MUHAMMED’ÜL EMİN’İ ÇAĞIMIZA DAVET EDELİM!

by Fahrettin Dağlı
Hz. Peygamberin doğum günü kutlanmalı mı; kutlanmamalı mı gibi polemikler her sene yapılıyor. Acizane çoğu hususta olduğu gibi burada da orta yerdeyim; isteyen kutlasın; istemeyen kutlamasın.
Burada belki ondan daha önemlisi, her sene, bu günü vesile kılarak Hz. Peygamberi anlama; yaşadığı çağda bıraktığı örnek hayatın kodlarını bugünümüze taşıma niyet ve eylemi konusunda bir arzunun, bir iştiyakın olup olmadığıdır.
Malum, birine karşı sevgi ve muhabbet besliyorsanız size muhatabınızdan gelebilecek sual şu olabilir;
Bu sevginizin nedeni nedir?
Görmediğiniz, arkadaşlık etmediğiniz bir insanı nasıl bu kadar sevebilirsiniz?
Herhalde ortalama bir din kültürüne sahip her müslümanın cevabı; O benim inandığım dinin Peygamberi olduğu için…
Hemen akabinde ikinci sual; Onu ne kadar tanıyorsunuz?
Herhalde yine ortalama bir cevap; okuduğum, dinlediğim kadarıyla.
Üçüncü soru; İnandığınızı iddia ettiğiniz dini ondan öğreneceğinize göre onun öğretisini dört başı mamur olarak bilmeniz gerekmez mi?
Öyle ya; Hz. Peygamber bir insan olarak müslümanlar için örnek bir figür ise, o inancın müminlerinin Onu anlamaları; bıraktığı örnek hayatın kodlarını yüzyılımıza taşımaya ve çağı yine Onun yüksek ahlakı ile güzelleştirmeye gayret etmeleri gerekmez mi?
Bir defa O yüksek bir ahlak üzere yaşadı. Kendisinden sonra yaşayacak milyonlarca insana öğretmenlik yapmaya devam ediyor. O halde burada gayeyi hedef şu olmalı; zamanın müminleri olarak 1400 küsur yıl önceye gitmek değil; Onu bugünümüze davet etmek ve bugün insanlığın karşı karşıya bulunduğu problemler konusunda nasıl bir duruş ortaya koymamız gerektiğini Ondan yeniden öğrenmektir. Bizler, emaneti zayi etmiş müflis bir toplumuz. Kaybettiğimizi arıyoruz; çoğu kez de yanlış yerde ve yanlış örnekler üzerinden arıyoruz. Dolayısıyla da çoğu zaman aradığımız kişilik, Hz. Muhammed (sav) olmaktan çok, mitolojik bir figürden öte başka bir şey olmuyor. O çağda yaşamış, o günkü beşeri iklimi teneffüs etmiş; arkadaşlarıyla birlikte bir mücadele vermiş; bir takım sözel ve ameli (eylemsel) hatıralar bırakmış bir kimlik; bu kadar… 1400 küsur önceye hapsedilmiş; eskitilmiş bir figür…
Halbuki Ondan sonra Peygamber gelmeyeceğine göre O, artık insanlığın son numunesidir. Bu numenin toprağa ekilecek tohumları vardır. O tohumlar yeni nebatatlara genetik aktaracaktır. Bir canlı organizma olarak kuruyan hücrelere tekrar hayat suyu taşıyacaktır. O, yaşayan bir Kur’andı. Her gelen vahiy ilk önce onun ana trafosuna gelir, Onun şahsında bir düşünceye, bir eyleme, yeni bir kimliğe dönüşür ve ondan sonra diğerlerine tevzi edilirdi. Bugün ne yeni vahiy ve ne de artık yeni bir Peygamber gelmeyeceğine göre biz din mensuplarına düşen ise, dinin kaynağından bize ulaşan üzerinden onun genetik kodlarını zamanımıza getirip ruhlara aşılamaktır.
Herhalde iman iddiasında bulunan her müslümanın Hz. Peygamberi herkesten daha çok tanıyor olmaları beklenir. Çünkü o çok şeffaf bir örneklik bıraktı. Aile ilişkisinden tutun; makro düzeydeki toplumsal ilişki boyutlarına kadar her problemle ilgili mikro düzeyde de olsa bir örnek numune bıraktı. Yani, Onu tanımak konusunda hiçbir müşkülatımız yok. Asıl olan, bizim bu numune üzerinden bugün yeni bir dirilişin meşalesini yakmaktır. Çağın insanın problemine cevap teşkil edecek bir model kişilik ortaya koymaktır. Onun yüksek ahlakını yeni çağın insanlarına göstermektir. İnancını kabul etmeseler bile onun ahlakına, adil olduğuna, dürüstlüğüne kefil olmalarıdır. Onu öldürmeye gelenlerin onda can bulmasıdır. Bugün için aradığımız “Muhammedi Ruh” budur herhalde. Kandil mesajlarıyla geçiştirilmeyecek kadar önemli…

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept