Daha öncede yazdım; Bilmiyorum kavram olarak ne kadar yakışıyor ama bu zihinsel tefessühü ‘siyasi şirk’ olarak niteliyorum.
Politikalarıyla İslam’ın ruhuyla bağdaşmayan onca vukuatı olan bir siyasal örgütü İslam adına vazgeçilmez görmek veya -Hâşa- İslam’ın bekasını partinin geleceğiyle eşitleyen akıl cidden tefessüh etmiş bir akıldır. Aslında zavallı halkı manipüle eden bir avuç azınlık sadece kendi çıkarlarına odaklanmışlar.
“Ak Parti kaybederse, biz de şu anki kazanımlarımızı veya gelecekte muhtemel olan çıkarlarımıza kaybedeceğiz.”
Medyaya, şuraya, buraya yerleşmiş bu cambaz, cin fikirli, köşe dönmeci şebeke, toplumu (özellikle muhafazakar/mütedeyyin kesimi) istedikleri gibi manipüle edebiliyorlar. Vatan, devlet, millet, bayrak, ezan edebiyatı / istismarı üzerinden siyasetlerini domine ve ihata edebiliyorlar. Belki çoğu arkadaşın malumu olan ilginç ve ibretamiz bir tespiti paylaşmış olayım; 1900’lü yıllardan, yani, ittihatçılardan bu tarafa bu ülkede bu kavramlar üzerinden milliyetçilik yapanların döneminde ülke kaosa, teröre, savaşa ve yıkılışa sürüklenmiştir. Mevzu bu olmadığı için detay yazmayacağım. Arzu edenler o günkü siyasi hareketleri okuyabilirler.
Aslında AKP iktidarının ilk zamanlarında insanımızın çoğu, herhalde tarihsel bir mücadelenin sonucu olan bu partinin Türkiye için yeni bir hikaye yazacağı beklentisindeydiler. Benim gibi az çok siyasi ve bürokratik alan ile ilgili olanların hiçbir zaman böyle bir beklentisi olmadı. Merkeze taşınan siyasi kadronun İstanbul Büyükşehir Belediyesi uygulamalarıyla enfekte olduğunu arkadaşlarımızdan, çevremizden duyuyorduk. Nasıl bir kirlenme yaşadıklarını anlatıyorlardı. Dolayısıyla bu kadronun yeni bir hikaye yazacak ne tefekkür dünyası, ne heyecanları ve ne de idealleri vardı. Hazır eski şablonlar üzerinden sadece aktörleri değiştirmek suretiyle her şeyin bir dokunuşla yoluna gireceğini zannediyorlardı.
Allah bu kadroyu, elli senedir seslendirdikleri iddialarıyla yüzleştirmişti. Her iddia sahibinin iddiasıyla imtihan edildiği gibi… Bu işin fıtratı budur. Bu ülkenin yönetim emanetini kendilerine tevdi etti. Ne yazık ki o arkadaşlar yüklendikleri emanetin ne anlama geldiğini gerçek hüviyetiyle anlayamadılar ya da işlerine öyle geldi. O emanetin ne manaya geldiğinin şuurunda ve idrakinde olanların yüklenmekten kaçtığı yükün altına büyük bir iştaha ile girdiler. Ve sonuçta ne yazık ki, o emanetin altında kalıp yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. Günün sonunda bir ‘hikâye’ yazacak güç ve kudreti kendilerinde bulamayınca, işin kolayına, basitine ve çirkinine iltifat edip, kamu finansmanlarıyla ana akım medyayı ele geçirdiler, satın alamadıklarını da baskı altına alarak siyasetlerini dokunulamaz bir zırha büründürdüler. Ne yazık ki sahici anlamda bu ülkeyi bölgesinde ve dünya ölçeğinde örnek bir yönetim modeline kavuşturma niyet ve heyecanında olanların da yeni bir hikaye yazmalarına izin ve fırsat vermediler.
Benim bildiğimi bilen veya daha fazlasını bildiklerine kanaat ettiğim ve yahut daha naif bir ifadeyle bildiklerini tahmin ettiğim binlerce insan, inkara veya tevile yatmış durumda. Gelecek korkusu ve endişesi bu insanların ağzını kapattırıyor. Gerçeği ve hakikati ifade edemiyorlar/etmekten çekiniyorlar, korkuyorlar. Onun için bu vesileyle bu dönemin mümeyyiz vasıflarından birine daha dikkat çekmek istiyorum; “Bu korku iklimi bu ülkede dürüstlüğü, samimiyeti, erdemi ve ihlası dışlıyor; ikiyüzlülüğü / mürailiği / münafıklığı teşvik ediyor.
Peki, bütün bu bildiklerimize rağmen yine de sormuş olayım; Ak Parti hükümetlerini İslam’i saikler üzerinden vazgeçilmez kılan duygunun, düşüncenin istinat ettiği akli ve nakli bir gerekçe var mı? Yoksa bu dönem kadar Müslüman mahallenin kirlendiği; güvenilmez kılındığı; harama bulaştırıldığı; çocukların, gençlerin dinden uzaklaştıkları; diğer inanç mensuplarına karşı olumlu temsiliyetlerinin yok olduğu başka bir dönemi hatırlıyor musunuz? 1960-70 genç kuşağı olarak tek sermayemiz; ideallerimiz, heyecanlarımız, sevdalarımızdı. Bunların hepsi öldü mü/katledildi mi? Ölmediğini iddia edecek olan var mı? Rahmetli Galip Erdem’in deyimiyle ‘davayı zirveye çıkarmaya niyetli olanlar bir gün dağın zirvesine çıktılar ama bir de ne görsünler; davayı dağın eteğinde unutmuşlar.” Evet, çok büyük fedakarlıklarla heyecanlarla gelinen noktada gördüler ki/gördük ki, dava mava kalmamış. Sadece bazı insanlara dünyalık iktidarın şehvetine kapılmak kalmış.
Bugün bütün bu malumata rağmen halen bu iktidarı ‘Müslümanlık aşkı’ ile yegâne kurtarıcı olarak görenler -Allah muhafaza- şirk içindedirler. Allah’ın dinini bir fani/ bir fani gurup ile aynileştirmek her şeyden önce Allah’ın zatına haksızlıktır. Eğer iktidar partisinden gayri bir çaremiz ve alternatifimiz yok diyorsanız bu anlayış gerçekten şirktir. Çünkü din kişilerle, guruplarla, partilerle, ırklarla kaim değildir. Bu kadar kirlenmişliğe rağmen ‘İslam’ın’ geleceğini bir parti veya liderliğinde görmek bir zihinsel tefessüh halidir. Böyle bir anlayıştan Allah’a sığınırım.