hesaptır. Bu hasbi niyet ve eylemin hesabı çok ağırdır, bakalım öte tarafta ne yapacaklar?

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept