İnsanın kalbi ne ise toplumun kalbi de adalettir.
Kalp Bedene kan pompalamayı durdurursa o bedenin ölümü gelmiştir demektir.
Bir toplumda da kalp mesabesinde olan adalet durursa, çökerse ve onun yerini zulüm alırsa o toplumun eceli gelmiş/ölmek üzeredir demektir.
Kur’an da bireylerin ecelinden daha çok ve daha keskin ifadelerle toplumların ecelinden bahis edilir.
“Her toplum için bir ecel vardır. Onların ecelleri gelince, ne bir saat ertelenebilirler ne de öne alınabilirler (tam zamanında çökerler).” (Araf:34)
[De ki: “Allah’ın dilemesi dışında, kendim için zarardan ve yarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Her toplumun bir eceli vardır. Onların ecelleri gelince, artık ne bir saat ertelenebilirler, ne öne alınabilirler.” ] (Yunus:49)
“Hiçbir ümmet, kendi ecelini ne öne alabilir, ne de onlar ertelenebilirler.” (Hicr:5)
“Toplumların hiçbiri, kendisine tespit edilmiş eceli ne öne alabilir, ne erteleyebilir.” (Mü’minun:43)
Evet, bunlara ilave edilecek onlarca ayet toplumların ecelinden bahis eder. Toplumların ecelini yine o toplumu oluşturan bireylerin tutum, davranış ve eylemleri belirliyor. Adaletten, ahlaktan uzaklaştıkları nispette ölüme yaklaşırlar.
Ecel taktiri tabiî ki Allah’a aittir. Ama unutulmamalı ki, toplumlar, ecele giden yolların taşlarını kendileri döşerler. Adalet taşlarını kaldırıp, zulüm taşlarını yerleştirdikleri yollar onları ölüme yaklaştıran yollardır. Bu da Kur’an’ın adil bir toplumun vücuda getirilmesine verdiği önemi gösterir. Eğer toplumu oluşturan bireylerin çoğunluğu adaleti hayatlarının düsturu kılamıyorlarsa, etten ve kemikten müteşekkil bir yapı olarak yaşıyor olmalarının çok fazla bir anlamı ve önemi yoktur.
Toplumları ayakta tutan moral değerler (hak, adalet, ahlak) ölmüşse organizmanın kendi halinde yaşıyor olması, insanın nefes alıyor olması yaşadığı anlamına gelmiyor.
Paylaştığım ayetlerde görüldüğü gibi Kur’an ölümü ve yaşamı manevi eksende yepyeni bir tanımla tanımlıyor.
Neticede bugüne kadar gelmiş ve sadece bıraktıkları etnoğrafik malzemeler ve tarih kayıtlarından öğrendiğimiz nice toplumlar tarihin bakiyesinde kalmışlardır. Yıkılmaz addedilen, kibir ve azamet abideleri yıkılıp gitmişlerdir.
Dönüp bakalım, Firavunun Mısırından geriye ne kaldı? Asur’dan tutun, Babil’den, Roma’dan, Perslerden, Bizans’tan, Sasanilerden geriye ne kaldı? Firavunlardan, Kisralardan, Nemruttan, İskender’den geriye ne kaldı? Yeryüzünün doğusuna ve batısına hakim olmuş cihangirlerden geriye ne kaldı? Hiçbir şey. Sadece birer efsane…
Evet, Kur’an bu ayetleriyle bütün zamanların Firavun ve Nemrut’larına sesleniyor. Ecele götüren kanuniyeti hatırlatıyor; Allah’a karşı Nemrut’laşmayın, Firavunlaşmayın mesajı veriyor.
Evet, tekrarla altını çizerek ifade edelim ki, toplumların ölüm / ecel sebebi manevidir. Bir toplumun kalbinin teklemesinin en önemli sebebi, adaletten uzaklaşmalarıdır; ahlaki sapmalarıdır. Kur’an’da, yıkıma uğrayan bütün geçmiş toplumların ortak ecel sebebi budur. Bu da Allah’ın kanuniyetidir.