Cahiliye Geleneğine Dönüş

by Fahrettin Dağlı

Son birkaç gündür sosyal medyada yoğun bir şekilde paylaşılan bir video üzerinden bazı toplumsal değerlendirmeler yapmaya çalışacağım.

Türkiye’ye göçmen olarak gelen Suriyeli bir İngilizce öğretmeni sokak röportajında Suriye’lilerin Türkiye’de bedava yaşadıklarını söyleyenlere ibretamiz cevaplar veriyor.

“Ne bedava canım. Ben İngilizce öğretmeniyim, gönüllü 8 sene çalıştım. Geldik sıfırdan başladık. Çalışıyoruz kazanıyoruz. Eğitimimiz var, dil biliyoruz bitsin artık sıkıldık bittik biz. Başka dünya varsa gideceğiz. Allah sana yaşadığımızı yaşatsın. Filistin için üzülüyorsunuz. Filistinliler gelsin, bakacağız ne yapacaksınız? Siz kitap okumuyorsunuz cahilsiniz. Nasıl savaş ne savaş bilmiyorsunuz. Siz Türkler ne diyor Suriyeliler hakkında… Herkes görecek siz nasıl bir millet? Bu söz Allah sözü, “zalim yaşattığını yaşar.”

Kadının bu sözleri karşısında vatandaşlarımız bir nebze düşünmek ve utanmak yerine yine bildik ezberlerini tekrarladılar: “Ülkene dön”

Kadın da bu izan ve vicdandan mahrumlara: “Herkes görecek bizim yaşadığımız aynı şeyleri siz de yaşayacaksınız” diyerek sözlerini bitirdi.

Türkiye’de ciddi bir göçmen/mülteci karşıtlığı mevcut. İlk zamanlar “muhacir-ensar” muhabbetiyle karşılanan Suriye’liler bugün neredeyse ülkenin milli güvenlik sorunu haline gelmiş durumda. İktidarın hazırlıksız, plansız, programsız, denetimsiz bir şekilde ortaya bıraktığı sorun zaman içerisinde kar topu misali büyüdü ve bugün dev bir heyula gibi karşımızda duruyor.

“Kurt dumanlı havayı sever” özdeyişinde ifade edildiği gibi göçle gelen milyonlarca insan iç siyasetin çirkin malzemesi haline getirildi. Bir yanda “onlar bizim misafirlerimiz göndermeyiz” diyenler, diğer taraftan “istemeyiz, gitsinler memleketlerine” diyenler. Her iki kesim de yurtlarından edilen bu mazlum halk üzerinden siyasi hesap yapıyorlar. Bir de ‘İstemezuk’ diyen bir parti var ki, sadece mülteci karşıtlığı üzerinden bugün neredeyse %6’lara varan bir oy potansiyeline erişti.

Bugün ülkedeki göçmen/mülteci karşıtlığı %80-90 gibi çok yüksek bir seviyede.

Bu toplumsal karşıtlığın haklı bazı sebepleri olabilir ama burada muhatap, gelen göçmenler değil, Suriye savaşında taraf olup bir takım gruplara arka çıkan ve onların Türkiye’ye serbestçe giriş çıkışlarına göz yuman, gelen göçmenlerle ilgili hazırlıksız yakalanan, yeterli denetim yapmayan iktidardır. Tepkilerini iktidara değil de örneğimizde olduğu gibi ülkelerindeki kirli vekalet savaşlarından kaçan göçmenlere göstermeleri insan hakları açısından fevkalade yanlıştır ve endişe ederim ki, kadının yaptığı beddua karşılık bulur.

Bir an için böyle bir durumla karşılaştığımızı, Allah muhafaza vatanımızdan göç mecburiyetinde kaldığımızı, başka bir ülkeye sığındığımızı düşünelim. Olmaz demeyelim, yarın ne ile karşılaşacağımız hususunda hiçbirimizin garantisi yok. O gün bizim için de o ülke insanları “çekip gidin memleketinize” deseler ne diyeceğiz? O gün bu insanlar için söylediklerimiz aklımıza gelmeyecek mi? Hatırladığımızda diyebileceğimiz bir sözümüz, yüzümüz olacak mı?

Elbette bu düzensiz, nizamsız, kuralsız göç akınından, gelen göçmenleri köle gibi çalıştırıp ülke insanını işsiz, güçsüz bıraktıklarından dolayı iktidara kızmakta hakkınız var.

“Bu göçmenleri ülkelerine gönderirsek ekonomi durur” diyen kapitalist anlayış sahiplerine, göçmen/mülteci krizini uluslararası ilişkilerde pazarlık konusu yapanlara, göçü kontrol edemediklerinden dolayı iç güvenliği tehlikeye düşürenlere kızmakta sonuna kadar hakkınız var.

Mülteci kadın doğru bir soru soruyor: Bugün savunduğunuz Filistinliler gelip size sığınsalar ne diyeceksiniz?

Evet, bu sorunun cevabını ben de merak ediyorum: Onlara da diyecek misiniz: “Niye buraya gelip, ekmeğimize ortak oldunuz? Gidin ülkenizde savaşın!”

Bir de röportajı yapan ırkçı, üstenci, Kemalist kadına ne demeli? Atatürk heykelinin önünde duran Suriyeli öğretmene, “Hanımefendi siz ilk önce Atamızın olduğu şu yerden bir çekilin”

Sizce bu emir kipiyle kurulan cümle sıradan bir ifade mi? Tabii ki, hayır! Burada açıkça “kutsallarıma dokunma, yaklaşma!” demek istiyor. Devletin, şahısların, birtakım nesnelerin kutsallaştırıldığı, dokunulmaz kılındığı bir cahiliye geleneği yaşıyoruz. Mübalağa etmiyorum, sergilenen tavır gerçekten bir cahiliye anlayışı.

Toplumun potansiyelinde var olan ırkçılığın ülkedeki mülteci akınından sonra nasıl su yüzüne çıktığını, daha belirgin hale geldiğini hep beraber gözlemliyoruz. Bir parti düşünün ki, tüm propagandasını göçmenler/mülteciler üzerine kurgulamış ve bunun üzerinden neredeyse %6 ya varan bir toplumsal destek alıyor. Ne yazık ki diğer siyasal partilerin de bu mevzu ile ilgili ciddi bir politikaları yok.

Eğer bu insanların durumu ile ilgili olarak yeterince empati yapamazsak, mazlumun ve zalimin kimler olduğunu tefrik edemezsek korkarım ki, kadının bedduası Hak katında kabul görür ve ağlanacak duruma düşenler bu kez bizler oluruz.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept