Ankara, 29 Ekim 2022
HAYAT HİKAYEM
1960 Konya doğumluyum. İlk ve orta tahsilimi Konya’da tamamladım.
AİTİA Yönetim Bilimleri Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü mezunuyum. Ayrıca Siyasal Davranış Uzlanım Dalında yüksek lisans yaptım.
Memuriyete Maliye Bakanlığı’nda başladım. Vergi Denetçiliğiyle başlayan memuriyetim Sağlık Bakanlığı’nda Müfettiş, Başmüfettiş ve Teftiş Kurulu Başkanlığı ile devam etti. 2009 yılında ülkenin iyi yönetilmemesinin sonucu olarak, adaletin, siyasetin, sosyal ve ekonomik düzeninin kötüye gittiğini ve dönülmez bir çıkmaz sokağa girildiğini gözlemledim. Bu süreçte ilgilileri uyarmak için duyarlı bir grup arkadaşımla birlikte “Hak ve Adalet” arayışları bağlamında sivil toplumla ilgili çalışmalara öncülük ettim. Sivil siyaset alanında daha özgür mücadele edebilmek için çalışma sürem dolar dolmaz emekliliğimi isteyip, memuriyetten ayrıldım.
Daha memuriyetten ayrılmadan önce ve bürokraside önemli bir görevdeyken iktidar aktörlerinin şimşeklerini üstüme çekmek pahasına da olsa, 2005 yılında “Yapılan Yolsuzluklar”la ilgili yaşananları kamuoyu ile paylaşmak üzere bir panel organize ettim. İktidarıyla muhalefetiyle dürüst ve erdem sahibi sorumluların dikkatini “yolsuzluklar” üzerine çekmeye çalıştım. O günden, gelmekte olan büyük tehlikeyi görüyor ve bu saikle hem iktidarı ve hem de diğer politik aktörleri uyarmak istiyordum.
Ülke yönetimi adım adım adaletsiz, yolsuz bir rejime teslim oluyordu. İtirazlarımı yükseltmek için genç sayılabilecek bir yaşta emekli olarak 657 Sayılı Yasa’nın, haksızlıklara karşı duruşumu ve mücadelemi sınırlayan hükümlerinden kurtuldum ve sahada mücadeleye soyundum. Öncülük ettiğim sivil inisiyatif organizasyonlarıyla birlikte insan hak ve özgürlükleri için mücadele eden her örgütsel çalışmanın yanında olmaya gayret ettim. En son olarak da Türkiye’nin en eski insan hakları örgütü olan “Mazlum-Der” yönetiminde ve onun akabinde “Adalet Zemini” ve “Hak ve Adalet Platformu”ndaki çalışmalara destek verdim. Bunun yanında yaklaşık yirmi yıldır çeşitli mecralarda yayınlanan yazılarımla insanımızın sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel problemlerine dikkat çekiyor ve çözüm önerilerimi paylaşıyorum.
Yukarıda da belirttiğim gibi 2005 yılından beri ülkenin denge ve denetim mekanizmalarının gittikçe işlevsiz kılındığını, kamuda personel atamalarında ehliyet ve liyakatin gözetilmediğini, bundan dolayı adaletten uzaklaşıldığını sürekli dillendirdim. Ayrıca bu sürecin sonucu olarak ülkenin çok kötü bir akıbetle karşılaşabileceği öngörümü o tarihlerde iktidar üzerinde etkili olabileceğine kanaat getirdiğim bazı âkil kişi ve kurum yöneticileriyle paylaştım. Onlarca şahısla bu mevzuları müzakere ettim ve yaklaşan tehlikeye işaret etmeye çalıştım. Çünkü o dönemde iktidar aktörleri ve onları destekleyen siyasi çevrenin üzerinde etkili olabilecekleri düşüncesiyle bunlarla görüşmeler yaptım. Türkiye’nin denge-denetim mekanizmalarının işlevsiz hale getirildiğini ve bu gidişatın bu minval üzere devam etmesi durumunda yakın bir gelecekte Türkiye’nin kötü sonuçlarla karşılaşabileceğini kendileriyle paylaştım. Hak vermelerine rağmen ne yazık ki beklediğim anlamda bir duruş ortaya koyamadıkları gibi bir süre sonra hepimizin malumu olduğu üzere gidip iktidarın yanında konumlandılar. Bu insanlar ve benzeri onlarcası halen hayattalar. Muhtemelen bu ifade ettiğim hususları inkar etmeyecek; teyit edeceklerdir. Ayrıca çevremdeki yüzlerce dostum da bu mücadeleme tanıktırlar.
Aslında en önemli hedeflerimden birisi, çok sonraları Sn. Kılıçdaroğlu’nun önderlik ettiği “Adalet Yürüyüşü”nün ötesinde bir “adalet ittifakı” oluşturmaktı. Çünkü Ak Parti iktidarının bu anti demokratik, hukuksuz siyasetine ilk itirazın kendi mahallelerinden gelmesini bekledim. Yıllarca insan hakları ihlallerine muhatap olan ve en son 28 Şubat sürecini yaşamak durumunda kalan mahalle mukimlerinin dün yaşadıklarını bugün kimseye yaşatmamak konusunda dinamik bir karşı tavır ortaya koymalarını bekliyordum. Bir avuç insan dışında kimse tavır almaya, ahlaki bir duruş ortaya koymaya cesaret edemedi. Ve ne yazık ki, bu çırpınışlarımıza cevap alamayınca Türkiye, 15 Temmuz gibi bir facia ve sonrasında da yaşanan büyük ölçekli insan hakları ihlalleriyle tahminlerimin ötesinde büyük bir tahribata ve yıkıma uğradı.
Peki, bütün bu olumsuzluklar karşısında pes ettim mi? Hayır! Sadece muhatap aktörler, kitle ve gelecek öngörüleri ve çözüm tarzları üzerinde birtakım tashihler yaparak yeni mücadele alanları oluşturmak konusunda yine dostlarımla bir arayışın içerisinde olduk. “Sivil Siyaset Girişimi” bunlardan biriydi. Burada da tahayyül edilen siyasal hareket için eski siyasetçiler, kanaat önderleri ve alanla ilgili akademisyenlerle beyin fırtınaları, atölye çalışmaları yaptık. Ancak şu tecrübeyi edindim; bu tür ekip çalışmalarında sonuç almak, bir eylemliliğe dönüştürmek gerçekten zor. Sözden fiile geçirmek konusunda ciddi engeller çıkıyor. Aslında beş yıl önce siyasal alanda varlığını gösterecek bir siyasal hareket girişimi sırf benzer nedenlerle akim kalarak bugünlere gelindi. Günün sonunda bir grup arkadaşımızla şu karara vardık; başlangıç için bir adım atılmayınca sürüncemede kalıyor. Onun için de başlangıç için bir adım atıyoruz.
Bugün Türkiye için bilmem ama kendi adıma tarihi bir anı yaşıyorum. Kırk yıllık gerek teorik ve gerekse izleme, gözlemleme suretiyle siyasete dair edindiğim tecrübeler ışığında, bu göreve talip olmamın ülkem ve vatandaşlarım için bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum.
Türkiye’nin partisiz bir Cumhurbaşkanı adayına ihtiyacı olduğu izah götürmeyecek kadar açık bir siyasal gerçek. Bu seçim bir bakıma bir geçiş dönemi (restorasyon) seçimi olacak. Bu geçiş döneminin sağlıklı, kazasız ve belasız geçmesi; sonucunun bir rövanşa dönüşmemesi, galipler ve mağluplar gibi bir psikolojinin hasıl olmaması için partisiz bir Cumhurbaşkanı adayının isabetli olacağı kanaatindeyim.
Geçmiş ve bugünkü siyasi duruşum nedeniyle bütün toplumsal kesimlerden ve parti tabanlarından yoğun destek göreceğimi umut ediyorum.
Bu yola ne pahasına olursa olsun kazanmak için çıkmıyorum. Bu sefere mecbur olduğum hissiyatıyla çıkıyorum. Halkın iştirak etmediği bir kurtuluş mücadelesinin sonuç alıcı olmayacağı izahtan vârestedir. Bizatihi iştirak etmediğimiz kurtuluş mücadelesi, fani bir lidere ve partisine emanet edilen devlet idaresi bize kurtuluş kapısı aralayamaz; olsa olsa yeni krallıklar / saltanatlar inşa eder, tıpkı şu an yaşadığımız gibi…
Temennim odur ki, “iyiler, namuslular, erdemliler, ahlaklılar kazansın; kötüler, ahlaksızlar ve zalimler kaybetsin.
Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığına aday olmak ciddi bir sorumluluk gerektirir. Bunun ne denli ağır bir yük olduğunun ve ne kadar büyük bir sorumluluk gerektirdiğinin farkındayım.
Buna rağmen neden ve nasıl böyle bir ağır yükün altına girmek arzusundayım?
GEREKÇELERİM
Gerekçelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum…
Gençlik yıllarımdan bu tarafa ilgi duyduğum siyaseti bir partiye dahil olmak suretiyle yapmayı arzu etmedim. Böyle bir tercihte bulunmanın farklı mülahazaları vardı. Bugüne kadar hiçbir siyasal partiye üyeliğim bile olmadı. Siyaset arenasındaki olumsuz tablo beni aktif siyasetten uzak tuttu. Onun için bugüne kadar erdemli, ilkeli siyaset özlemi çeken benim gibi insanlar genellikle aktif siyasete mesafeli durdular. Erdemli ve ilkeli bir siyaset adına hep ilmi ve ahlaki duruşuna itimat ettiğim dostlarıma, önderlik etmeleri konusunda teklifler götürdüm. Ne yazık ki, bu tekliflere de farklı mülahazalarla olumlu bir karşılık alamadım. Siyasetin temiz ve dürüst bir kulvara evirilmesi, siyasetle uğraşanların hesap verebilir, şeffaf olmaları, ilkeli davranmaları gerektiği yönündeki kanaatimi bulunduğum her ortamda savunarak bir farkındalık oluşturmak istedim. Bu tutum ve duruşumla ilgili beklentilerim nedeniyle uzun yıllar siyasal örgütlerden gelen tekliflere kapalı oldum; o sorumluluğu taşıyıp, taşımama konusunda endişelerimi aşamadım.
Evet, önümüzdeki seçimlerle ilgili olarak da uzun süredir bir bekleyiş içerisindeydim. Türkiye’de yeni bir siyasal, sosyal ve ekonomik dönüşümü sağlayabilecek, kamunun kaynaklarını israf etmeyecek, adaleti önceleyecek, kapasiteli, tecrübe ve birikimli bir aday çıkar mı umuduyla bekledim. Ne yazık ki, bugüne kadar bu özelliklerle mücehhez bir adayın isminin dahi telaffuz edilmediğini görüyorum. İsimleri telaffuz edilen onlarca siyasi “aktör” için burada bir değerlendirme yapmayı doğru bulmuyorum. Ancak ismi geçen aday adaylarını kendimle mukayese ettiğimde bu görevi daha iyi ifa edebileceğim kanaatine vardım ve çevremle de yaptığım istişarelerden sonra bu zorlu kararı verdim.
Bütün bunlara rağmen şunu ifade etmeliyim; Elbette seçilme koşullarını haiz olanlar içerisinde “en uygun aday benim” gibi bir iddiam olamaz. İnanıyor ve itimat ediyorum ki, bu ağır sorumluluğu benden daha iyi ifa edebilecek yüzlerce / binlerce insan vardır. Ben sadece kendi bakış açımdan, uygun / isabetli bir aday olduğum kanaatine vardığımdan dolayı bu kararı aldım. Umut ve dua ederim ki, kararımda isabet etmişimdir.
Ne yazık ki, Türkiye siyasetinin kronik hastalıklarından birisi de bu tür görevler için popülarite / tanınmışlık veya aristokrat bir kimliğe sahip olmak şeklinde bir şart varmış gibi düşünülmesi ve ifade edilmesidir. Aday olabilmek adeta bu iki temel şarta indirgeniyor; ya aristokrasiden ya da popüler kimliklerden birisine sahip olmak gibi… Halbuki özellikle kriz dönemlerinde toplumlarının dönüşümü, daha ziyade adı sanı önceden duyulmayan insanların önderliğinde gerçekleşmiştir. Bu tarihi bir hakikattir.
NASIL BİR ADAY PROFİLİ?
Cumhurbaşkanlığı adaylığı için olması gereken temel özelliklerin şunlar olabileceği kanaati ve görüşündeyim;
Akıl ve vücut sağlığı yerinde olmak;
Dürüst, ahlaklı, erdemli, adil, çalışkan ve idealist bir kişilik özelliğine sahip olmak;
Analitik tahlil; mukayeseli karşılaştırma yapabilme, muhakeme yeteneği güçlü, yönetim konusunda bilgi ve beceri sahibi olmak;
Diyaloğa açık olmak; tüm toplumsal katmanların sorunlarının, beklentilerinin, heyecan ve mutluluklarının farkında olmak. Aynı zamanda, onların hak ve özgürlük alanlarını bilen, iletişime açık ve empati kurabilen bir karaktere sahip olmak;
Seçilecek Cumhurbaşkanının asli misyonunun bir restorasyon süreci başlatmak ve sürdürmek; toplumu bir bütün olarak hukuk güvencesi altına almak olduğu gerçeğinin idrakinde olmak;
Siyasal partiler arasındaki koordinasyonu bir orkestra şefi ciddiyeti ve başarısıyla yürütebilme ehliyetine sahip olmak;
Devlet, bürokrasi, siyaset kurumu ve genel hukuk düzeni ile ilgili olarak bilgi ve tecrübe sahibi olmak;
Toplumsal kesimlerin sosyal-kültürel, ekonomik, siyasal alanlarda karşılaştıkları hak ve hürriyet yoksunlukları, ihlalleri konusunda fikir ve hassasiyet sahibi olmak ve çözüm önerileri geliştirebilmek;
Kamu kurumlarında görev alacak üst düzey personelin ehliyet ve liyakatlerini ölçebilme ve değerlendirme kabiliyetine sahip olmak; bu anlamda bir uzman kişi portföyüne sahip olmak;
Türkiye’nin içeride ve dışarıda dönüşümünü ve hak ettiği çoğulcu, adil ve demokratik karaktere ulaşabilmesini temin edebilecek vizyona sahip olmak;
Cumhuriyet tarihinin en zor seçimi olma ihtimali olan 2023 seçiminin sonunda kazanan adayın herhangi bir rövanşist tutum ve davranışa iltifat etmeyecek bir kişilikte olması ve onun için de mevcut partilerin hiçbirine mensubiyetinin olmaması.
RESTROSYAN ADINA NELERİ YAPACAĞIZ?
1. Biliyoruz ki, bütün olumlu ve olumsuz gelişmelerin lokomotifi ve muharrik gücü hukuk düzenidir. Onun için de öncelikli olarak hukuk düzenini hızlı bir şekilde restore ederek işe başlayacağız. Bunu başarmak için ülkenin yetişmiş yetkin hukukçularından ve sosyal bilimcilerinden oluşan hukuk komisyonları teşkil edeceğiz. Temel hak ve özgürlükleri garanti altına alacak yeni bir anayasa için toplumsal mutabakat arayışı içerisine gireceğiz. Bunu sağlamak bağlamında bütün imkanları seferber edeceğiz.
2. Kamu hizmetlerinin sunumunda, hiçbir ayırım yapmadan tüm toplumsal kesimler arasında adil muamelede bulunacağız; Kimseye öncelik vermeyeceğiz, kimseyi kayırmayacağız.
3. Yeni Anayasa ile ülkeyi daha demokratik, daha adil bir seçime götürmenin hukuki altyapısını hazırlayacağız.
4. Denge-denetim bağlamında kuruluşların görevlerini ifa edebilmelerinin önündeki tüm engelleri kaldıracağız. Öldürülen sivil örgütlenmeye yeniden can suyu verip, devlet dışı sivil örgütlenmelerin önünü açacağız.
5. Bozulan kamu düzenini; kurumsal fonksiyonları yeniden tashih / ıslah edip fonksiyonel hale getireceğiz.
6. Kamu hizmetlerinden harekesin eşit ve adil bir şekilde yararlanmasının önündeki tüm engelleri kaldırarak, yasalar karşısında “eşit yurttaş” prensibini bütün yasal düzenlemelere yedireceğiz. Nepotizme asla geçit vermeyeceğiz.
7. Kamuya personel alımında ve atamalarda uzmanlığa, ehliyet ve liyakate riayet edeceğiz. Geçmişte bu şekilde yapılmayan tüm atamaları yeniden değerlendirmeye tabi tutacağız.
8. Kamu harcamalarını en asgari seviyeye çekip sıkı bir tasarruf politikası uygulayarak halkın temel ihtiyaçlarını önceleyecek bir üretim seferberliği başlatacağız. Bunu başarmak için ilgili tüm kurumları ve teknik personeli harekete geçireceğiz. Masa başı bürokratik işlemleri asgariye indirip kamu hizmetlerini halkın ayağına götüreceğiz.
9. Mevcut ekonomik krizi aşmak için acil-kısa, orta ve uzun ölçekli planları devreye koyacağız. Acil tedbir olarak bütün merkezi ve yerel kamu imkanlarını harekete geçirerek, halkla birlikte üretim sahalarında seferberlik ilan edeceğiz. Sivil ve tüm askeri personeli bu süre içerisinde üretim sahalarında değerlendireceğiz. Ve tahminimiz o ki, iki yıl içerisinde yoksulluğu sıfırlayıp; refaha açılan kapıları açacağız. İnşallah en fazla yedi yıl içerisinde ileri, müreffeh ülkeler arasında bize yakışan konuma yerleşeceğiz. Yerli ve yabancı sermaye yatırımı için ülkeyi güvenli bir liman haline getireceğiz.
10. Dış politik anlamda Cumhuriyetin kurucu iradesinin beyanı ile “yurtta sulh; cihanda sulh” ilkesini dış politika anlayışımızın temel harcı yapacağız. Mümkün olabilecek en üst düzeyde dünya barışına hizmet edecek ve bu anlamda iradesini icraya kadir ciddi bir devlet politikası oluşturma anlamında ülkenin diplomatik müktesebatından yararlanacağız. Hiçbir ideolojik yargıya, komplekse takılmadan bu alanda üretilen bilgi ve tecrübeden yararlanacağız.
11. Başta AB olmak üzere çağdaş dünyanın hukuk, ekonomik ve sosyal kurumları içerisinde özgün kimliğimizle temsil edilmeyi ve o kurumsal yapılarda birlikteliklere katkı sunmayı; etkin olmayı dünya barışı adına bir ödev olarak görüyoruz.
12. Savunma ve güvenlik politikalarımız, saldırgan ve emperyalist amaçlı değil, adaletin emrinde “dünya barışının teminatı” olarak planlanacaktır.
13. Eğitimde temel politikalarımızdan biri, bugüne kadar üretilen bilgiden ve evrensel tecrübeden yararlanmak, çocuklara ve genç dimağlara inovasyon ruhu aşılamak olacaktır. Bunun yanında; muhakeme gücünü besleyecek her türlü tedbir ve uygulama zaman geçirilmeden hayata geçirilecektir. Bu anlamda ilkokuldan başlayarak bütün eğitim ve öğretim süreçlerinde “mantık dersi” mecburi ders olarak müfredat programlarında yer alacaktır. Eğitimde fırsat eşitliği adalet anlayışımızın vazgeçilmez temel esasıdır.
14. Halk dalkavukluğu yapılmayacak; popülizme iltifat edilmeyecektir. Halkın görüş ve önerileri elbette dikkate alınacak, ama bunlar arasında önceliklendirme ve ehemmiyet ayrımı gözetilecektir.
15. Yönetimin olmazsa olmaz ilke ve değerlerini öne çıkarıp yeni bir yönetim inkılabının kültürel simgelerini zihinlerde kalıcı birer imge olarak yer etmesi ve uygulamaya konulması için teknik olarak ne yapılması gerekiyorsa onları yapmaya çalışacağız.
16. Siyasete ahlaki bir boyut kazandırmak için başta yasal düzenlemeler olmak üzere bütün alanlarla ilgili tashih ve ıslah çalışmaları yapılacaktır.
17. Siyaseti bir rant, geçim kapısı olmaktan çıkaracağız. İnsanların ibadet şevkiyle yapacakları bir hizmet anlayışını geçerli kılacağız. Buna istinaden başta Cumhurbaşkanı olmak üzere bütün siyasal aktörlere her yıl düzenli mal bildirimi zorunluluğu getireceğiz. İzah edilmeyen her zenginleşme için takibat ve sorgulama kapısını açık tutacağız. Siyaseti bir sefa kapısı değil; cefa kapısı olarak tashih edeceğiz.
18. Bu ülkenin gerek etnik ve gerekse inançsal olarak bir toplumsal çeşitliliğe sahip olduğu bilinci ile hareket edip “insan” ortak paydasında bütün bu farklılıkları ülkenin zenginliği sayıp, onların kendilerini ifade etmeleri ve geliştirmelerinin önündeki tüm engelleri kaldıracağız. Evrensel hukukun tanıdığı hiçbir hakkı yurttaşlarımızdan esirgemek gibi bir zulmün failleri olmayacağız.
19. Dini / inançsal değerlerin siyasetin propaganda malzemesi olarak kullanılmasına müsaade etmeyeceğiz, hoşgörü ile bakmayacağız.
20. Dini azınlıkların hak ve hukukunu, en az bu ülkedeki sayısal çoğunluğa sahip olan Müslümanların hak ve hukuku kadar muteber görüp koruyacağız. Bu anlamda herkesin kendilerini güvende hissedecekleri bir siyasal iklimi topluma hâkim kılacağız.
21. Siyasal partilerin eşit şartlarda siyasal mücadele vermelerinin önündeki engelleri kaldıracağız. Bu, demokrasinin kökleşmesi ve gelişmesi için olmazsa olmaz şartımızdır. Bu anlamda tüm baraj ve engellerle birlikte hazine yardımını da kaldıracağız.
22. Seçimlerden sonra oluşacak yeni meclisin yasama faaliyetlerini özgür bir şekilde yerine getirmesi için gerekli tüm yasal çalışmaları, düzenlemeleri yapacağız. Bu kapsamda, yasama dokunulmazlığı ilkesinden hareketle mecliste temsil edilen tüm partilerin ve milletvekillerinin kendilerini ifade etmelerinin önündeki yasal ve psikolojik engelleri kaldıracağız. Demokrasiler azınlıkların da kendilerini ifade edebildikleri rejimlerdir.
Bütün bu sıraladıklarımdan sonra vatandaşlarımıza kısaca son mesajım da şudur:
Eğer görevi tevdi ederseniz; sizinle bir sözleşme içerisine gireceğiz. Çünkü şunu iyi biliyorum ki, bugünkü problemlerimizi çözmek sadece bir kişinin, bir faninin tek başına yapabileceği bir şey değildir. Böyle diyen varsa yalan söylüyordur; bilerek veya bilmeyerek sizi aldatıyordur. Bu çetin ve dikenli yolda beraberce, el ele vererek yürüyeceğiz.
Size, “bize oy verin; bize güvenin, gerisine karışmayın” diyenler farkındalar veya değiller; sizi gerçekten aldatıyorlar. Öyle bir şey yok. Demokrasi dediğimiz rejim, zaten sadece oy vermekle iktifa edilecek bir süreç değil. Tam aksi, oy verdikten sonra hesap soralabilirlik bilinci içerisinde her an, her daim emanet tevdi ettiği kişiyi / kişileri denetlemektir, hesap sormaktır.
Bu süreçleri işletemezsek, toplumun en ahlaklı, en dürüst insanlarını da başa getirseniz, onlar da zaman içerisinde bozulacaklardır. Çünkü Lord Acton’un da ifade ettiği gibi bu gücün, bu iktidarın bozamadığı insan sayısı çok azdır. Nice insanları yolundan etmiş / çıkarmıştır. Onun için de demokrasinin en önemli denetleme araçları olan denge ve denetim mekanizmalarının işletilmesi konusunda aktif, sürdürülebilir bir gelenek bir kültür oluşturma gayreti içerisinde olacağız.
Bu anlamda geçmişimiz geleceğimizin şahididir.
Bu duygu ve düşüncelerle, toplumun hizmetinde ve toplumsal mesuliyet bilinci içinde, Cumhurbaşkanlığına aday olduğumu kamuoyuna duyurur, bu konuda desteğinizi eksik etmemenizi temenni ederim.
Tabandan tavana yükselen bir demokrasi örneği ortaya koyma dileğiyle…
Saygılarımla
Fahreddin Dağlı